Çevre ‘Kelebek etkisi’ altında

13. İzmir Kitap Fuarı’nın son gününde Evrensel Basım Yayın tarafından gerçekleştirilen “Kent Kültürü ve Çevre” konulu söyleşide, insanın yaşadığı çevre ile bir bütün olduğunun altı çizilerek çevrede olan her şeyin tıpkı “kelebek etkisi” teorisinde olduğu gibi herkesi, hatta tüm insanları etkilediği dile getirildi.


13. İzmir Kitap Fuarı’nın son gününde Evrensel Basım Yayın tarafından gerçekleştirilen “Kent Kültürü ve Çevre” konulu söyleşide, insanın yaşadığı çevre ile bir bütün olduğunun altı çizilerek çevrede olan her şeyin tıpkı “kelebek etkisi” teorisinde olduğu gibi herkesi, hatta tüm insanları etkilediği dile getirildi.
Kimya Mühendisleri Ege Bölge Şube Başkanı Ertuğrul Barka’nın yöneticiliğini yaptığı söyleşide, ilk konuşmayı Bergama eski Belediye Başkanı Sefa Taşkın yaptı. Etrafta olan her şeyin hepimizi etkilediğinin altını çizerek konuşmasına başlayan Taşkın, Çernobil’deki ya da Romanya’daki çevresel felaketlerin Türkiye insanı üzerindeki etkilerini buna örnek olarak verdi. Çevresel olaylar gibi kültürel gelişmelerin de artık tüm dünyada yankı bulduğunu kaydeden Taşkın, Çin’le Tibet arasındaki sorunu buna örnek gösterdi. Bergama’daki altın madeninin çevreye verdiği zararların tüm ülkeyi tedirgin ettiğinin altını çizen Taşkın, geçtiğimiz hafta Midilli’de yapılan panelde Kazdağı’ndaki altın madenciliğinin tartışıldığını, Yunanlıların bu madencilik düşüncesinden, yeraltı sularının kirlenmesi olasılığı nedeniyle son derece endişeli olduklarını aktardı. Madencilik faaliyetinin hız kazanmasının, Türkiye’nin giderek Bergama’da, Kışladağ’da görüldüğü gibi zehir çukurları ile kaplanması sonucunu doğuracağına dikkat çeken Taşkın, “Kimi idarecilerin belirli yerlerde, belirli kaygılarla aldığı kararlar hepimizi etkiliyor. Vatandaşlar olarak bizleri yönetenlere karşı daha sorgulayıcı olmalıyız. Yaşama katılmak, müdahale etmek zorundayız” diye konuştu.
Yoksa birileri sizi güder
Söyleşinin diğer konuşmacısı olan Kaçkar Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Yrd. Doç. Dr. Metin Erten, doğayı en çok kirletenin bile kendisine çevreci dediği bir ortamda kendisinin çevreci olmadığını söyledi. Her kentin farklı kültürü olduğunu, dışarıdan göçle kente gelenlerin bu kültüre kendi zenginliklerini kattığını aktaran Erten, yoğun göç olan Türkiye’de ise göçle gelenlerin kent kültürüne katılmak bir yana kendi kültürlerini baskın duruma getirdiklerini söyledi. İzmir’in giderek beton yığını bir kent haline geldiğinin inkar edilemez bir olgu olduğuna işaret eden Erten, buna karşı yeşil alanların artırılması ve var olanların korunması gerektiğini belirtti. Erten, “Çarpık kentleşme denilince hep kaçak yapılaşma ve gecekondular göz önünde tutulmaya çalışılıyor. Kentte asıl çevre sorununu yaratan kaçak yapılardır. Gecekondular hep tartışılırken kaçak villaların adı dahi anılmaz. Sorunun sadece görünür kısmı ile ilgilenmemiz istenir hep. Olayın arkasındaki ideolojik bakış açısı saklanmaya çalışılır” dedi. Konuşmaları toparlayan Ertuğrul Barka ise köy, kasaba, kent tanımları üzerinden toplumsal yaşamın şekillenişindeki üretim ilişkilerine vurgu yaptı. Moskova Metrosu’ndaki sosyalist planlama ile her tarafı reklamlarla dolu olduğunu söylediği Paris ve Londra metrolarındaki tüketim toplumunun ihtiyaçlarına dönük metro anlayışını karşılaştıran Barka, “İnsanlık var olma ile yok olma arasında bir sınavdan ve mücadeleden geçiyor. Yöneticileri etkilemek kadar yönetmeyi bilmek, iktidar olmak da hedeflenmeli. Siyaseti hayatın her alanında yapmalıyız. Yoksa birileri sizi güder” diye konuştu. Öte yandan söyleşinin ardından aynı salonda baraj suları altında kalma tehdidi altında bulunan Allianoi antik kenti ile ilgili bir söyleşi de gerçekleştirildi. Söyleşi öncesi antik kentin yaşamını canlandıran kostümler ve ellerinde siyah bir örtü ile fuar içinde yürüyen bir grup, alkış ve sloganlarla Allianoi ve Hasankeyf’in sular altında kalmasının önlenmesi çağrısı yaptılar. (İzmir/EVRENSEL)
www.evrensel.net