DURUM

  • Geçtiğimiz günlerde bazı gazetelerin ekonomi sayfalarında ilginç bir haber yer aldı


    Geçtiğimiz günlerde bazı gazetelerin ekonomi sayfalarında ilginç bir haber yer aldı. Bu habere göre “Turkcell’in düzenlediği İşTcell Liderler Konferansı için Türkiye’ye gelen, 21 yıl süren yöneticiliği döneminde General Electric’in pazar değerini 10 milyar dolardan 400 milyar dolara çıkartan efsane CEO Jack Welch”e ilginç bir soru yöneltilmişti. Alarko Holding’in ortaklarından İshak Alaton, “Petrol fiyatlarındaki artışla 1.5 trilyon dolar her yıl Körfez bölgesine akıyor. 1 milyar kişi açlıkla mücadele ederken gıda fiyatları patlıyor. Jack Welch senin akıllı bir adam olduğunu söylüyorlar. Kendini sorumlu hissediyor musun? Belki Adam Smith öldü. Karl Marx’ı yeniden keşfedelim mi” şeklinde bir soru yöneltmiş.
    Bu arada Jack Welch’in Fortune dergisi tarafından da Amerika’da yüzyılın en iyi profesyonel yöneticisi seçildiğini de hatırlatmak gerekiyor. Şimdi gelelim bu “ilginç soruya; soru bir büyük patrondan, dünya çapında büyük bir patrona yöneltiliyor ve aslında vereceği yanıt biliniyor. Ama bugün bu sorunun sorulmasını gerektirecek koşullar yaşanıyor ve büyük sermayenin temsilcilerinin iman tazelemesi, olup bitenler karşısında ideolojik mevzilerini güçlendirmesi gerekiyor. Alaton bu nedenle pası uzatıyor ve uluslararası sermayenin eski kurt yöneticisi bu pası göle çevirmekte hiç de zorlanmıyor. Sorunun yanıtı aşağıda ve bu yanıt ve Welch’in diğer söyledikleri üzerine biraz durmak gerekiyor.
    Jack Welch, soruyu şöyle yanıtlıyor: “Bu bir tür deney. Biz serbest piyasanın olmadığı dönemleri gördük. Şu ana kadar gördüğümüz en iyi çözüm kapitalizm. Alternatif kaynak bulmak gerekiyor. Serbest piyasada herkesin farklı fikri olabilmeli. Bir soru çözülüyor başka sorun çıkıyor. Marx ile sorunlara çözüm bulmak benim için tamamıyla saçmalık.” Welch konuşmasının devamında ise şunları söylüyor: “Mortgage krizinin ardından bankalarda kıyamet kopuyor. On binlerce kişi işten çıkartılıyor. Bankalar çalışanlarına ‘Mortgage yüzünden başım dertte’ cevabı veriyor. Çalışan ‘Neden ben’ diye sorunca da banka bu kez ‘O kadar iyi değilsin’ şeklinde cevap veriyor. 55 yaşında bir adamı işten çıkartıyorlar ve opsiyon bırakmıyorlar.”
    Aslında soru ve ona verilen yanıt ve ardından söylenilenler bugünün kapitalizminin net bir fotoğrafını çekiyor. Önce Marx’ın toplumların gelişmesine ilişkin temel düşüncesini -tarihsel materyalizm- hatırlatalım; Marx, bugüne kadarki sınıflı toplumların tarihinin, sınıf mücadeleleri tarihi olduğunu ve bu mücadelenin zorunlu olarak sınıfsız topluma -komünizme- varacağını kanıtlamış, -yıkılmasına rağmen sosyalizmin kurulmuş olması- bu mücadelelerin temel unsurlarını ve bu mücadelenin nedenlerini ortaya koymuştu. Burjuva egemenliği ve diktatörlüğü -bugünkü sistem- zorunlu olarak yerini işçi sınıfının egemenliğine ve diktatörlüğüne bırakacak, toplum giderek sınıfların ve devletin -tabii ki diktatörlüğün- olmadığı bir gelişme aşamasına doğru ilerleyecekti. Belirtmek gerekir ki, Marx’ın kendisinin de ifade ettiği gibi “sınıf mücadelesini keşfetmek şerefi” kendisine ait değildir. Bunu daha önce bazı ekonomistler ve tarihçiler dile getirmiştir. Marx’ın yaptığı, bunun yasalarını doğru bir biçimde açıklamak ve zorunlu olarak varacağı noktayı işaret etmek olmuştur.
