Zihniyet değişmeli

Türk-İş Genel Sekreteri Türkel, 1 Mayıs’ın ardından Türk-İş içindeki tartışmalara ilişkin sorularımızı yanıtladı


1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanması kararının açıklanması ve 1 Mayıs’ta yaşananlar, Türk-İş içinde bir süredir devam eden tartışmaları da alevlendirdi. Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu’nun, SSGSS konusunda hükümetle uzlaşmaya vardıklarını belirterek “Benim tabanımda rahatsızlık yok” demesi, 11 sendika merkezini ayrı hareket etmeye zorladı. Bu sendikalar, Kumlu’nun “6 Nisan’da yapılacak mitinge katılmayacağız” açıklamasına karşın mitinge kitlesel katıldılar. Bu ayrışma 1 Mayıs’ta daha da açığa çıktı. Başkanlar Kurulu kararına karşın Kumlu’nun, 1 Mayıs’a bir gün kala “Taksim’e çıkmayacağız” açıklaması tepkiye neden oldu. Yaşananların sümen altı edilemeyeceğini söyleyen Türk-İş Genel Sekreteri ve Tek Gıda-İş Başkanı Mustafa Türkel, “Hem sosyal güvenlik yasasında hem de 1 Mayıs sürecinde bazı şeylerin yeniden gözden geçirilmesi gerektiği ortaya çıktı. Gözden geçirilmesi gereken konuların en başında da Türk-İş’in bundan sonraki mücadele süreci olacaktır” dedi. Türkel, Türk-İş içindeki tartışmalar ve 1 Mayıs sürecine ilişkin sorularımızı yanıtladı.

1 Mayıs öncesinde Türk-İş, DİSK ve KESK bir araya gelip Taksim’de kutlama yapacağınızı açıkladınız. Bu karara nasıl varıldı?
1 Mayıs’ı ortak kutlamaktaki amacımız Türkiye’deki işçi sınıfının mücadelesinin ortaklaştırılması ve güçlendirilmesiydi. Burada çıkış noktamız ETUC üyesi 4 konfederasyonun ortak kutlamasıydı. Hak-İş bu olayda bir şekilde yan çizdi. Diğer memur sendikalarına da çağrımızı yaptık. Gördük ki herkes bir tarafından kenara çekiliyor. Sonuçta üç konfederasyon kaldık. Bu birlikteliği bozmak için açıklama yapanlar da oldu. Şimdi birleşme birleşme deniyor. Bu illa fiziki olacak diye bir şey yok. Daha 1 Mayıs konusunda ortaklaşamayan sendikaların birleşmesi Demirel’in deyimiyle “abesle iştigaldir”. Sendikal hareket bu sınavı veremedi, umarım önümüzdeki yıl yapabilir. Bunlara rağmen bir direnç noktası oluşturuldu. 1 Mayıs’ın kutlanmasına engel olunması, kutlanmasından daha büyük bir etki yarattı kamuoyunda. 2009’a kadar bu tartışmalar gündemde olacaktır. Biz de o resimleri, görüntüleri unutturmayacağız. Biz 1 Mayıs 2009’u Taksim’de kutlama kararlılığımızı sürdürecek ve ortak iradeyi koyacağız. Bugünden hükümet tedbirlerini alsın. Çünkü biz çalışanlar olarak 1 Mayıs’ı orada kutlamadığımız sürece aklımız Taksim’de takılı kalacaktır. Önce Taksim fobisinden kurtulmamız gerekiyor. Bunun için de Taksim’de bir kez de olsa kutlama yapmak zorundayız. Sendikalar bunu yapmadığı sürece güçlü olduğunu gösteremez. 1977 kabusundan ve 12 Eylül’ün üzerimize ördüğü o tel örgüden kurtulmanın yolu, Taksim’de 1 Mayıs kutlamasıdır.
Çalışanlar ‘Mücadele ettik, sonunda başardık’ diyecektir. 30 yıldır bizim kazanılmış haklarımız geri götürülüyor ve biz koruyacağız diyoruz. Bu bir sembol aslında. Taksim’in kutsandığı yok ama bir kez de olsa yapmak zorundayız. Devlet akılcı düşünerek bunu bir kez yapmamızın önünü açmalıdır. Evet. biz karanfillerimizi Taksim’e bırakamadık ama mücadelemizi verdik. Bir sonraki 1 Mayıs’ın taşlarını örmeye başladık. Demokrasinin, çalışma hayatının, örgütlenmenin önündeki engelleri aşmanın yolu Taksim’den geçmektedir. Çünkü sendikalar oraya çıktığı zaman kendi öz güvenlerini kazanacak ve güçlerinin farkına varacaktır.

