SAĞLICAK

  • Faşist diktatörlükler gelmeden önce ve geldikten sonra hep emek cephesine saldırırlar. 12 Eylül öncesinde 1977 kanlı 1 Mayıs’ı tezgahlayanlar emek cephesini sindirmek, sendikal örgütlülüğünü kırmak amacıyla Taksim’de toplanan yüzbinlerce emekçiye “orantılı güç” kullandı ve onlarca emekçinin kanına girdi


    Faşist diktatörlükler gelmeden önce ve geldikten sonra hep emek cephesine saldırırlar. 12 Eylül öncesinde 1977 kanlı 1 Mayıs’ı tezgahlayanlar emek cephesini sindirmek, sendikal örgütlülüğünü kırmak amacıyla Taksim’de toplanan yüzbinlerce emekçiye “orantılı güç” kullandı ve onlarca emekçinin kanına girdi. Askeri darbe zeminini hazırlamak için yazılan bildik senaryolar 1980 öncesinde Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta defalarca yazıldı ve oynandı. Tüm yaşananlar özünde “daha fazla kâr için üretimde emek payının düşürülmesi ve işçilerin düşük ücretle çalıştırılması” uğruna 24 Ocak kararlarına uygun olarak yapıldı.
    Emek sömürüsünün devamlılığını sağlamak üzere o günden bu güne oluşturulan ve sürekli geliştirilen polis devleti artık diktatörlüğün güvencisi ve devamlılığını sağlayan “güç” haline geldi. Sömürünün doruğa ulaştığı ve toplumun tepkisinin üst düzeye çıktığı son yıllarda yeni bir darbeye gereksinim duymayacak şekilde “orantılı güç” kullanımı artık günlük hayatın parçası haline geldi. Polis artık tek tek kişileri bertaraf edecek ateşli silah kullanmak yerine onbinleri etkisiz hale getirebilecek kimyasal silahlar kullanıyor. Mesai saatlerindeki olağan gözaltılar yerine, tüm kamuoyunun dikkatini çekecek tarzda sabaha karşı tutuklamalarını tercih ediyor. Gözaltına alınanları kelepçelemek yerine, kolunu kırarak götürmek daha etkili yöntem olarak kullanılıyor. Toplumu terörize ederek sindirmeye yönelik örnekler çoğaltılabilir…
    Her türlü toplumsal muhalefet örgütüne yönelik baskıcı tutumlar pervasızca sürüyor. 1 Mayıs’ta İstanbul’da Şişli Etfal Hastanesi’ne atılan gaz bombaları ile sendikalara, meslek örgütlerine, işçilere, yurttaşlara uygulanan vahşi şiddeti kınayan ve suç duyurusunda bulunan TTB Merkez Konseyi Başkanı Gencay Gürsoy başka bir “gerekçe” ile sabaha karşı gözaltına alınıyor. Bu olay tam da AKP yandaşlarının ele geçirmek için devletin tüm olanaklarını kullandığı Ankara Tabip Odası Genel Kurulu’nun yapıldığı gün yaşanıyor. Sağlığın piyasa koşullarında kişinin maddi olanakları ölçüsünde gözetilmesini öngören “sağlıkta dönüşümü(!)” sağlamaya çalışırken dikensiz gül bahçesi isteyen siyasi iktidar tabip odalarının muhalefetine tahammül edemiyor.
    Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası bu koşullarda ancak ve ancak “orantılı güç” kullanılarak uygulanabilirdi; bu nedenledir ki emek düşmanları 1 Mayıs’ta şiddeti DİSK’in kapısında başlattı. Bu nedenle 1 Nisan’da Ankara Numune Hastanesi, 1 Mayıs’ta Şişli Etfal Hastanesi’nin kapısına etten duvar örülerek hastane ortamında şiddet uygulandı.
    Sağlığı da içeren sosyal güvenlik hakları ile ilgili kayıplar doğrudan ücretli emekçileri vurmayı hedefliyor. Hak kayıplarına karşı yeterince terki gösterilmemesi, yeni hak kayıplarını gündeme getiriyor. 2003’te “kölelik yasası” diye adlandırılan İş Yasası bugün siyasi iktidar için ‘yavan’ kalıyor olsa gerek ki daha ‘yağlı-kaymaklı’ tasarılar hazırlanıyor. SSGSS Meclis’ten geçer geçmez Meclis’e gelen ve “istihdam paketi” olarak adlandırılan Yasa Taslağı İş Yasası’nı yetersiz bularak yeni hak kayıpları ile bugün gündemde. Yılbaşından buyana sürekli üzerinde yazdığımız Taslak üç gün gibi kısa zamanda Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu’ndan geçti. Taslak sadece ve sadece işveren çıkarlarını koruyor.
    AKP tüm yasal düzenlemelerinde aynı taktiği uyguluyor, öncelikle var olan inkar edilemez bir sorunu öne sürüyor, çözümü ise emek düşmanlığı ve emek sömürüsü üzerinden teorize ediyor. Söz konusu taslak da “işsizlik ve istihdam” gibi can alıcı bir sorun öne sürülerek hazırlanmış. Ancak, taslak gerekçesinde de vurgulandığı gibi değiştirilen maddelerdeki ana tema “işverenin zorunlu istihdam yükünün azaltılması ve işgücü maliyetlerinin düşürülmesi” dir. Uygulamada işveren; özürlü, eski tutuklu-mahkum çalıştırmaktan kurtulacak; işçi sayısına bağlı olarak istihdam etmek zorunda olduğu işyeri hekimi, işgüvenliği uzmanı, hemşire, sağlık memuru gibi işçi sağlığı ve iş güvenliği ile görevli personeli isterse çalıştıracak; yine işçi sayısına bağlı olarak kurmak zorunda olduğu işyeri sağlık birimi, kreş ve emzirme odası ile birlikte spor salonu açma yükümlülüğünden de kurtulacak. Danıştay tarafından defalarca reddedilmesine rağmen işyeri hekimi, işgüvenliği mühendisi, işyeri hemşiresi vb eğitimlerine başlayacak.
    Hükümet “işsizlik ve istihdam” söylemleri üzerinden İşsizlik Sigortası Fonu’nda biriken kaynağı işveren çıkarları ve yerel seçim rüşveti olarak kullanmak istiyor. Fon üzerinden birden çok amaca yönelen hükümet, kaynağı aynı zamanda GAP’ın bitirilmesi için kullanırken gözünü diktiği Güneydoğu halkına da seçim öncesinde mesajlar veriyor. Diğer tarafta; SSGSS Yasası ile ödenecek prim oranları çalışanlar için aynı tutulurken, işveren lehine yüzde 2 düşürülmesine rağmen, işverene hizmette sınır tanımayan hükümet; 18–29 yaş sınırında istihdam edilen işçilerin uzun vadeli sigortalarının işveren prim borcunu İşsizlik Sigortası Fonu’na yıktı. İşveren tarafından ödenmesi gereken primler beş yıl süre ile Fon’dan ödenecek.
    Gündeme oturan ve emek sömürüsünü hedefleyen her bir başlık konunun sosyal taraflarınca kapsamlı olarak tartışılmaz; işverenin can dostu ve emeğin acımasız düşmanı siyasi iktidarın ve onun uzantısı AKP Hükümeti’nin teşhiri yapılmazsa, faşizmin ayak seslerini dünya örneklerinde olduğu gibi toplumun tüm kesimleri daha yakından duyacak. Çünkü sömürüde sınır yoktur, daha fazla sömürü arzusu daha vahşi militarist saldırıyı gerektirir.
    Celal Emiroğlu
    www.evrensel.net