Alkış değil dozer yıktı

Çok konuşuldu, tartışıldı. Yıkılacak mı, yıkılmayacak mı? Sivil toplum örgütlerinin, çeşitli kurum ve kuruluşların eylem, gösteri, basın açıklaması nedeni oldu.


Çok konuşuldu, tartışıldı. Yıkılacak mı, yıkılmayacak mı? Sivil toplum örgütlerinin, çeşitli kurum ve kuruluşların eylem, gösteri, basın açıklaması nedeni oldu. “Yıktırmayacağız! yıkılmaması için gerekirse dozerlerin önüne yatarız” dendi. Alkıştan yıkılsın istendi, dozerlerden, iş makinelerinden değil. Olmadı. Muhsin Ertuğrul Sahnesi alkışla değil dozerlerle, kepçelerle yıkıldı. Sessiz sedasız, dozerlerin önüne kimse yatmadan hem de. Şimdi ise bu enkaz üzerinde “yenisi yapılacak mı, yapılmayacak mı?” tartışmaları başladı. Bütün bu tartışmalara ve Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkımına dair görüşler aldık.
Orhan Alkaya (Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni): Yeniden açacağız
Bundan sonraki hedefimiz 2009 Ekim’inde Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nu açmak. En iyi donanımıyla, en çağdaş koşullarda yeni sahnemizi açmak. Bunun yanında yürüyen projelerimiz var. Müsahipzade Celal Sahnesi yenilendi ve gerçekten şu an İstanbul’un en nitelikli sahnesi haline dönüşerek açıldı 15 Nisan’da. Vatan Caddesi’nde yeni bir tiyatro binası yapıyoruz. Bugün onun şantiyesinde proje üzerinde çalıştık. Reşat Nuri sahnemizi oraya taşıdıktan sonra mevcut Reşat Nuri Sahnesi’ni Deneme Tiyatrosu yapmayı hedefliyoruz. Keza Kerem Yılmazer sahnemizi, bağımsız çocuk tiyatrosuna dönüştüreceğiz. Beyoğlu projesi yürüyor. Bu proje başarıldığında Cumhuriyet tarihinin en önemli projelerinden biri gerçekleşecek. Bir mimari proje yarışmasıyla yapılması ayrıca çok önemli. Yani biz yolumuza devam ediyoruz. Bundan sonrası artık hem bu süreçleri izlemek, hem de nitelikli bir sanat repertuvarı, tiyatro repertuvarı oluşturmak. Bildiğiniz gibi burada 2 Mart’ta inşaat başlamıştı. Dozerler, deliciler, kırıcılar girdi içeri. 27 Mart’taki protesto dışında buraya gelen giden olmadı. Bırakın dozerlerin önüne yatmayı, buraya uğramadılar. En son 5 ve 6 Nisan’da burada oyuncu seçme sınavı yaptık. 6 Nisan gecesi çıktık oradan. Herhangi bir eylem filan olmadı. Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkımında Orhan Alkaya’nın da payı olduğu koskoca bir yalandır. Bunu söyleyenler de yalancıdır. Benim sorumluluğum yeni tiyatrolar yapmaktır.
Fikret Oğuz (Mimarlar Odası): Yasaya aykırı
Yıkım sürecinin başlangıcı hukuki değildir. Çünkü yıkımın başladığı süreçte Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin olduğu bölgeyle ilgili olarak, Anıtlar Kurulu tarafından herhangi bir karar verilmemiştir. Biliyorsunuz, orası Nisan 2007’de SİT alanı olarak ilan edildi. SİT alanı olarak ilan edilen bir yerde, Kültür Tabiat Vakıfları Kanunu’nun 9. maddesine göre kurul kararı olmaksızın kazım, sondaj, yıkım, inşaat gibi herhangi bir faaliyet yerine getirilemez. Dolayısıyla, kurul da orayla ilgili herhangi bir proje onaylamamışken yapılan yıkım, hukuk dışıdır. Kararın çıktığına dair söylentilere gelince; evet karar çıktı, Anıtlar Kurulu uygulama projesini uyguladı. Ancak yıkım Anıtlar Kurulu’nun onayından önce başlamıştır. Anıtlar Kurulu geçtiğimiz hafta onaylamıştır kararı. Oysa yıkım bir buçuk ay önce başlamıştır.
Mustafa Demirkanlı: Yitirdiklerimiz ne olacak?
