RAMP IŞIKLARI

  • Aziz Nesin’i bilen çoğu insan çevresinde absürd (akıl dışı) ya da gerçeküstü bir olay karşısında kendini alamaz ve şaşkınlığının yanı sıra hemen bir benzetme yapar ve ‘tam Aziz Nesin’lik bir olay’ diyerek benzeri bir olayı anlatmaya girişir.


    Aziz Nesin’i bilen çoğu insan çevresinde absürd (akıl dışı) ya da gerçeküstü bir olay karşısında kendini alamaz ve şaşkınlığının yanı sıra hemen bir benzetme yapar ve ‘tam Aziz Nesin’lik bir olay’ diyerek benzeri bir olayı anlatmaya girişir.
    İşte bunlardan bir tanesi de gerçekten Aziz Nesin’in önce roman olarak, ardından da sahneye uyarladığı, komedisiyle birlikte içinde mizah, ironi ve eleştirel yaklaşımı da barındıran “Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz” adlı komedisi yeniden sahnelerde.
    Şimdiye kadar tiyatro sahnelerinde en çok oynanan ve en çok seyirci toplayan, izleyenlerin gülmek, düşünmek ve sorgulamak fırsatını bir arada yaşadığı, hocam Ayşegül Yüksel’in deyimini ödünç kullanarak söylersem ‘ciddi eleştirel komedi’nin başyapıtları arasında gösterilen oyunu “Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz” İstanbul Şehir Tiyatroları’nda Yönetmen Kenan Işık’ın yeniden kurguladığı yapısıyla seyircinin karşısına çıkıyor. Kenan Işık’ın daha önce Devlet Tiyatroları’nda benzer bir sahne uygulamasıyla seyirciyle buluşturduğu oyun, Şehir Tiyatroları’nda daha genç bir kadro ile sahneye getiriliyor.
    Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz’da bir kasabada Yaşar adlı bir gencin kendisine nüfus kağıdı çıkarmak istemesiyle başlıyor öykü. Devletin nüfus müdürlüğü Yaşar’ın yaşamadığını,1915 yılında Çanakkale’de şehit olduğunu iddia ediyor, Yaşar oysa yaşıyor ve canlı olarak karşılarında duruyordur. Yaşar kendisinin yaşadığını kanıtlamak için uğraşırken cinnet geçirir ve cezaevini boylar.
    Aziz Nesin’in devletin bürokratik mekanizmasının hantallığı ve vurdumduymazlığına ilişkin eleştiri ve taşlamalarını yetkince kurguladığı oyun, sahnede Kenan Işık’ın şarkılı danslı seyirlik yorumu ve biçimsel anlatımıyla izleyicilerin beğenisini kazanıyor.
    Müziklerini usta besteci Timur Selçuk’un yaptığı oyunun kareografisini Çiğdem Gürel ve Kenan Işık birlikte düzenlemişler. Dekor tasarımını Rıfkı Demirelli ve Emin Kaplan, kostüm tasarımını Duygu Türkekul’un yaptığı bu üç saatlik oyunun ışık düzenlemesi ise Mehmet Fatih Haroğlu’na ait.
    Kenan Işık, yorumunda ilginç bir reji konsepti ortaya çıkarıyor. Genç bir kadro ile kotardığı oyunda Işık, rejisini oyun içinde oyun biçiminde düzenleyerek oyunu cezaevindeki mahkumlara Yaşar’ın yaşam öyküsünü oynatarak anlatıyor. Epik bir biçemle kurgulanan anlatım, bütün sahne unsurlarının doğru ve yerinde kullanımıyla seyircinin beğenisini kazanıyor. Timur Selçuk’un müzikleri ve kareografinin şarkılara uyumlu yetkince düzenlenişi öykünün görsel anlatımına estetik olarak özel bir anlam katıyor.
    Yorumda öne çıkan düşünsel ve toplumsal ileti ise bir anlamda bıçak sırtında geziniyor. Yaşar, devletin kendisini ezmesi ve yaşama olanağı vermemesi üzerine cezaevine düşüyor ve ‘Kara Kaplı Nizami’ olarak cezaevinden çıkıyor. Kara Kaplı Nizami mafyalaşmış bir kimlikle toplumsalın içine dahil oluyor. Burada mafyayı meşrulaştırma gibi bir anlama yönelme riskini barındırıyor Kenan Işık’ın görsel ve düşünsel yorumu. “Sen adama kimlik vermez, resmileştirmezsen, o da gider mafya olarak karşına çıkar ve sen de ona merasime durursun” mealinde bir yoruma gidebiliyor Işık’ın rejisi. Her ne kadar Işık’ın böyle bir niyet ve düşüncesinin olamayacağını varsaysak bile, ortaya çıkan ürünün alt okumasında örtük olarak bu anlama gelebilecek ve çıkarsama yapılabilecek kimi unsurlar doğrudan ya da dolaylı olarak seyircinin gözüne çarpıyor.
    Oyunda bürokratik baskı ve mekanizmanın toplumu ezen işleyişine komedinin bütün olanakları sonuna kadar kullanılarak eleştiri yöneltilirken, böyle bir anlam kayması dramaturjik bir hata olarak adlandırılabilir. Yoksa Kenan Işık ve ekibinin bu türden bir meşrulaştırma ve haklılığı savunduğu gibi bir anlayıştan ve yorumdan söz etmiyoruz. Kenan Işık’ın yorumunda öne çıkan en önemli unsur, oyuncuların ve sahne düzeninin uyumlu olarak kotarılması ve özellikle dansların hem seyirlik olanı yetkinleştirmesi, hem de anlatıma büyük oranda katkı sunması anlamında göze çarpan aksiyonlar olarak karşımıza çıkıyor. Timur Selçuk’un besteleri ise hem şarkıların anlamlarına hem de öykünün bütününe ilişkin özel bir işlevsellik yükleniyor. Oyuncuların hareket, ses ve duyguları, Yaşar’ın öyküsünü anlatmak ve metnin canlılığını sürekli kılmak için özel olarak kurgulanmış gibi. Oyuncular, Yaşar’ın hayat aralığındaki dramatik olanla komik olanı, ironi ve mizahın bütün unsurlarını kullanarak yansılıyor ve seyirlik olanı büyük bir heyecan ve canlılıkla seyircinin dikkatine sunuyorlar.
    Metin Boran
    www.evrensel.net