JİN û JîN

  • 23 Nisan Çocuk Bayramı’nı geride bıraktık. Dünyanın tek çocuk bayramına sahip ülkesinde olmak sevindiriyor kuşkusuz insanı.


    23 Nisan Çocuk Bayramı’nı geride bıraktık. Dünyanın tek çocuk bayramına sahip ülkesinde olmak sevindiriyor kuşkusuz insanı. Ama bir ayağı topal, bir gözü kör, bir kolu kırık, bir bacağı sakat bir sevinç bu.
    Sevinç olması gereken bir günde, ona denk düşmeyen çocukların üzünçlü manzarasına tanık olup, bir kez daha kahrolduğumuz bir gün. Aynı ölçüde, bu bozuk düzeni değiştirmek, çocuklarımıza bayram tadında bir gelecek bırakmak için daha çok çaba göstermemiz gerektiğini hatırladığımız bir gün.
    Çocuk bayramına sahip olmanın, bir günlük törenler, eğlenceler düzenlemekten daha öte bir anlamı olması gerektiğinin çoğumuz ayırdındayız. Çocuk haklarına dair uluslararası çabalar ve bunların sonucunda oluşan belgeler, sözleşmeler karşısında övünülecek bir seviyede değiliz. Çocukların, ebeveynlerinin durumuna bakılmaksızın eğitim hakkı ve sağlık hakkından eşit biçimde faydalanması kriterinden tümüyle uzaklaşmış bulunuyoruz.
    Geçtiğimiz günlerde Meclis tarafından onaylanan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası ile doğacak çocukların sağlık, sosyal güvenlik ve emeklilik hakları bugünden tırpanlanmış oldu. Çocukların süt parası fazla görülüp indirildi. Kız çocuklarının evlenene kadar aldıkları ölüm aylığı, erkek çocuklarla eşitlik(!) adına 18 yaşında kesilecek.
    Eğitim, adım adım paralı hale gelmiş durumda. Okullarda kayıt parası ve temizlik-yakıt-personel-karne paraları derken, yapılan harcamalar yoksul ailelerin boyunu çoktan aşmaya başladı. Yeni YÖK’çü AKP, paralı üniversite istedi. Bahar geldi, yoksul köylü çocukları, okulu bırakarak tarlaya çalışmaya gittiler. Çoğu Kürt, güney illerinden mevsimlik işçi göçüyle birlikte, çocuklar okullarından koptu.
    Aile bütçesine katkı için milyonlarca çocuk atölyelerde, sokakta çalışmak zorunda kalıyor. Daha doğmamış çocuklarımız; IMF’ye, Dünya Bankası’na, ABD’ye, AB’ye ve yerli rantiyelere milyarlarca dolar borçlu. Bir kelimeyle gelecekleri ipoteklenmiş durumda.
    Uğursuz ve karanlık çeteler, uyuşturucu baronları, tarikat misyonerleri okul bahçelerine, öğrenci yurtlarına karargah kurmuş; genç damarları-beyinleri zehirlemekte. Bir bebekten katil yaratan karanlık, gençlerin geleceklerine umutsuzluğu içinde boy vermekte.
    Çocukların anadilde eğitim görmesi ülkemizde hâlâ yasaklı. Hakkari’de Newroz’da, bir çocuğun kolu, “Egemen ve özgür değiliz” dediği için kırılmaya çalışıldı.
    Yani, eski TİP Milletvekili Çetin Altan’ın, 23 Nisan 1968’de yaptığı sorgulamalar, misliyle geçerli: Egemen bir ülkede özgür ve mutlu(?!) mu çocuklar?
    “On yaşına kadar bin tanenizde dört yüz ellinizi…mezarlıklara mı götürüyorlar? Büyük kentlerin gecelerinde dar ve karanlık sokaklarda sizi on liraya satanlar mı var? Köylerde okulsuz, bakımsız ve pabuçsuz inekleri mi güdüyorsunuz?
    Aman sakın... Savcı çok kızar bu sözlere. Egemen ve özgür olduğunuzu inkar sayılır bu; sınıfı sınıfa düşürmek, hükümetin manevi kişiliği, milletin bütünlüğü, demokrasiye karşı çıkmak, milli çıkarlara aykırı hareket ve daha türlü türlü maddelerle bir gece yarısı alınıp cellatlara verilirsiniz.
    Eğlenin yavrularım, eğlenin. Gülün, oynayın, koşun, bağırın. Egemen bir ülkede özgür ve mutlusunuz… Hele küçücük boyunuz, daracık göğsünüz, sıska vücudunuz ve yırtık pantolonunuzla, araba vapuru iskelelerinde otomobil camı silerken, gözünüz arabanın içindeki temiz giyimli, şık ayakkabılı, taranmış saçlı çocuklara kayarsa içinizi çekmeyin.
    Bir iç çekiş sosyalistlik, iki iç çekiş komünistlik, üç iç çekiş anarşistlik, dört iç çekiş ihtilal, özgürlüğe ve egemenliğe karşı çıkmak...”
    Kadınlara 3 çocuk doğurması lazım geldiğini buyuran, işçi sınıfının bayramı için “Ayaklar baş olursa kıyamet kopar” diyen Başbakan ve partisi, uluslararası sermayenin taleplerini yerine getirmekte kararlı. Onlar, tüm gerici feodal geleneklerden de beslenerek “faşizan yola devam” edeceklerini defalarca tekrarlamaktalar.
    Çocukların bayramı için biz de, emekçilerin bayrağının yol gösterdiği başka bir “yola” devam edeceğiz…
    Yıldız İmrek Koluaçık
    www.evrensel.net