Tek başlıkta tartışmanın doğru olduğunu düşünmüyorum. Ana proje olan Kongre Vadisi ve bu projenin kentsel dokuyu bozması, şehir merkezinde böylesine yoğunluk artırıcı bir yapılaşmanın olmasının sıkıntı yaratacağını düşünüyorum ve onaylamıyorum. Oluşan rantın paylaşımı ise apayrı bir konu. Bunu belirttikten sonra Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ne bakarsak, bu proje kapsamında gündeme geldi, yani bütünün küçük bir parçası. Kongre Vadisi projesi olmasa, Muhsin Ertuğrul Sahnesi projesi de olmayacaktı. Muhsin Ertuğrul Sahnesi için gerek plan ve projelerin var olması, gerekse de 2 No’lu Koruma Kurulu’nun onayının Muhsin Ertuğrul Sahnesi için bir tehlike olduğunu düşünmüyorum, kaldı ki daha büyük rant alanının oluştuğu bir projenin içindeki Muhsin Ertuğrul Sahnesi, tartışmaları başka yana kaydırmak için çok elverişli bir zemin oluşturdu. Eğer siyasi bir kimliğim olsaydı, Kongre Vadisi’ni gözlerden uzak tutmak için Muhsin Ertuğrul Sahnesi tartışmalarını el altından körüklerdim. Daha iyi bir kamuflaj olamazdı. Bana göre “esas” gözlerden kaçırılmış durumda, Muhsin Ertuğrul Sahnesi yapılacak, daha da iyisi yapılacak ama bu arada orada oluşan rant ve bölüşümü tartışmaların dışında kalacak. Şunu biliyoruz ki, Kongre Vadisi için ihale bile yapılmadan “Sembol ile Taca İnşaat Ortak Girişimi”ne verildi, bu ihalenin karşılığı kamuya sadece Muhsin Ertuğrul Sahnesi olarak dönecek sanırım. Tiyatro için kötü mü? Kesinlikle değil, hatta çok da iyi olacak, ama diğer yitirdiklerimiz ne olacak?!.
Orhan Aydın: Perde kapanmayacak
Uzunca bir zamandır Karanlığa Karşı Sanat Cephesi içerisinde toplanan İstanbul’daki bütün sivil toplum örgütleri, kurum ve kuruluşlar, bağımsız veya örgütlenmiş sanatçılar, bir araya gelerek Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkılmaması için ortak bir akıl oluşturmaya çaba harcamıştık. Geçen yılki Dünya Tiyatro Günü’nde bu ortak akıl ortaya çıkmış ve “AKM değil AKP yıkılacak” sloganı içerisinde insanlar bir araya gelmişlerdi. Ama görüldü ki İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin uzaktan kumandalı Belediye Başkanı, merkezi hükümetin aldığı kararları uygulayarak Harbiye Muhsin Ertuğrul gibi Türkiye ve dünya tiyatrosunun ustalarının sözcüklerinin biriktiği bir salonu yerle bir etme kararı alıp uyguladılar.
Yeni bir sahneyi yapacak yüzlerce dönüm araziye sahip İstanbul Büyükşehir Belediyesi, buradaki sözcükler üzerine dozerlerle çıkmak istiyor. Bu alan İstanbul’un kültürel alandaki incisidir. Yeni bir rant alanı yaratmak için İstanbul Belediyesi oraya kazmalarını, küreklerini, dozerlerini göndermiş durumda. İhaleyi alan şirket iyice araştırılmalıdır. Yaptıkları şeyler kanunsuzdur. Yasa arkadan işletilmiştir, çünkü Başbakan’ın talimatları vardır. Bu ülkede önce sanat alanları AKP’den kurtulabilmelidir. İşçiler, yurtseverler, devrimciler, demokrasi ve özgürlük mücadelesi verenler birlikte davranırlarsa, bu karapara aklayıcıları, bu rantçıları tarihin sayfalarına gönderebilirler. Ama Harbiye Muhsin Ertuğrul’da perde kapanmayacaktır.
Oradan pis kokular geliyor. Bunun altında kimlerin olduğunu tek tek halka ifşa edeceğiz. Belki dozerlerin üstüne çıkamadık ama sözcüklerimiz orada dolaşıyor ve ellerimiz bu emperyalist işbirlikçilerin yakasında olacak. (İstanbul/EVRENSEL)

