TABLO

  • Son günlerde emekçilerin kararlı tutumu ve kapatma davası karşısında “kimyası” bozulan R.Tayyip Erdoğan salı günü grup toplantısında bildik üslubuyla bağırıyordu: “Cumhuriyet tarihinin en emekçi dostu hükümet biziz” diye… Bu sözü duyunca, “bu adam ya “dost” kelimesinin anlamını bilmiyor, ya “düşman” diyeceğine yanlışlıkla “dost” kelimesi ağzından çıktı, ya da sermaye dostu Hükümet demek istedi” diye düşündük


    Son günlerde emekçilerin kararlı tutumu ve kapatma davası karşısında “kimyası” bozulan R.Tayyip Erdoğan salı günü grup toplantısında bildik üslubuyla bağırıyordu: “Cumhuriyet tarihinin en emekçi dostu hükümet biziz” diye… Bu sözü duyunca, “bu adam ya “dost” kelimesinin anlamını bilmiyor, ya “düşman” diyeceğine yanlışlıkla “dost” kelimesi ağzından çıktı, ya da sermaye dostu Hükümet demek istedi” diye düşündük.
    Emekçi düşmanı kelimesini ifade etseydi daha samimi olurdu. Çünkü beş buçuk iktidarları dönemindeki uygulamalarına bakıldığında; emekçiye dost mu, yoksa düşman mı olduğu daha net anlaşılmış olacaktır. Daha hazin olanı “emekçi dostu” olduğuna örnek olarak da; sağlık hakkını ortadan kaldıran, emekliliği hayal hale getiren ve sağlığı tamamen paralı hale getiren, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası’nı örnek gösterdi. Başka bir örnek veremedi.Çünkü yok. Kısaca, Erdoğan konuştukça batıyor…
    Emekçi dostu olduğunu kanıtlayan tek bir örnek gösteremeyen Erdoğan’a, emekçi düşmanı olduğunu kanıtlayan onlarca örnek sıralayabiliriz. Hem de o kadar çok örnek sırlamak mümkün ki bu köşenin olanakları elvermeyebilir.
    Bunlardan bir kaçını saymak gerekirse;
    lUlusal ve uluslar arası tekelci sermayenin temsilcisi olarak, 2002 Kasım’ında iktidara geldiklerinde ilk icraat olarak, çalışma yaşamını güvencesiz hale getiren, taşeronlaştırmayı teşvik eden, köleci yaşam koşullarına olanak sağlayan, iş güvencesini ve örgütlenme hakkının ortadan kaldıran 4857 sayılı İş Kanunu’nu çıkaran Erdoğan’ın başında bulunduğu AKP Hükümeti değil miydi?
    l Kendilerinden önceki sermaye hükümetlerinin yaptığı özelleştirme sayısını beş buçuk yıllık iktidarı döneminde katlayarak geçen, kamuya ait nerde bir değer varsa “özelleştirme” yoluyla yağmalayarak, burada çalışan binlerce emekçinin işsizler ordusuna katılmasına veya iş güvencesini kaybetmesine neden olan ve bu acımasız icraatlara imza atan bir hükümet nasıl oluyor da , “emekçi dostu” olabiliyor?
    l “Kentsel dönüşüm” adı altında, emekçilerin yaşadığı semtleri kendi yandaşı inşaat şirketlerine peşkeş çekmek için yoksul emekçilerin başına yıkan, Maltepe Başıbüyük mahallesinde olduğu gibi direnen halkın üzerine polis ve jandarmayı süren, gaz bombası ve ateşli silahlar kullandıran, hatta halkın üzerine tank ve panzer sürdürerek insanların ölümüne sebep olan bu Hükümet değil mi?
    l Bütün sermaye hükümetleri döneminde kötü çalışma koşulları ile anılan Tuzla tersaneleri AKP Hükümeti döneminde tam bir esir kampına dönüşmüş, ucuz iş gücü ve güvencesiz çalışma koşulları ve her türlü kuralsızlığın hüküm sürdüğü bir çalışma alanı haline dönüşmüş, son beş yılda ölü sayısının 40’ı aşmasına rağmen, bu ölümlere ve insanlık dışı çalışma koşullarına seyirci kalan AKP Hükümeti değil mi?
    l En temel haklardan biri olan örgütlenme hakkını kullanan emeklilerin kurdukları Emekli-Sen’in kapatılmasını isteyen AKP hükümeti değimliydi?
    lDevlete para satan rantçıların faiz gelirlerinden tek kuruş vergi almayan;ancak bordro mahkumu emekçilerden vergi alan, emekçilerin üç kuruşluk vergi iadesine göz dikerek kaldıran ve emekçilerin ücretlerinden kesilen işsizlik ödeneği fon gelirinden vergi alan AKP Hükümeti değil miydi?
    l Meclise sunduğu sözde “İstihdam Paketi” ile, 50’den fazla işçi çalıştıran işyerlerinde eski hükümlü,özürlü çalıştırma ve işyeri hekimi bulundurma zorunluluğunu kaldıran, yine 500’den fazla kişinin çalıştığı işyerlerinde kreş kurma zorunluluğuna son veren, işverenden 5 puanlık sigorta primi indirimi sağlanırken; işçiye herhangi bir indirim öngörmeyen tasarıyı hazırlayan AKP Hükümeti değil mi?
    l Kıdem tazminatı yanı sıra asgari ücreti kaldırmak için çalışmalar yürüten ve yasalaştırmak için uygun zamanı beklediği bilinen yine AKP Hükümeti değil mi?
    l Sahte yaklaşımla, 1 Maysı’ın tatil olması için teklif hazırlatan, ancak tatil ilan edilmesi durumunda, emekçilerin sermayeye ve işbirlikçisi hükümete karşı mevzi kazanacağını düşüncesiyle “tatil” ilan etmek yerine emekçilerle alay edercesine “kutlama günü” ilan etme hafifliğinde bulunan AKP Hükümeti değil miydi?
    l Yine 1977 yılında emekçilerin toplandığı Taksim’i kan gölüne çeviren faşistlerin yarattığı katliamı yücelten tavırla, emekçilerin Taksim’e çıkmasını engellemekte kararlı tutum sergileyen ve bu kararlılığı, “ayaklar baş olursa kıyamet kopar” sözüyle yanıtlayarak, aklınca emekçileri aşağılayan AKP Hükümeti’nin başındaki Erdoğan değil mi?
    Çiftçilere, köylülere ve kirli savaşta çocuklarını yitiren emekçi ailelerine dönük sarf ettiği sözler dahil olmak üzere sıralayabileceğimiz yüzlerce örnek emekçi düşmanı olduğunu kanıtlarken, kendisini emekçi dostu(!) olarak ifade etmesi, ancak psikolojik üstünlük sağlama refleksi olarak değerlendirilebilir.Ya bir de açıktan düşman olduğunu söyleyebilselerdi, kim bilir neler olurdu.?
    Dost kim, düşman kim bugünkü tutumlardan bir kez daha anlaşılacaktır.Her türlü tehdite rağmen, birlik, mücadele ve dayanışma ve de emekçi düşmanlarına geri adım attırmak için bu onurlu günde alanlara çıkmalıyız.
    Hasan Hüseyin Kırmızıtoprak
    www.evrensel.net