EMEK DÜNYASI

  • 20. yüzyıl, tarihe tipik faşist liderler yetiştiren bir yüzyıldır. Hitler, Mussolini, Franko, Salazar bunların en ünlüleridir.


    20. yüzyıl, tarihe tipik faşist liderler yetiştiren bir yüzyıldır. Hitler, Mussolini, Franko, Salazar bunların en ünlüleridir.
    Faşizm, sermaye güçlerinin halk üzerinde kurduğu, şiddet ve baskıda sınır tanımayan, sermayenin en kanlı yönetim biçimidir. Faşizmin ünlü liderleri de, adı dünya halklarının zihnine baskı, şiddet ve halkı sindirme yöntemleriyle kazınmıştır. Belki de onların halkın karşısındaki pozisyonlarını en iyi anlatan, çok bilinen şu ünlü fıkradır:
    İki rakip İspanyol takımının maçında, bir gol pozisyonu olur. Seyirciler ikiye ayrılır, bir bölümü “gol” demektedir; diğer bir bölümü ise “hayır gol değil” demektedir. Yerel yetkililer bakarlar ki, büyük bir çatışma çıkacak; gidip Franko’ya soralım derler. Öyle ya, o ne derse odur!
    Bir heyet oluşturup Franko’ya gönderilir. Heyet durumu açıklar. Ama Franko, söz konusu pozisyonun nasıl olmasıyla ilgilenmez.
    “Peki halkın çoğunluğu ne diyor” diye sorar.
    “Çoğunluk gol diyor” der heyettekiler.
    Franko tereddütsüz yanıt verir: O zaman gol değildir!..
    Bu hikaye, bir faşist liderin halkın gerçeği asla bilemeyeceğine olan kesin inancını ifade eder. Ama bu, sadece madalyonun bir yüzüdür. Bir de madalyonunu, bu yüzden daha da pis olan öteki yüzü vardır.
    Faşist liderler halkla her zaman karşı karşıya gelmezler, hatta çoğu zaman gelmezler. Onlar, halk çoğunluğunu arkalarına almak için halkın zaaflarını sürekli okşarlar, canlı tutmaya çalışırlar. Din, milliyetçilik, yoksulluktan doğan çaresizlik gibi anonim duyguları kışkırtmak, faşist liderlerin tipik özelliklerindendir. Ve kışkırttıkları bu duyguları tatmin ediyormuş gibi görünürler; halk dalkavukluğunun ustaca kullanımının örneklerini sunarlar. Denebilir ki; faşist bir lider için popülizm vazgeçilmezdir ve en etkili silahtır. Örneğin ulusun kırılan gururunu okşayacak gösteriler düzenlerler, dini duyguları kışkırtıp azınlık din ve mezhepten olanlara karşı kampanya yürütürler; yoksulluğa karşı mücadele ediyor görünerek; liderin cebinden veriliyormuş, halka bağış yapılıyormuş izlenimi veren iane dağıtırlar. Böylece halkın duygularıyla birleşip onları anladıkları izlenimi uyandırırlar. Nitekim, Portekiz’de 36 yıl hüküm süren Salazar, uzun diktatörlüğünün sırrını; “3F, futbol, fado(*) ve fiesta (şenlik, eğlence); Portekiz’i bunlarla yönettim” diye açıklamıştı.
    Bu faşist liderlerin en nefret ettikler şey mi; bu, halkın, ayak takımının bir talebi etrafında birleşerek, lidere rağmen isteğinde ısrar etmesidir. Talebin büyüklüğü küçüklüğü önemli değil, önemli olan halkın bir talepte ısrar etmesidir.
    İşte o zaman o her şeyi halkın isteği ile yaptığını iddia eden halkçı lider gider, yerine bir zalim diktatör gelir. “Şu güruhu dağıtın, yok edin!” diye gürler!
