EMEK DÜNYASI

  • 24 Nisan günü toplanan Milli Güvenlik Kurulu (MGK), son yılların en önemli kararlarından birisini aldı


    24 Nisan günü toplanan Milli Güvenlik Kurulu (MGK), son yılların en önemli kararlarından birisini aldı. Gazetelere; “Irak’taki bütün gruplarla ve oluşumlarla ilişkiler sürdürülmelidir” biçiminde, rutin bir ifadeyle geçen bu “tavsiye kararı” çok önemliydi. Karar metnindeki, özellikle “oluşum” sözcüğü, bir resmi belgede ilk kez olumlu anlamda kullanılıyordu. Çünkü, MGK’nın bildirisinin bu cümlesindeki “oluşum”dan kasıt, Barzani’nin başkanı olduğu, Irak’taki Kürt Federe Devleti’dir.
    Üstelik de bugüne kadar, “Irak’ta Kürt devleti kuruluyor” gerekçesiyle Kuzey Irak’taki Kürt Federe Devleti’ni düşman gören askerin ağırlıkta olduğu bir kuruldan böyle karar çıkması, Türkiye’nin dış politikası ve elbette ki, kendi Kürt sorununun çözümü konusunda bundan sonraki adımlar açısından da son derece önemliydi.
    Bu karardan anlaşılması gereken de Türkiye’nin Kürt Federe Devleti ile ilişkilerini normalleştireceği, örneğin Erbil’de, Süleymaniye’de konsolosluk ya da başka türden temsilcilikler açacağı, sınır ve Irak’ta operasyon sorunlarından ticarete kadar pek çok konuyu bu federe devletin temsilcileriyle resmen konuşacağıdır.
    Kuşkusuz ki bir zamandan beri Türkiye, Kürt Federe Devleti’yle ilişki kuruyordu; ama bu ilişkileri daha çok da MİT’in yetkilileri ya da iş adamları üstünden gayriresmi olarak sürdürüyordu. Daha da önemlisi, Genelkurmay, Kürt Federe Devleti’ni tanımıyor, bu devletin kuruluşunu Türkiye’nin birlik ve bütünlüğüne karşı bir tehdit olarak görüyordu. Bu kararla birlikte artık; Irak ve Kütlerin Irak’taki kazanımları resmen kabul edilmiş olmaktadır.
    Bu kararın bir diğer önemi de 2007’nin başında yayımlanan ve özü; Türkiye’nin, “Yurtta sulh cihanda sulh” olarak belirlenen klasik Cumhuriyet dış politikasından “aktif dış politikaya geçmesi” olan raporda işaret edilen çizgiye gelinmiş olmasıdır. Anımsanacağı gibi bu rapor; Irak Kürtleriyle anlaşmayı, bu anlaşmayı Türkiye Kürtleri aleyhine olduğu kadar bölge ülkelerine karşı da kullanmayı, Türkiye’nin İslam ve Türk dünyasının lider ülkesi olması için Kürtlerin enerjisinden ve stratejik konumundan yararlanmayı öneriyordu. MİT raporunun, aslında milliyetçi ve Osmanlıcı çevrelerin emperyal hayalleriyle ABD’nin bölge egemenliği stratejisi arasında bağlantı kuran içeriği de düşünüldüğünde, bu kararla atılan adımın sayısız handikaplar içerdiğinden söz etmek gerekir.
    Kendi başına bakıldığında bu karar, Türkiye’nin komşusuyla, özellikle de Kürt komşularıyla ilişkilerini normalleştirmesidir ve bu açıdan alınan karar “iyi bir karar”dır. Ancak, Irak’taki Kürtlerle ilişkilerini “normalleştirip”, onlarla dostluk, “akrabalık” bağlarını güçlendirmek isteyen MGK, sınırın bu tarafındaki Kürtler için yeni bir şey söylememektedir. Dolayısıyla bu taraftaki Kürtlere yönelik, operasyonların süreceği; dahası, Kürtlerin Meclis’teki temsilcileriyle bir araya gelmeme, onların elini sıkmama, Kürt sorununun demokratik çözümünü talep edenlerin “teröristlerden de beter” görülmeye devam edileceği anlaşılmaktadır. Bunların da ötesinde, Irak’taki Kürtlerle ilişkiler geliştikçe, milliyetçi tepkilerin, sınırın bu tarafında hak talep eden Kürtlere karşı daha sert davranarak karşılanacağını söylemek de abartı olamaz. Geleneksel olan budur çünkü.
    Bu kararla aynı zamanda, AKP ile MGK’nın askeri kanadı, Türkiye’nin resmi Irak politikasıyla ABD’nin (ABD, Türkiye’ye telkin ettiği Irak’taki fiili durumu tanıma, politikalarını ona göre geliştirmeyi istiyordu) Irak politikası arasındaki çelişme giderilmiştir. Böylece, Türkiye ile ABD’nin bölge politikaları arasındaki en önemli sorun hal yoluna sokulmuştur. Bunun içindir ki; şimdi ABD-Türkiye ilişkilerinde de daha ileriden bir işbirliğinin, bölge ülkelerine karşı, örneğin İran’a karşı daha ciddi bir işbirliğinin önü açılmıştır.
    Bu kararın ilk sonuçlarını yakın gelecekte göreceğiz. Ama dünyadaki ve bölgedeki gelişmeler, bu kararla Türkiye’nin; iç politikada çatışmalı, Kürt sorununu ezerek çözme yanlısı tutumu sürdürürken, maceracı bir dış politika hattına yöneldiğine, ABD’nin tüm pis işlerine ortak olacağı bir yola girdiğine işaret etmektedir. Böyle, bir iç ve dış politika ekseninde Irak Kütlerini tanımanın ne kadar anlamlı olabileceğini de yaşayarak göreceğiz.
    İhsan Çaralan
    www.evrensel.net