KİRVEME MEKTUPLAR

  • Kirvem,‘Türban’ ya da ‘sığırcık yavrusu’ meselesine bir müddetten beri yeşil ördek misali baştan kara dalmışken, geçen hafta elimde olmadan nedense efkarlanıp ‘made in Aşkale’


    Kirvem,
    ‘Türban’ ya da ‘sığırcık yavrusu’ meselesine bir müddetten beri yeşil ördek misali baştan kara dalmışken, geçen hafta elimde olmadan nedense efkarlanıp ‘made in Aşkale’ çıkışlı berbat ‘senaryo’ konusuna hafif yollu da olsa teğet olarak değindikten sonra yine esas konumuza, sığırcık yavrusu hikayemize bıraktığımız yerden devam edelim…
    Nitekim her mağarasının, her ağaç kovuğunun, her mezrasının bile başlı başına birer ‘cennet’ köşesi olduğundan dem vurduğumuz bu ‘mukaddes vatan’ topraklarında bunca mesele ‘it kuyruğu’ gibi ortalarda salına salına dolaşırken, mesela ‘evelallah indirdik, çok şükür tepeledik, köşeye kıstırdık ve inşallah üç vakte kadar da sırtını tümüyle mindere yapıştırıp tuş edeceğiz’ teranesiyle tek haneli rakamlar düzeyine iyi-kötü çekilen enflasyon meretinin sil baştan hortlayıp giderek gıdım gıdım yükseldiği şu günlerde, ‘tuzu kuru’ olan ‘mutlu azınlık’ mensupları dünya ‘nimet’lerini afiyetle lüplerken, beri taraftan geride kalan ‘mutsuz çoğunluk’ açlık sınırının diz boyu, yoksulluk sınırının da bacayı sardığı şu günlerde özellikle iş, aş peşinde koşuştururken birden bire türban, laiklik, din, iman, özgürlük falan feşmekan derken aslında tıpkı ‘cambaza bak’ klasik ‘nümero’larıyla güzelce uyutulmaya çalışılıyor…
    Kimileri ‘laik’lik ayağına yatmış ‘uyan ey halkım vatan elden gidoor!’ çığırtkanlığıyla bayraklarla meydanlara dökülüp özümseyip benimsedikleri ‘despot’ça bir laiklik anlayışıyla kendi kavillerince ‘cihat’ çağrısı yaparken, kimileri de din, iman, vicdan, özgürlük, tekerlemesinin yanı sıra ‘mağdur’ları oynayıp hesapça ‘demokrasi’ havarisi kesiloorlar…
    Oysa ortalıkta zaten esamesi dahi okunmayan ama anayasamızda sadece kağıt üzerinde sözü edilen ne ‘laik’liğin ne de yıllardan beri darbelerden, muhtıralardan, balans ayarlarından fırsat bulamadığı için gözü bir türlü açılamamış sığırcık yavrusuna dönüşen ‘demokrasi’mizin de ‘Dağ başını duman almış…’ marşı eşliğinde ve de ‘yürüyelim arkadaşlar!’ babında bir yerlere falan gideceği yok, ancak gerçekten de yıllardan beri kaybolup bir yerlere dörtnal giderken arkasından aval aval baktığımız, hani resmen ‘piç’ ettiğimiz ya da bozuk para misali harcadığımız, üstelik ‘eloğlu’nun her saniyesi için üzerine tir tir titreyip değerlendirirken bizlerin dıngılında, umurunda bile olmayan ama ‘hamaset’ nutuklarıyla yıllar yılı aynı minvalde boşa harcadığımız ‘zaman’ kavramı var…
    İşte mesela daha düne kadar her defasında başımız sıkıştığında kapısını aşındırdığımız fötr şapkalı ‘bir bilen’in yanı sıra keza, kimisi şahin bakışlı sarışın ‘bacı’, kimisi takunyalı ‘hacı’, beriki köylü ‘kasketli’, ötekisi sırma ‘apolet’li, bir diğeri kısacık, tıknaz ‘göbekli’ ve nihayet şimdilerde de oturdukları bu ‘yüce makamlar’ın güya hakkını, hukukunu verme çabasıyla ordan oraya koşuşturan fazlasıyla ‘gayretli’ bu ‘böyük’lerimizin cemi cümlesinin de nabzı, mazide kalan ‘zaman’ dilimlerinde olduğu gibi bugün bu saat yine hesapça halkın, güya milletin ‘refah’ı, mutluluğu için çarptığı halde milletçe mabadımıza uygun rahat bir minder, sırtımızı yaslayacak kıtık dolu bir yastık bulmakta zorlanıyorsak, üstelik döne döne geldiğimiz bu noktada sanki her şeyimiz tıkırında, her şeyimiz yolunda yordamındaymışçasına, sanki zırt pırt dillendirmekten nedense hiç bıkıp usanmadığımız, dilimize pelesenk ettiğimiz şu meşhur ‘muasır medeniyet’i tam da ense kökünden yakalayıp böylece sayıyla 1, yazıyla ‘bir’ tekimizin bile sadece lafta değil gerçekten de tüm ‘dünyaya bedel’ olduğumuzu dosta düşmana kanıtlamışçasına, hatta yine mesela kurulduğu tarihten itibaren üzerinden neredeyse bir asır geçtiği halde kapısından içeri adım atamadığımız gibi bu konuda zerre kadar umudumuz da yokken, buna rağmen Nobel ödülünü kazanan yazarımızı sırf iki çift lafla bireysel ‘düşünce’sini açıklama ‘gaflet’inde bulunduğu için ‘hain’likle ‘ödül’lendirip, önce mahkeme kapılarında süründürüp ardından da bu ülkede doğduğuna, doğacağına neredeyse pişman edip nihayet ‘el kapıları’na bir bakıma zorla ‘postalayıp’, nitekim bunun utancını afiyetle sineye çekip, bu tavrımızla onur, ‘gurur’ duyarken, en önemlisi de ifade özgürlüğüne pranga çeken 301 nümerolu maddeyi tümüyle rafa kaldırmaktansa ‘iki yıllık bir zamanı’ yine ‘piç’ edip sonuçta dostlar alışverişte görsün kabilinden maddede sözü edilen ‘Türklüğü’ yerine ‘Türk milleti’ yaklaşımıyla, yani yakim ‘ha Ali ha Veli’ misali güya fevkaladenin fevkinde bir ‘değişik’lik yaptığımızı, dolayısıyla kendimizi ‘uyanık’ başkalarını ‘enayi’ kategorisinde değerlendirirken, kısacası bu yolda bu kafa yapısıyla, bu zihniyetle göstermiş olduğumuz üstün ‘performans’ sayesinde memleketi baştan başa ‘dikensiz gül bahçesine’, halkımızı da her bakımdan mutluluğa gark ettiğimizden kellim, ehh tabii ki bu arada yapacak başka bir işimiz de elhamdülillah kalmadığı için, bizatihi muhterem başbakanımızın geçenlerde bir vesileyle muhalefeti topa tutarken sözünü ettiği ‘avare kasnak’lar misali ortalıkta keyifli keyifli dolanıp durmamız anamızın ak sütü gibi hakkımız…
    Avare kasnak…
    Dön baba dönelim hacılara gidelim…
    Mıgırdiç Margosyan
    www.evrensel.net