KENTTENGELEN

  • İnsanlar uzun yıllardan bu yana kendinden farklı görünen, düşünen, konuşan bireyleri ayrı bir şekilde değerlendirmektedir. Bu durumu, toplumun özürlülere bakış açısında da açıkça görmekteyiz


    İnsanlar uzun yıllardan bu yana kendinden farklı görünen, düşünen, konuşan bireyleri ayrı bir şekilde değerlendirmektedir. Bu durumu, toplumun özürlülere bakış açısında da açıkça görmekteyiz. Ülkemizde özürlüler ya yok sayılıyor ya da kendisine acıyan bakışlara maruz kalıyor. Eğitim sistemimiz de yaşadığımız topluma bağlı olarak şekillenmektedir, özürlü bireylere yönelik olumsuz tutumlar eğitim-öğretim ortamlarımızda da kendini hissettirmektedir.
    Özürlü bireyler için var olan devlet okullarının eksiklerinin yanı sıra son dönemde gerçekleştirilmeye çalışılan kaynaştırma uygulamaları, son derece plansız ve gelişigüzel gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. Buca’daki birçok kaynaştırma sınıfında (1) öğretmenlerin çoğu özürlü öğrencilerin varlığından bile haberdar değil. Normal bir kaynaştırma uygulamasında okul müdürüne, personele, öğretmenlere, sınıftaki normal öğrencilere, öğrencilerin ailelerine özürlü öğrenci hakkında gerekli bilgi verilmesi, hatta olası olumsuz tutumlar değiştirilmeye çalışılarak olumlu bir sınıf ortamının yaratılması gerekmektedir. Kaynaştırma sınıfları öğrencinin özür tür ve derecesine bağlı olarak yapılandırılıp öğrencinin gereksinimlerine uygun olarak eğitim programları bireyselleştirilmelidir. Fakat bu uygulamalar okullarımızda gerçekleştirilmemekte, tüm yük sınıf öğretmenlerinin üzerinde kalmaktadır. Oysa kaynaştırma bir ekip çalışmasıdır. Öğretmenlere özel eğitim uzmanlarınca sınıf içi ve dışı destek sağlanmalı, öğretmenin yapacağı programlar ve öğretmenlerin özürlü öğrencilere nasıl davranacakları konusunda daha kapsamlı ve yoğun bilgi verilmelidir. Bunların yanı sıra doktor, fizyoterapist vb. yardım alınmalıdır.
    Okulların yapısı engellilere göre dizayn edilmeli, onların eğitim-öğretim hayatını kolaylaştıracak şekilde olmalıdır. Fakat maalesef ülkemizde ve Buca’da okullara rampa yapılması bile büyük bir külfet olarak görülmektedir. Kaynaştırma uygulamaları dışında normal okulların bünyesinde bulunan özel alt sınıfların durumu çok da farklı değil (2). Özel alt sınıflar, okulun en kenarda köşede kalmış, insanların çok da fazla göremeyeceği yerlerde bulunmakta, sınıfların fiziki yapısı eğitim-öğretim için olumsuz durumdadır. Çocukların normal akranlarıyla iletişimi engellenmekte, teneffüs saatleri bile diğer öğrencilerden farklı olmaktadır. En kötüsü ise normal sınıfta kaynaştırma öğrencisi olarak bulunabilecek birçok çocuk yanlış, eksik tanılamalar ve takip edilmemelerinden kaynaklı eğitimlerini özel alt sınıflarda görmektedir. Bu da onların eğitimleri ve gelişimleri açısından son derece kötü sonuçlar yaratmaktadır.
    Özel eğitimin kanayan yarası haline gelmiş alan dışı atamalar ise özürlülere verilen eğitimin kalitesini düşürmektedir. Özel kurumları inceleyecek olursak, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri eğitimin piyasalaştığının göstergelerinden birisidir (3). Buca’da ve ülkemizin birçok yerinde var olan özel eğitim kurumlarının birçoğunda ne yeterli personel kadro bulunmaktadır ne de kurumun fiziki şartları eğitime elverişli durumdadır. Kurumlar özel eğitim öğretmenlerinden ya da bu alanda uzman kişilerden faydalanmak yerine alan dışı meslek gruplarını ucuza çalıştırmakta, çocuklara yeterli yoğunlukta eğitim programı uygulamamakta, özürlü çocukların eğitimleri özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinin sahibinin insafına kalmaktadır. Ayrıca bu kurumlar Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olmasına rağmen sıkı bir denetlemeden geçmemektedir.
    Özel eğitim uygulamalarının en üzücü yanlarından bir diğeri ise çocukların özürlü olup olmadığına dair yanlış tanılamalar yapılması. RAM (Rehberlik Araştırma Merkezi) tarafından uygulanan testlerin son derece yetersiz olması. Türkiye’nin kendine özgü koşullarına göre tam olarak uyarlanamamasından kaynaklı çok sayıda göç mağduru, sosyoekonomik düzeyi düşük yoksul çocuklar, özürlü olarak etiketlenmektedir. Bu da göz ardı edilemez bir noktadır. RAM’ların mali ve personel olarak desteklenmesi, zeka testlerinin geliştirilmesi, bölgesel farklılıkların göz önüne alınarak tanılama yapılması, daha fazla araştırma yapmaları için RAM’lara olanak sağlanması, bu sorunları çözmede olanak sağlayacaktır.
    Sonuç olarak, genel eğitimle özel eğitim ayrılmaz bir bütündür. Genel eğitim sistemimiz olumlu yönde değiştiği, bütçeden eğitime kaynağın fazlalaştığı ve bizim de eğitimimize, geleceğimize sahip çıktığımız oranda, özürlülere verilen eğitim de düzelecektir. Bu konuda hepimize görevler düşmektedir.
    (1): Kaynaştırma eğitimi Buca’da bütün devlet i.ö. okullarında var.
    (2): Alt sınıf eğitimi Buca’da altı devlet i.ö. okulunda var.
    (3): Buca’da özel on dört rehabilitasyon merkezi ve özel üç özürlüler okulu bulunuyor. Yeni açılan ilk devlet özürlüler okulunda, özel eğitim mezunu öğretmen bulunmamaktadır.
    * Abant İzzet Baysal Üniversitesi Özel Eğitim Bölümü Öğrencisi
    Güneş Gürgör*
    www.evrensel.net