Mehmet Esatoğlu: Dozer acımasız

İstanbul’da Harbiye’deki Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu yıkılıyor. Dozer acımasız. İlk darbeyi indirdiği bölge Muhsin Ertuğrul’un odası. Dinci kapitalist için oranın bir önemi yoktur. Acımasızca yıkar. Kimin için yıkıyor? 2009’da buraya gelip Türkiye’yi yeni borçlar içine sokup canına okuyacak para babalarının toplantısı için. Binanın sahipleri, sanatçılar tatlı vaatlerle kandırıldı. Muhalif sesler en son 27 Mart 2008 günü orada yükseldi. O gün binayı sahiplenmesi gerekenler orada yoktular. Şimdi tüm sesler sustu. Dozer bütün bir tarihi paramparça ederek ilerliyor. Bu sahnede Münir Özkul, Şener Sen, Ani İpekkaya, Sezai Alptekin, Tomris İncer, Oktay Sözbir gibi onlarca oyuncu oynadı. Tiyatro şenlikleri yapıldı. İzleyiciler oyuncuları defalarca alkışlarla sahneye geri çağırdılar. İnsanlar sanatın mutluluğu ile savaşın, şiddetin, magazinin dışında saatler yaşadılar. Dozer bunları ne bilsin? Tıpkı bunların ne anlama geldiğini bilmeyen, dini imanı para olmuş, dozere “yık” diyenler gibi.

Yılmaz Onay: Güvenmek mümkün değil

İki taraf var. Bir taraf yeni binanın yapılacağına inanıyor. Ama bu iktidara güvenmek mümkün değil, mesele burada. Diğer yandan buna inanan arkadaşlar, alet olmuş gibi görünüyor. Yani iki ucu kötü bir değnek. Açıkçası bu iktidar ve bu belediye başkanları tiyatro sanatçılarını karşı karşıya getirmeyi başardı. Çünkü oraya, o binanın yerine tam onun gibi bağımsız bir bina yapacaklarını iddia ediyorlar. O zaman biz diyoruz ki, yapacağınız binanın maketini koyun. Koymuyorlar, niye koymadıklarını da açıklayamıyorlar. Ama Orhan Alkaya buna inandığına göre ben de inanırım. Bu iktidarın ve belediyenin verdiği başka sözleri de tutup tutmadığı belli değil. İstanbul Belediyesi’nin İstanbul’a yaptığı en büyük kötülük, Şehir Tiyatroları’nı Katma Bütçe’den çıkarmasıydı. Birazcık özerkliği vardıysa onu da yok etti. Burada sorumluluk alan arkadaşlara bir şey söylemek mümkün değil. Onlar durumu yine de tiyatronun lehine, insanların lehine kurtarmak istiyorlar. Zaten bu konuda fazla bir yaptırımları da yok. Akla “O zaman niye ordalar” gibi bir soru gelebilir. Ben buna katılmıyorum. Yani neyi kurtarırsak tiyatro adına, sanat adına, o kârdır. Sadece onlara bu iktidara güvenmemeleri gerektiğini hatırlatabilirim. O görevlerini bıraksınlar demiyorum. Bu iktidar adına “Bunlar daha iyisini yapıyorlar” deyip o sorumluluğa katılmasınlar diyorum. Yani “Bu iktidara güvenin” tavsiyesi risklidir. Ama yapılırsa ne ala. Yapılırsa bu sefer suçlayanlar mahcup olur. Ama şimdiye kadar hiç mahcup olmadık maalesef.

Sağ kolum koptu sol gözüm acıyor

Bu sabah bir sızıyla uyandım yatağımdan.
Sağ kolum yoktu.
Bağırmaya başladım.
Kolum! Kolum!
Yok kalp krizi değil bu sefer.
Daha ağır, daha acıtıcı!
Vücudumdan bir parça kopartılıyordu!
Hem de kepçelerle, iş makineleriyle!
İş makineleri işyerimi ısırıyordu.
Parçalamak, öğütmek için!
İş makinesini kullanan arkadaşım duvarları değil
Ruhları parçaladığını biliyor muydu o sırada?
Bence bilmiyordu!
Yoksa kollarımızı, bacaklarımızı, ciğeri-mizi parçalar mıydı?
Tiyatrolar yaşarlar.
Binalar canlıdırlar.
İçinde çalışıp yaratanların teriyle,
Nefesiyle yoğrulmuştur harçları.
Her gelen bir tuğla eklemiştir varlığına.
Her gelen bir toz kapmıştır sahnesinden.
Bir süre sonra göğe uçuşacak bütün toz parçacıkları.
Tüm dünya, tüm Türkiyeliler içinize çekin bu toz bulutlarını
Muhsin Ertuğrul’un, sevgilim Savaş Dinçel’in ve nice aşklarımızın
Tadını alacaksınız yüreğinizde...
Işıl Kasapoğlu, 17 Nisan 2008


Nihat İlbeyoğlu
www.evrensel.net