‘89’dan 2008’e 1 mayıs
işçiler kendi talepleriyle alanda olacak

1989 1 Mayıs’ını ve ‘89 Bahar Eylemleri’ni, dönemin işçi önderlerinden EMEP Genel Başkan Yardımcısı ve TÜMTİS eski Genel Başkanı Sabri Topçu’ya sorduk. EMEP İstanbul il başkanı iken geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz Memet Kılınçaslan’la birlikte ‘89 1 Mayıs’ının örgütleyicilerinden olan Topçu, son dönemde yaşanan eylemlerin 89 Bahar Eylemleri’ni hatırlattığını belirterek, işçilerin, 1 Mayısı’ta alanları dolduracağını söyledi.


sabri topçu
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası’na karşı mart-nisan aylarında verilen mücadelenin ardından işçi ve emekçiler 1 Mayıs’a hazırlanıyor. Türkiye’de işçi sınıfı mücadelesi açısından önemli bir yere sahip olan 1989 1 Mayıs’ını ve ‘89 Bahar Eylemleri’ni, dönemin işçi önderlerinden EMEP Genel Başkan Yardımcısı ve TÜMTİS eski Genel Başkanı Sabri Topçu’ya sorduk. EMEP İstanbul il başkanı iken geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz Memet Kılınçaslan’la birlikte ‘89 1 Mayıs’ının örgütleyicilerinden olan Topçu, son dönemde yaşanan eylemlerin 89 Bahar Eylemleri’ni hatırlattığını belirterek, işçilerin, 1 Mayısı’ta alanları dolduracağını söyledi.