Bu süreçte Türk-İş önce Başkanlar Kurulu ardından da Yönetim Kurulu kararıyla Taksim’e çıkacağını açıkladı. Fakat daha sonra Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu katılmayacaklarını açıkladı. Neden Taksim konusunda geri dönüldü?
Ben Türk-İş genel sekreteri olarak bana verilen yetkiyi sonuna kadar kullandım. İlk olarak genel sekreterlerden oluşan bir komisyon kuruldu. Ve süreç başlatıldı. Türk-İş Başkanlar Kurulu Taksim ısrarını kamuoyuna duyurdu. Kararın açıklanmasından sonra itirazlarınızı ortaya koyarsanız, o ahlaki olmaz. Toplantıda karşı çıkarsınız, bizde çoğunluk kararı önemli. Bazı kararlar bizim de içimize sinmeyebilir ama çoğunluk öyle diyorsa uymak zorundayız. Her açıklama Türk-İş başkanının bilgisi dahilinde yapıldı bu süreçte. Ancak Başbakan, İçişleri Bakanı ve vali ortamı germe politikası başlattıkça siyasi baskılar da arttı. Genel başkana hükümet kanadından da ricalar geldiğini, ‘bir kez daha görüşülmesinin’ istendiğini, daha sonra bu baskıların dozunun arttığını düşünüyorum. Başbakan’la yapılan görüşmeler ve bizim de bilmediğimiz gelişmeler... En son basın açıklaması yapılırken Türk-İş başkanı bunun gözden geçirilmek zorunda kalındığını belirterek ‘yeniden gözden geçirmemizi’ istediğinde, ‘Bu saatten sonra olmaz’ dedim. ‘Bu mücadeleyi sürdürmek zorundayız!’ O kendisine verilen bazı bilgileri paylaştı. Biz açıklamayı yaparken Kumlu, katılmayacağı yönünde bir açıklama yaptı. Türk-İş genel sekreteri olarak bana verilen yetki sonuna kadar kullanılmıştır. Bu süreçte ayrıştığımız sendika başkanları da oldu. Katılmayacaklarını beyan edenler oldu. Bir yönetici arkadaşımızın da bu yönde açıklamaları oldu. Ancak ben, ‘benim için bağlayıcı kararın Başkanlar Kurulu’nun ve Yönetim Kurulu’nun verdiği karar’ olduğunu söyledim. Bu saatten sonra vazgeçtik açıklamaları kendilerini bağlar. Nitekim Taksim’e gelmeme özgürlüğünü de kullandılar, gelmediler. Ancak onların Taksim’e gelmemesi Türk-İş’in Taksim’e çıkmaması anlamına gelmiyordu, ki öyle de oldu. Türk-İş oradaydı.
1 Mayıs’ta da Taksim’e yürümemenin daha doğru olacağına karar verdik. Hükümetin önerisi doğrultusunda 50-100 kişi ile oraya çıkmamız, onların söylediğini yapmış olacağımız anlamına geliyordu. Taksim’e karanfilleri bırakmak içimize sinmedi. Onların güdümünde bir hareket geliştirmiş olacaktık. İl dışından gelen otobüslerimiz durduruldu, işkence yapıldı adeta.
Sonra Başbakan çıkıyor “500 kişi getiremediler” diye. Bıraksaydı da görseydi 500 bin kişinin nasıl oraya çıkacağını. Başbakan işçileri toplayamadığımızı söylüyor, biz onun istediği yere 1 milyon kişi getirelim. Ama bunun sonuçları olur. Sonra Başbakan o koltukta oturamaz. Başbakan hâlâ 70 milyonun başbakanı olduğunun farkında değil. İşçileri küçümsüyor.

