AVRUPA GERÇEĞİ

  • Almanya’da şu günlerde 5 Mayıs 1918’de Trier’de doğan Karl Marx’ın 190. doğum günü kutlanırken, Türkiye’de Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın 36 yıl önce idam edilişi bir kez daha lanetleniyor ve Denizler anılıyor.


    Almanya’da şu günlerde 5 Mayıs 1918’de Trier’de doğan Karl Marx’ın 190. doğum günü kutlanırken, Türkiye’de Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın 36 yıl önce idam edilişi bir kez daha lanetleniyor ve Denizler anılıyor.
    İki farklı ülkede doğum ile ölüme dair söylenenlerin tümü gelip kapitalizme karşı mücadelenin bugün biraz daha fazla kaçınılmaz hale geldiği, kapitalist sistemin insanlığa reva gördüğü karanlık tablodan çıkış için “daha fazla Marx okumak, daha fazla Deniz olmak” gerektiği noktasında birleşiyor.
    190 ile 36 arasındaki siyasal fark, aslında her iki ülkenin sınıf mücadelesi ve bilimsel sosyalizmin tarihi konusunda da bir fikir veriyor.
    Almanya’da bilimsel sosyalizm ve sınıf mücadelesinin kökleri Karl Marx’ın doğduğu yıllara uzanacak kadar eski, Türkiye’de ise bu mücadele Denizlerin kapitalizme ve emperyalizme karşı yüreklerini ortaya koyarak başlatmış olduğu mücadelenin tarihi kadar yeni olduğunu söylersek, çok da haksızlık yapmış olmayız.
    Her iki ülkede bu iki büyük devrimciye dair bugün söylenenler ve yapılanlar elbette, aradan bunca yıl geçmesine rağmen, onların ölümsüzleştiğini bir kez daha ortaya koyuyor.
    Marx’ın adı dünya tarihine, Deniz’in adı Türkiye tarihine kazınmış...
    Marx, 190. doğum gününde Almanya’da önceki yıllara göre çok daha sık anıldı. Her şeyden önce, neoliberal politikalara karşı bir süredir “sol bir rüzgar” esiyor ve bu yüzden de “Marx’ın hayaleti” sermaye politikacılarının ensesinde kendisini hissettiriyor.
    190. doğum günü kutlamalarına bu hava hakim oldu.
    5 Mayıs’ta çok sayıda tanınmış aydın, politikacı, bilim insanı gazetelere verdikleri ortak ilanlarda “Karl Marx’ın şerefine!” diyerek doğum gününü kutladı. Demokratik Almanya Cumhuriyeti döneminde adı Karl-Marx-Stadt olan Chemnitz’de Hans-Heinz Holz’un da davetli olduğu toplantıda günümüzde Marx eserlerinin neden halen güncel olduğu tartışıldı.
    Sol Parti’nin üniversite gençliği ise Marx’ın eserlerinin üniversitelerde ve yüksekokullarda yeniden okutulması için “Üniversiteye Marx!” sloganıyla bir kampanya başlattı. Kampanya çerçevesinde birçok üniversitede “Das Kapital” okumaları yapılacak, tartışmalar gerçekleştirilecek. Bu arada geçen yıl bir grup üniversite öğrencisinin Das Kapital’i tiyatro haline dönüştürerek turne yaptığını hatırlatalım.
    Keza, sinema sanatçısı Rolf Becker de şu günlerde Komünist Manifesto okumaları gerçekleştiriyor. Marx’ın doğumunun 190. yılı dolayısıyla denilebilir ki, “en ilginç” etkinliklerden birisi Trier’de yapıldı.
    Brückenstrasse’deki Marx’ın doğduğu ev, bilindiği gibi bugün Marx’ın hayatı ve eserlerinin tanıtıldığı müze. Daha önce belediyenin denetiminde olan müze, bundan 40 yıl önce, yani Marx’ın 150. doğum gününde SPD’ye yakınlığı ile bilinen Friedrich Ebert Vakfı’na devredilmişti. Devimci gençlik hareketinin doruk noktasına ulaştığı bu dönemde, gençler evin işçi sınıfına ihanet eden düzen partisi SPD’ye bağlı vakfa devredilmesine karşı çıkarak eylemler düzenlerler. Evin önünde işgal eylemi yapılır ve müzenin devrimci gençliğe devredilmesi talep edilir.
    Friedrich Ebert Vakfı, bu yıl “ilginç” bir adım atarak 40 yıl önce eylem düzenleyen bir grup ‘68’liyi Marx’ın doğduğu eve davet ederek bir tartışma toplantısı düzenledi.
    O zaman evin içine girmeyi başaramayan ‘68’lilerden altısı, bugün de eylemin arkasında olduklarını söylediler. Bununla da kalmadılar, evin ön cephesine bir pankart da astılar: “Marx: Yoldaş Beck Hartz VI gitmeli. Herkese temel gelir verilsin, hemen şimdi!”
    Marx’ın ağzından SPD Genel Başkanı Kurt Beck’e yapılan bu çağrı, günümüzde neoliberal politikalara karşı çıkarak sosyal adaletin sağlanmasını isteyen herkesin dilinde.
    Trier’de yapılan bu “ilginç” etkinlik, herkesin 40 yıl önceki pozisyonunu koruduğunu gösteriyor. Ama, bundan da önemlisi, müze haline getirilen eve her gün dünyanın birçok yerinden insanların ziyarette bulunması... 100 bin nüfusu olan, ulaşım bakımından sapa bir yerde bulunan Trier’e yılda dünyanın her tarafından 30 bin turist, Karl Marx’ın evini ziyaret etmek için gidiyor.
    Yani Marx, Trier ve Almanya’nın ayrılmaz parçası. Bunu Alman burjuvazisi de biliyor. Trier kenti, 2020 yıllık tarihi içinde seçtiği uluslararası üne sahip 9 kişi arasında Marx da bulunuyor. Beş yıl önce ZDF televizyonu tarafından düzenlenen “En İyilerimiz” yarışmasında Marx, Konrad Adeneuer ve Martin Luther’den sonra en çok sevilen üçüncü kişi olmuştu.
    Marx’ın bu denli sevilmesinde elbette işçi sınıfının kendi kurtuluşu için kapitalizmi yıkmasından başka kurtuluşunun olmadığını gösterdiği eşsiz bilimsel teorisi ve eylem yatıyor. Ama aynı zamanda Alman işçi sınıfının geçmişlerine sahip çıkmasına da bağlıdır.
    Türkiye’de de Denizler, hiçbir zaman unutulmadı ve unutulmayacak. Her 6 Mayıs, Denizleri idam eden egemen güçlere ve onların kalem kırıcılarına öfke, Türk ve Kürt halklarının özgürce ve kardeşçe bir arada yaşadığı tam bağımsız demokratik Türkiye özlemine bağlılık gününe dönüştü. Denizlere olan bu büyük sevgi ve bağlılığı gelecek kuşaklara eksiksiz aktarabilmek için, onların dönemine ait bütün belge ve bilgiler, neden tıpkı Karl Marx Evi’nde olduğu gibi farklı dillerde bir araya getirilip bir müzede toplanmasın?..
    O zaman, dünyanın başka ülkelerinden Türkiye’ye yolu düşenlerin ya da düşmeyenlerin bu “Üç Fidan” ve onlara karşı yapılan barbarlığı tanıma şansları daha fazla olacak.
    Yücel Özdemir
    www.evrensel.net