- 1989 1 Mayı’sına nasıl gelindi?
O günlerde yaşananlar, bugünlere nasıl geldiğimizi işçilerin, emekçilerin, halkın anlaması bakımından çok önemlidir. Haklar kolay alınmıyor. Bir mücadele sonunda alınıyor. 1989 yılında yapılan 1 Mayıs, 12 Eylül’den sonra sendikalar tarafından yapılan ilk 1 Mayıs kutlaması idi. O dönemde Türkiye’de var olan sendikaların büyük çoğunluğunun 1 Mayıs diye bir dertleri yoktu. TÜMTİS, Petrol-İş, Hava-İş, Deri-İş, bir de bağımsız Laspetkim-İş ve Otomobil-İş, -o zaman DİSK kapalıydı- sendikaları olarak 1 Mayıs’ı kutlamak için karar aldık. Hükümet 1 Mayıs’ı yasaklamıştı, yapamayacağımızı söylüyorlardı. O dönemde bir de Taksim’ciler vardı. Devrimciler, biraz daha işçiden kopuk olanlar, “Biz 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlayacağız” diyorlardı. Beş sendika Mecidiyeköy’de kutlama kararını aldık. O dönemde ben TÜMTİS’in örgütlenme sekreteriyim. Hazırlıkları yaptık. Amacımız ileri işçilerle, sendikacılarla, -gerekirse on binlerle birlikte gözaltına alınarak- 1 Mayıs’ı özüne uygun bir şekilde kutlamak. Çağrılar yapıldı. İşyerlerinden çıkan işçilerin kitlesel olarak Mecidiyeköy’e gelmesini kararlaştırmıştık. Sendika başkanları tertip komitesi oluşturdu. Aldığımız karara göre kimse evine gitmeyecekti. Çünkü polisin evleri basıp sendikacıları, işçi önderlerini, ileri işçileri toplayacağı ortadaydı. 2-3 gün işçilerin evlerinde kaldık.
1 Mayıs günü Mecidiyeköy’e geldiğimizde olası bir yaralanmaya karşı doktorlar, hemşireler, araç gereçler hazır durumda idi. 1 Mayıs’ın kutlanacağı Abide-i Hürriyet Tepesi’nde asker silah çatmıştı, sokaklar polis kaynıyordu. O zaman Laspetkim-İş’in merkezi Mecidiyeköy’deydi. Geldiğimizde tertip komitesinin, 1 Mayıs’tan vazgeçtiğini söylediler. Örgütlenme sekreterlerini topladık. Memet Kılınçaslan o dönem Deri-İş Sendikası’nın örgütlenme sekreteri idi. Petrol-İş Örgütlenme Sekreteri Mehmet Çevik, Otomobil-İş’ten de hatırladığım kadarıyla İsmail Aykanat vardı. “Böyle şey olmaz, biz işçi sınıfını buraya çağırdık, önderlik yapacağız. Koşullar ne olursa olsun 1 Mayıs’ı kutlayacağız” dedik. Petrol-İş Genel Başkanı Münir Ceylan, tertip komitesinin de başkanı idi. O dönem sendika kökenli Cevdet Selvi milletvekili idi. Tertip komitesi milletvekilleri ve Selvi ile görüşüyor. Onlar şunu söylüyor: “Silahlı adamlar yerleştirildi. Siz çıktığınız zaman vurulacaksınız.” Böyle bir korku ve panik havası yaratıldı. İşçiler, yolları kesilirse, çıkamazlarsa fabrikalarında yapacaklardı kutlamayı. Komiteler kurduk. Münir Ceylan, sonradan “Çok tehdit aldık. İçişleri Bakanı ‘Kesinlikle buna izin verilmeyecek’ dedi. Ölümler olacak, bunun sorumluluğunu taşıyamayız” dedi. Biz ise “1 Mayıs’ı yapacağız” dedik. Dört örgütlenme sekreteri sendikadan aşağıya indik. O arada sokakta polisler var, sendikalar masası falan geziyor. Petrol-İş’in örgütlenme sekreteriyle Otomobil-İş’in örgütlenme sekreterine, “O tarafa gitmeyelim, gözaltına alırlar” dedik. Onlar o yöne yöneldiler ve gözümüzün önünde gözaltına alındılar. Kaldık Memet Kılınçaslan’la ikimiz. Sokaklarda kimse gözükmüyor. “Yaşasın 1 Mayıs” diye slogan atarak 1 Mayıs’ı başlattığımızda baktık on binlerce insan… Bu tür anlar bir insanın yaşamında çok önemli anlar oluyor. Mecidiyeköy bir anda doldu taştı. Dincisi, milliyetçisi, apolitiği, politiği, sosyalisti, gerçekten bütün işçi sınıfı o kendine olan güveniyle 1 Mayıs alanına geldi. O alanda bütün bu insanları gördük. İleri işçilerle birlikte önderlik yaparak yürüyüşe başladık. Yürürken barikatlar oluştu, hep birden oturduk. Polis dağıttı, tekrar toplanıp yürüdüler. Gözaltına alınanlar oldu. Sonuçta 1 Mayıs alanına çıkıldı. Marşlar okundu. Bazı sendika merkezlerinin engellemesi ve korkusuna rağmen, önderlik etmemelerine rağmen bu yapıldı. Arkasından işçi kendine bir güven duydu. Birlikte olunduğu zaman birtakım haklarını alabileceğini hissetti.
8 saatlik işgünü talebi için bugün bütün işyerlerinde toplantılar yapılıyor. Neden 1 Mayıs’a çıkılması gerektiği, 1 Mayıs’ın kazanımlarının ne olduğu bütün işyerlerinde anlatılıyor. O dönemde de ağırlıklı olarak kamu işyerlerinin toplusözleşme görüşmeleri başlamıştı ki sendikal bürokrasi engelliyordu hep. 1989 1 Mayıs’ında, sendikaların katılmama kararlarına ve işçi üzerinde baskı oluşturmalarına rağmen Teş-İş’inden, TEKSİF’inden, Türk Metal’inden bütün işçiler o alana geldiler.

- 1989 1 Mayıs’ı sonrasında sınıf hareketi açısından ne gibi gelişmeler yaşandı?
‘89 Bahar Eylemleri’nin yaşandığı bir süreçti o dönem. Demokratik talepler ve kamuda süren toplusözleşmeler nedeniyle Mecidiyeköy’de yine bir çağrı yapıldı. Türk-İş konfederasyon anlamında ve genel merkezler olarak yine yoktu. Ama şubeleri vardı. Bir baktık ki yüz binlerce işçi yürüyüşe geçti. Barikatlar sökmedi. Mecidiyeköy’den Taksim Meydanı’na kadar işçiler kendi talepleriyle yürüdü. Ardından Türkiye’nin dört bir yanını sardı eylemler. İzmir’de, Adana’da Tokat’ta… İşçilerin baskısı ile Türk-İş Ankara’da miting yaptı. O dönem ANAP iktidardaydı. Özal, başbakandı. “Çankaya’nın şişmanı işçi düşmanı” sloganı atıldı. İstanbul’dan Ankara’ya hareket eden işçilerin önüne barikatlar kuruldu. İşçiler bunları aştı. Sendika merkezlerine rağmen işçiler yürüyüşler ve Ankara’da mitingler yaptı. Yüz binlerce işçinin katıldığı bu eylemlerle işçi sınıfı ANAP Hükümeti’nin yıkılmasını da sağladı. O dönem Türkiye’de ilk sözleşmeler yapıldı. Kamuda yüzde 120 oranında zam alınan TİS’ler yapıldı. Burada da işçi gördü ki mücadele edilirse hak alınabiliyor. Sendika yönetimlerinde değişimler oldu. Her ne kadar bugün onlar da bürokratikleşmişse de o dönem işçiler sendika bürokratlarının yerine yönetimlere geldi. Sendikalarda önemli bir değişim yaşandı.