Türk-İş’e bağlı sendikalar arasında SSGSS ve 1 Mayıs dönemlerinde bir ayrışma yaşandı. Türk-İş’te neler oluyor?
1 Mayıs’da da şunu gördük ki bazı sendika başkanlarımız bu konuda farklı görüşte ve bunu basının önünde de açık açık konuşuyorlar. Türbanla ilgili açıklamalar yapan bazı sendikacı arkadaşlarımız, 1 Mayıs’la ilgili sesini çıkarmıyor, burada dayak yeniyor ve bir kınama dahi yapmıyorsa bunların üzerinde düşünülmesi gerekiyor. Orada cop yiyenler bizim emekçi kardeşlerimizdi.
Bazen siyasetin etkisi altında hareket ettiğini düşündüğümüz sendikacıların da kendilerini gözden geçirmesi gerekiyor. İşçi hareketinin önderlerinin siyasetçilere uşaklık yapacak kadar küçülmelerini doğru bulmuyorum. Emekten yana siyaset ve sermayeden yana siyaset vardır. Emekten yana siyaset yapanlarla elbette kol kola yürümemiz gerekiyor. Ancak sermayeden yana siyaset yapanlarla yan yana olmanın kimseye yararı olmaz. Hele çalışanlar için hiç olmaz.
Sosyal güvenlikle ilgili prim gün sayısını ne kadar düşürürseniz düşürün, sosyal hakları nereye çekerseniz çekin, 65 yaş orada durduğu sürece Türkiye’de emekli olmak hayaldir. Türkiye’de işçi hareketi 65 yaşını ortadan kaldırmak için ne kadar mücadele etmesi gerekiyorsa o kadar mücadele etmek zorundadır. Yasanın çıkması buna engel değil. Yasa Cumhurbaşkanı tarafından onaylanabilir, Danıştay tarafından iptal edilmeyebilir. Bizim geçmişimizde de var çıkmış bir yasayı geri çektirme, eylemlerimizle bunu yaptık. Bugün de Sosyal Güvenlik Yasası’ndaki 65 yaş, sendikal hareketin ayıbı olarak orada duracaktır. Ta ki mücadele ile bunu geri çektirene kadar.
Türk-İş’in mücadele politikasını sorgulaması gerekiyor. Bunu önce yönetim sonra da Başkanlar Kurulu olarak yapmamız gerekiyor. Ne tartışılacaksa tartışılsın ama Türk-İş toplumun ihtiyaçlarına cevap verme zorunluluğu ile karşı karşıyadır.

Peki bundan sonra ne olacak, bu olaylar yaşanmamış gibi mi davranılacak?
Türk-İş de bundan sonra kendini yeniden gözden geçirecektir, hem Yönetim Kurulu hem Başkanlar Kurulu, hem de sendikalar... Türk-İş de bundan sonra daha diri bir sendikal hareket olacaktır. Türk-İş’te bundan sonra bölünme olmaz. Türk-İş bize emanet. 57 yılda Türk-İş oldu. Zaman zaman oradaki yöneticiler hatalar yapabiliriz ama bu hataları kabul etmek yerine onları yapanlara bedel ödettirmenin yolu açıktır Türk-İş’te. Bizde demokrasi çok geniş alanda kullanılıyor. Başkanlar Kurulumuz soldan sağa çok geniş bir yelpazedir. Ama öncelikleri Türk-İş’tir. Zaman zaman biz tartışmalarımızı kamuoyu önünde yapmaktan bile rahatsız olmayız. Fakat bunu DİSK’te, Hak-İş’te göremezsiniz. “Türk-İş’te bölünme mi olacak, olağanüstü genel kurul mu olacak?” gibi tartışmalar var kamuoyunda. Ben açık söylüyorum; Türk-İş’te olağanüstü için yapılacak bir çalışmanın içinde asla olmam. Buna sebep olacağımı hissettiğim zaman bu işi bırakırım. Bu işlerin olağanüstü genel kurullarla çözüleceğine inanmıyorum çünkü. İsimler değiştiğinde politikalar değişmemişse, Türk-İş yine etkili olamaz. Ben 2 Mayıs’tan sonra Türk-İş’te çok daha aktif olarak mücadelenin verildiğine, işçi sınıfı sorunlarına karşı daha tutarlı bir mücadele sergileyeceğine inanıyorum. Türk-İş, kendini gözden geçirerek, politikalarını belirleyerek mücadelesine devam edecektir.
(İstanbul/EVRENSEL)
Gökhan Durmuş
www.evrensel.net