    Ünlü faşist liderlerin bir diğer özelliği de, halka uzun ve öfkeli bir üslupla nutuklar atmaktan çok hoşlanmalarıdır. Tümünde de bu özellik belirleyicidir. Hani Erdoğan’ın deyimiyle “öfkeyi bir hitabet sanatı” düzeyine yükselten onlardır. Ve onlar bu öfkeli üslup arkasında halkın gözünün içine baka baka yalanı “tek gerçek oymuş” gibi söylemeyi de bir erdem haline getirmişlerdir.
    Durup dururken faşizmden söz edip, ünlü faşist liderlerin özelliklerini sayınca, kuşkusuz pek çok kişi; bu özellikler “Tayyip Erdoğan’da da var” , “Tayyip Erdoğan da bunları yapıyor” diye düşünmüştür.
    Çünkü, gerçekten de Erdoğan’ın yığınlar ve onların talepleri karşısındaki tutumu, ünlü faşist liderin tutumuyla fazla benzerlik göstermektedir. Çünkü o da, popülist politikalar uygulamakta, sanki her yaptığını halk için yapmaktadır! Ama halktan gerçek, egemenlerin çıkarlarıyla çelişen bir talep gelince; daha da kötüsü halk, Erdoğan’a rağmen bu talebinde ısrarlı olursa, Erdoğan celallenmekte, öfkelenmekte; kendini bilmez, ölçüsüz, bir “ayak takımı” olarak halka bağırıp çağırmaya, onları tehdit etmeye koyulmaktadır. Diyarbakır’da, 12 kişinin yaşamını yitirdiği eylemlerde, emniyet güçlerine, “Çocuk kadın dinlemeyin vurun” emrini vermesi, SSGSS’ye karşı çıkan milyonlara rağmen yasanın çıkarılmasında ısrar etmesi ve yasada açıkça emekçi aleyhine maddeleri açıklayan sendikacıları ve herkesi yalancılıkla, halkı aldatmakla suçlaması; ya da özgürlüğü sadece kendisi için hatırlayıp, başkalarının özgürlük taleplerini umursamaması, nihayet “Taksim’de 1 Mayıs” için ısrar edenleri tehdit ederek; “Ayakların baş olduğu yerde kıyamet kopar” deyip, işçiyi, emekçiyi ayak takımı ilan edip, “Hele bir Taksim’i deneyin de görün” içerikli konuşması; Erdoğan’ın örgütlü ve taleplerinde ısrarlı halk kesimlerine karşı tavrını gösteren tipik örneklerdir.
    Olanlara bakınca o, “neredeyse faşist bir lider” gibi görünür. Ama, onca benzerliğe karşın yine de burada Erdoğan için “O faşist bir liderdir” demek doğru olmaz. Belki faşizmin popüler olduğu çağda olsa, burjuvazinin “imajmeykır”ları ondan sıkı faşist bir lider çıkarabilirlerdi. Ama bugün değil. Bugün Erdoğan için uygun olan “AKP liderliği”dir ve zaten o da budur!
    Burada dikkat çekilmek istenen, Erdoğan’ın politika tarzının, “kendine has” bir şey olmayıp, eskiden beri uygulandığı, özellikle ünlü faşist liderlerin tarzı olduğu gerçeğidir.
    Ama geleceğin tarihçileri, “neo faşizm” denilen ve son yıllarda literatüre giren kavramın içeriğini doldururken, kavramı AKP’yi ve Erdoğan’ı da içine alacak biçimde genişletirlerse bunu bilemeyiz!
    (*) Bir tür Portekiz halk şarkısı olan fado, balıkçı, kaşif ya da denizci olan sevgililerini, eşlerini denize uğurlayan ve onların geri dönmesini umutla bekleyen kadınların, yakınlarının geri gelmemesi üzerine yaktıkları ağıtlardan türemiştir. Bu nedenle fado, derin acıların, hüzünlerin, özlemin, nostaljinin, hüzünlü mutluluğun ve aşkın ifadesi bir müzik türüdür.
    İhsan Çaralan
    www.evrensel.net