    Durum böyle olunca, bir büyük sermaye sözcüsünün, Marx’ta sorunların çözümünün bulunduğunu ifade etmesini beklemek, ölü gözünden yaş beklemeye benzer. Eski kurt sosyalizmin çöküşüne atıf yapıp, bunun çözüm olmayacağını belirtirken, işsiz kalmış bankacının örneğinde olduğu gibi, kapitalizmin insanlara “opsiyon tanımadığını da” itiraf etmiş oluyor. O belki bunu o alandaki bir yöneticinin yöneticilik yeteneğinin kısıtlılığını eleştirmek için yapıyor ama, kapitalizmin bu “opsiyonsuzluğu” sadece bankacıyı değil, öncelikle işçiyi ve diğer emekçi yığınları işsizliğe, ücret düşüklüğüne mahkum ederek, dünyayı savaşlara, kıtlıklara ve açlığa sürükleyerek, gelecek için sürekli güvensizliği besleyerek, insanlığın önündeki hiçbir temel sorununa çözüm üretme yeteneğinde olmayarak her gün zorunlu olarak uyguluyor.
    Sosyalizmin yıkılmasına atıfta bulunanlara hatırlatmak gerekir ki, hiçbir yeni düzen sancısız ve düz bir çizgi izleyerek egemen olmuyor. 1789 Büyük Fransız Devrimi’nden sonra, cumhuriyet yönetimi uzun süre yaşamamış, yerine imparatorluk gelmiştir. Sonrasında 1848 devrimleri de gerçekleşmiş, ancak cumhuriyet yine de egemen olamamıştır. Cumhuriyet ancak 1871 Paris Komünü’nden sonra kurulabilmiş ve kökleşebilmiştir. Kapitalizmin gelişme düzeyi ve toplumun olgunlaşması süreci, demokrasi, cumhuriyet gibi yönetimleri ancak uzun bir süre sonrasında egemen kılabilmiştir.
    Ama bugünün burjuvazisinin sürekli Marx korkusu ile yaşaması onun kaderidir. İnsanlığın barışa, kardeşliğe, özgürlüğe ve eşitliğe büyük bir özlemi var ve bu idealler ancak bugünkü kapitalizm yıkılarak egemen kılınabilir. Kapitalizmin bugün yarattığı dünya; savaşlarının, işsizliğin, yoksulluğun ve açlığın kol gezdiği bir dünyadır. Genel bir ekonomik kriz kapıdadır. Alaton bu karamsarlık havasını dağıtmak için pası Welch’e uzatarak, kendi sınıfına yeni bir güven ve mücadele gücü aşılamak istiyor. Ama boşuna! Kendisinden önceki sınıflı toplumların -kölecilik, feodalizm- yok olmaya mahkum kaderi, kapitalizmin de kaçamayacağı bir kaderdir. Onun sonunu getirme görevini üstlenen işçi sınıfı, tüm dünyada gelişiyor ve infaz hükmünün uygulanacağı zaman giderek yaklaşıyor. Patronların büyük abilerinden, dedelerinden öğüt ve güç alması boşuna! Tarihin tekerleği -arada bir duraklasa ve kırılsa da, tamir olup yoluna devam ediyor- hep ileriye doğru dönüyor!
    Ahmet Yaşaroğlu
    www.evrensel.net