İNSAN VE SPOR

  • Son dönem futbolunda gözle görülür bir dönüşüm yaşanıyor. Çağın futbol kültürü, devşirme ve köleci anlayışı ehlileştiren bir kabalığı yaşamsal kılarak ilerliyor.


    Son dönem futbolunda gözle görülür bir dönüşüm yaşanıyor. Çağın futbol kültürü, devşirme ve köleci anlayışı ehlileştiren bir kabalığı yaşamsal kılarak ilerliyor. Üretmeyi ve yetiştirmeyi değil, yeteneği ve hırsıyla öne çıkmış yetişkin ırkın transferini meşrulaştıran bu futbol kültürü, futbolu, parayı sayanın elinde patlayan bir oyun formatı haline dönüştürdü. Doğal olarak futbolun birincil aktörleri, yani futbolcular ve yöneticiler, oyunun tek hakimiyeti haline geldiler. Bu süreçlerle oluşturulan kadrolar, elbette başarıyı yakalamaktadır. Elbette başındaki teknik kadrolar, kariyeri ve kapasiteleri ne olursa olsun, bu başarıdan paylanmaktadır. Ancak mevcut futbol kadrolarına ve oyunun zenginlik taşıyan üretkenliklerine bakarsak, ortaya pek tatmin edici bir futbol felsefesi koyamadıklarını da görürüz. Futbolumuzun amatörden elit düzeye kadar uygulanan örneklerine bakarsak her alandaki bu yozlaşmayı kolayca görebiliriz. Oysa şampiyon olanlar, futbol için ürettikleri artı değerler nelerdir sorunsalını sorgulasa, gelecek için güzel oluşumların altyapısına da yönelebiliriz…
    Burada teknik kadroların da sorgulanması kaçınılmaz. Bu durum biraz da antrenörlerin tetiklemesiyle oluştu. Kafakol ilişkisi ve salt kazanmacı anlayışla davranan teknik adamlar, sürecin bu yönde ilerlemesine karşı alternatif oluşturamadılar. Sürece eklemlenerek adeta destek çıkmaları ve her futbolu biliyorum diyenin arkasına yaslanmaları, bu işin eğitimini ve kültürünü al(a)mamış yönetimlerin gölgesinde kalmayı getirdi. Sonuç ortada; şampiyonlar çok, ama, şampiyon gibi oynayan kimseyi görememek, günümüz futbolunun bir trajedisi oldu galiba…
    Avrupa kulüplerinde de aynı sıkıntılar var. Zengin ve yetenekli kadrolar. Bize oranla daha makul bir futbol kültürü ve daha iyi oyun. Ancak üretkenlik, yaratıcılık ve oyunsal estetik oldukça gerilerde. Futbol, savaşan ve kazanan değerlerle ortaya çıkmak durumunda kaldığından beri insan öğütmeyi ve iyi değerleri örselemeyi sürdürüyor. Dışarıda kalmak, içerde olmaktan daha iyi hale geldi adeta. Trajik ama, gerçek bu. Bu kabalaşmaya katkı vermemeye sevinir hale geldik…
    Bu konuyu yazmayı üç büyük bütçeli kulübün özellikle orta düzey rakiplerine karşı oynadıkları müsabakaları seyredince düşündüm. Bu düzeyde böylesi kötü oyunu izlemek, bir futbol seyircisi için hiç hoş bir şey değil. Denizli’de oynanan ve üçüncü lig terfileri için bir hazırlık olarak yapılan Valilik Kupası’nı da bu mantıkla izleyince, ülkemiz futbolunun her düzeyde gelecekle ilintili bir kaygısının olmadığını, her şeyin günlük ve anlık yapıldığını kolayca anlayabiliyoruz.
    Oysa durum bu kadar basit olmamalı. Futbolumuzun proje gerektirdiğini, bilimsellikten ve felsefeden yararlanılmasını, ahlaki değerlerle donanmayı ve bu şekilde kazanmacı mücadeleye gidilebileceğini, futbolun teknik süreçlerinin bu ruhun bir parçası yapılmasını ve sporcu yetiştiren projelerle de üst düzeyde mücadele ortaya konulabileceğini elbette bir gün anlayacağız. Böylece daha az masrafla daha çok doğru işler başaracak bir futbol şekillenecek elimizde. Bu kültürü destekleyecek spor-toplum örgütleri türeyecek ve kulüplerin arkasında maddi-manevi bir güç olacak.
    Evet, futbolda bir devrimden söz ediyorum, ya da bir rüyadan; bu devrim gelecekse eğer, futbolu başka türlü düşünenlerin sesleri daha gür çıkmalı, başları dik durmalı... Oyunun gericileri ve çıkarcılarına karşı!..
    Hakan Keysan
    www.evrensel.net