- Son dönemde özellikle Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası’na karşı yapılan eylemler o döneme benzetiliyor. Benzer ya da farklı yanları neler? Nasıl bir 1 Mayıs’a gidiyoruz?
Bugünü değerlendirdiğimizde bugünkü koşullar belki ‘89 koşullarından daha ağır. Örgütlülük oranının giderek azaldığını, kamunun tasfiye edildiğini, özelleştirmelerle kamu işyerlerinin peşkeş çekilerek yerlerine taşeron işçisinin çalıştırıldığını görüyoruz. Birçok fabrikada işçiler ağırlıklı olarak sendikasız, sigortasız çalışıyor. Bir şeyi öngörmemiz gerekir: Gerçekten işçi sınıfı artık ‘89 Bahar Eylemleri’ndeki gibi bir mücadele ile hak elde edebileceklerini ya da kazanılmış haklarını koruyabileceklerini görüyor. Bugün yaşananlar da bunu gösteriyor. 13-14 Mart ve 6 Nisan’daki Sosyal Güvenlik Yasası eylemine baktığınız zaman, özellikle Türk-İş’e bağlı sendikaların fazla duyarlı olmamasına rağmen binlerce, on binlerce işçi o alana çıktı. İki saatlik iş bırakmaya baktığınız zaman bir sürü fabrikalarda, işyerlerinde sendikalarıyla beraber ya da bağımsız olarak iş bırakan, eylem yapan işçileri görüyoruz. Bugün Türkiye’nin dört bir yanına baktığınız zaman, hangi ile gidersek gidelim, binlerce işçi 10 saat çalışıyor. Tekstilde, metalde baktığınız zaman on-on iki saatten aşağı çalışma yok. Hak gaspları giderek artıyor. Onun için bu dönem çok önemlidir. İşyerlerinden başlayarak bütün işçiler 1 Mayıs alanlarına talepleriyle gelecek diye düşünüyorum. Son dönem eylemlerini ‘89 Bahar Eylemleri’ne benzetiyorum ben de. Bu yılki 1 Mayıs, ‘89 1 Mayıs’ına da benziyor. İşçiler kendi talepleri ile alanlarda olacak.

- 1 Mayıs’ın ardından işçi hareketi nasıl bir yol izlemeli?
Bundan sonra da işçi sınıfının, hak verilmez alınır şiarıyla kazanılmış haklarını korumak ve yeni haklar elde etmek için konfederasyon ayrımı yapmadan, işçi memur ayrımı yapmadan mücadeleye devam etmesi gerekir. Bu mücadelenin içinde işçi sınıfının kendini iktidara taşıyacak kanalları da açması gerekiyor. Başka iktidarlar geliyor ama sermayenin ve uluslararası sermaye örgütlerinin çıkarları doğrultusunda hareket ediyorlar. İşçiler köylüsüyle, kamu emekçisiyle, halkla birleşerek iktidarları için hareket etmelidir. Sendikalar da birleşerek haklar için birlikte hareket etmeli ve siyasi iktidar üzerinde baskı oluşturmalıdır. Nihai kurtuluş ise ancak işçi sınıfının iktidara taşınmasıyla olur.

mücadelenin politikleşmesi gerekiyordu
EMEP içinde siyasete nasıl başladınız?
Memet Kılınçaslan’la olan dostluğumuz ‘89 1 Mayıs’ında başladı. Tanışıklığımız ‘84 yılına dayanıyordu. ‘89 1 Mayıs’ının ardından İstanbul’daki işçi sınıfı içerisinde yer alan ve 1 Mayıs’a katılan işçiler, akın akın sendikaya geldiler. “Neredeydiniz, sizin gibi insanlara bizim ihtiyacımız var” dediler. Arkasından Memet’le bir değerlendirme yaptık. Sendikal mücadele gerçekten önemli ve gerekli idi ama mücadelenin politikleşmesi ve partileşmesi gerekiyordu. İşçi sınıfı kendi iktidarını kurmadıktan sonra, siyasi iktidarlar değişiyor, sermayenin iktidarlarının birisi geliyor birisi gidiyordu. Bunu değerlendirerek, ikimiz de sendikal yaşamımızla beraber politik yaşamın da olması gerektiğine inanarak, partinin kuruluşunda da birlikte olduk.
Emine Uyar
www.evrensel.net