KENT YAZILARI

  • AKP hakkında açılan kapatma davası sonrasında en çok tartışılan konulardan biri Anayasa’nın 138. maddesi oldu.


    AKP hakkında açılan kapatma davası sonrasında en çok tartışılan konulardan biri Anayasa’nın 138. maddesi oldu. “Mahkemenin Bağımsızlığı” başlıklı maddede yer alan iki cümle, büyüyen tartışmanın temel nedeniydi. Bunlardan ilki; “Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisi’nde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz”, ikincisi ise “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez...”
    Söz konusu madde genel olarak parti kapatma tartışmalarında gündeme geldi. AKP karşıtı cephede yer alan hukukçuların bir bölümü ile yarı hukukçu-yarı politikacıların bir bölümü, bu madde gereğince TBMM’de görüşme yapılamayacağını söylerken, AKP çizgisindeki hukukçular ve yarı hukukçu-yarı politikacı olanlar ise geçmişte TBMM’de görüşülen başka yasa düzenlemelerine atıf yaparak bu tezi geçersiz kılmaya çalıştılar. Kapatma davasının 138. madde kapsamına girip girmediği konusuna girmeden, konuyu başka örnekler üzerinden ele aldığımızda, aslında TBMM’nin yargıda görülmekte olan konuları görüşmeyi, yargı kararlarını boşa düşürecek düzenlemelere imza atmayı alışkanlık haline getirdiğini görüyoruz. Bu tür düzenlemelerin hiç kuşkusuz en güzel örneği, Cargill için Toprak Koruma Kanunu’nda yapılan düzenlemeler. Yargı kararlarıyla birden fazla kararla mevzuata, kamu yararına aykırı bulunan Cargill’i kurtaracak düzenlemeler, yargı kararlarına koşut ve sürekli çelişir biçimde TBMM gündemine getiriliyor, görüşülüyor, tartışılıyor ve kabul ediliyor.
    Yargı kararlarını uygulamak iktidarların aklına bir an için bile gelmezken, Cargill için yapılan düzenlemelerde olduğu gibi, yargı kararlarını işlemez kılacak, uygulanmasını engelleyecek düzenlemelerin biri diğerini izliyor. Anayasa’nın 138. maddesine aykırı düzenlemeler, bugüne kadar genel olarak iktidarların isteği ile gündeme getirilmiş ve genelde iktidar oyları ile kabul edilmiş olsa da, bazı konularda muhalefet partilerinin de iktidar partisi gibi, Anayasa’nın 138. maddesi ile çelişen, bu maddeye aykırılığa neden olacak girişimlerde bulundukları görülüyor.
    Kapatma davasında olduğu gibi, genelde farklı cephelerde karşı karşıya gelseler de, iktidar ve muhalefetin bazı konularda 138. maddeye aykırılığa neden olacak düzenlemeler konusunda yarıştığını bile görüyoruz. 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’nda son aylarda yapılmaya çalışılan değişiklik bunlardan biri. Konunun gündeme gelmesinin tek nedeni görüşülen davalarda alınmış ara kararlar. İzmir Kemalpaşa’da, verimli tarım alanları üzerinde yapılaşmış sanayi tesislerinin neden olduğu çevre sorunlarının giderilmesi, Nif Çayı’nda oluşan kirliliğin önlenmesi, ortak altyapı ve arıtma tesisi kurulması amacıyla, 1992 yılında DPT tarafından “yeni sanayi tesisi kurulmamak koşuluyla” organize sanayi bölgesi ilan edilen alanda, yaşanan sorunların ortadan kaldırılması amacıyla yasada değişiklik yapılması, hem iktidarın hem de muhalefetin gündeminde bugünlerde.
    Ancak, söz konusu Organize Sanayi Bölgesi için yasada yapılmak istenen değişiklikler, bölgeye ilişkin süren ve “yürütmeyi durdurma kararı verilmiş” davaların konularına açık müdahale anlamını taşıyor. İktidarın 12 Mart 2008 tarihli yasa tasarısı, Organize Sanayi Bölgeleri’nde yaşanan diğer bazı sorunların da ortadan kaldırılmasını amaçlarken, CHP’li milletvekillerinin iktidardan daha erken davranarak verdikleri, 20 Şubat 2008 tarihli, yasaya bir geçici madde eklenmesine ilişkin teklif, AKP hakkında açılan kapatma davasında savundukları ilkenin tam tersi içerikte, doğrudan yargıda oluşmuş yürütmeyi durdurma kararını devre dışı bırakmaya, yargıyı boşa düşürmeye yönelik içerikte.
    CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin ve aralarında Şahin Mengü gibi hukukçu milletvekillerinin de bulunduğu 18 arkadaşı tarafından verilen teklif ile Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’na eklenmesi istenen geçici maddede; “...kanunun geçici 1. maddesindeki süre içinde tüzel kişilik kazanamayan Organize Sanayi Bölgeleri ile tevsi alanları dahil yer seçimi kesinleşmiş Organize Sanayi Bölgeleri’nin, 4562 sayılı Kanun’un 4. maddesine göre hazırlayacakları kuruluş protokollerini, bu kanunun yürürlük tarihinden itibaren altı ay içinde bakanlığa vermeleri halinde, durumlarını 4562 sayılı Kanun’a uygun hale getirmiş sayılırlar ve kuruluş protokolünün bakanlıkça onaylanmasıyla tüzel kişilik kazanırlar” deniliyor. Yapılmak istenen bu düzenleme, yargı kararıyla “tüzel kişiliğinin iptali” davasında, “verimli tarım alanları üzerinde yer seçildiği için” yürütmeyi durdurma kararı verilmiş olan ve davası süren bir konuda, Anayasa’nın 138. maddesine aykırı bir girişim değilse nedir?
    Teklifin genel gerekçesinde açıkça Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi örneğini veren ve “mevcut sorunların giderilmesini” amaçladıklarını belirten sayın milletvekillerinin, kendi sorun tanımlarını ve aynı konuda Danıştay 10. Dairesi tarafından alınmış olan kararlarla, İzmir 3. İdare Mahkemesi’nde süren davada, yasa tekliflerinden yaklaşık 7 ay önce alınmış olan yürütmenin durdurulması kararından haberdar olup olmadıklarını, haftalardır 138. madde konusunda bilgilendirdikleri kamuoyuna ve “neden topraklarımızda eskisi kadar kiraz yetişmiyor?” diye dövünen Kemalpaşa köylüsüne açıklayabilmeleri gerekiyor.
    Necati Uyar
    www.evrensel.net