Fotoğraf: AA

ALBATROS

  • Şu sıralarda Şahan Natali’nin “Biz ve Türkler” adlı kitabını ilgiyle okuyorum. Kim bu Şahan Natali? Şahan Natali, 1884 yılında Harput’un Hüseynig kasabasında doğmuş. 1895-97 yılları arasındaki Hamidiye kıyımları sırasında babası, dayısı ve birçok akrabası öldürülür. 10-11 yaşlarındaki Şahan’ı (Agop) bir Rum aile yanına alarak kurtarır


    Şu sıralarda Şahan Natali’nin “Biz ve Türkler” adlı kitabını ilgiyle okuyorum. Kim bu Şahan Natali? Şahan Natali, 1884 yılında Harput’un Hüseynig kasabasında doğmuş. 1895-97 yılları arasındaki Hamidiye kıyımları sırasında babası, dayısı ve birçok akrabası öldürülür. 10-11 yaşlarındaki Şahan’ı (Agop) bir Rum aile yanına alarak kurtarır.
    Fırat Koleji’nde bir yıl diğer yetimlerle okuduktan sonra İstanbul’daki bir yetimhaneye gönderilir. Berberyan Okulu’nu bitirir. Daha sonraları Amerika’ya gider, Boston Üniversitesi’ne devam eder. 1908 Devrimi’nden sonra bir yıl kadar ülkeye dönüp Huseynig’de kalırsa da, 1909 Adana kıyımından sonra yeniden sürgün yollarına düşer. Ülkeye yeniden dönüşü Balkan savaşlarına denk düşer, Yunanlılar onu Osmanlı pasaportu taşıdığı için Amerika’ya geri yollarlar.
    Ermeni Devrimci Federasyonu içinde çalışan Şahan, sık sık örgütü ile anlaşmazlığa düşecek, daha sonraki yıllarda Sovyet Ermenistan’ını da birkaç kez ziyaret edecektir. Yurtsever bir tavrı vardır, politik olarak uyuşmamakla birlikte, Sovyet Ermenistan’ının, Ermeni uluslaşmasının tek olanağı olduğunu ve yaşaması gerektiğini düşünür, EDF ile anlaşmazlık içinde olan Antranik Paşa gibi... Şahan Natali, 1983 yılında, 100. yaşına az bir zaman kala ölür.
    Gerginlik içinde ama hayli uzun bir ömür...
    Onu diri tutan belki öfkesi yanında, görevini yapmış olduğuna inanmanın huzuru idi.
    Şahan Natali bir bakıma, II. Dünya Savaşı’ndan sonra, saklanan Nazileri takip ve cezalandırma eylemlerinin de ilham kaynağıdır. Şahan, Nemesis adıyla da anılır.
    Nemesis, “intikam” tanrısıdır Yunan mitolojisinde.
    1919’da İstanbul’da Divanı Harb tarafından yargılanarak idama mahkum edilen “savaş suçluları”ndan Talat Paşa’nın ve diğerlerinin, hükmünün “infaz edilmesini” sağlayan örgütlenmenin beynidir Şahan. Muhbirler de vardır bu listede.
    Ama kendisi de tutarsız, zikzaklı politikaları eleştirince EDF’den tasfiye edildi ve daha sonra, birkaç suikast girişimi ile yüz yüze kaldıysa da bunları atlatmayı başardı.
    Aslında tarihin görece gölgede kalmış son derece ilginç karakterlerinden biridir Şahan Natali.
    Özgün yanları nedeniyle temel siyasal yapılanmalar ona sahip çıkmadı.
    Kitabının İngilizce basımının Karabağ Cumhuriyeti’nde yapılmış olması ilginç.
    Yahudi Holokostu’nun önemli sonuçlarından biri de, “Bir daha asla” bilincinin oluşumudur.
    Bir anlamda, Karabağlıları da bu kadar direngen yapan, bir bakıma bu “Bir daha asla” kararlılığı idi.
    Son derece eleştirel bir beyne sahip olan Şahan Natali, Türklerin uluslaşma sürecini tamamlamayı başarırken, Ermenilerin uluslaşmayı başaramadığını söyler.
    Bence uluslaşma dünyanın en çok kurban sürecidir ya.
    Bütün Balkan ulus devletlerinin oluşumunda yaşanan acı, sürgün ve kıyımlar bunun tanığıdır.
    Bir anlamda Ermeni halkı da, bütün bu Balkan sürecinin bedelini çok ağır bir biçimde ödedi.
    Tarihe mekanik bir bakışla, Ermeni uluslaşmasının da Balkan sürecini izleyeceği düşünülüyordu. Kayıplar, kıyımlar göze alınmıştı ama kimse, bunun bir soykırımına dönüşebileceğini düşünemiyordu.
    Soykırım kavramının babası olan Lemkin’i bu alana yönelten de, Talat Paşa’yı vuran Tehlirian’ın (Şahan’ın Nemesis grubundandı) Berlin’de yargılanması ve beraatı olmuştu.
    Almanlar, 1915’teki suç ortaklıkları ortaya çıkıp tartışılmasın diye, davayı alelacele 2 günde tamamlayacaklardı.
    Lemkin, “adaletin kişilerce gerçekleştirilemeyeceğini, bunun doğru olmadığını”, bu nedenle cezasız kalan soykırım gibi insanlığa karşı işlenmiş suçların yargılanması için uluslararası bir hukuk ve yargılama mekanizması oluşturulması gerektiğini savunacaktı hayatı boyunca ve sonra, BM Soykırım Sözleşmesi’nin yazarı olacaktı.
    1948 yılında imzaya açılan bu sözleşmeyi ABD 1984 yılına dek imzalamaktan kaçınacaktı. Uluslararası Yargı mekanizmasının önünü açan Roma Sözleşmesi’ni hâlâ imzalamadığı gibi...
    Şahan Natali, ilginç kitabında, Ermeni siyasal hareketlerini de keskin bir eleştiri süzgecinden geçirdiği gibi, Batılı devletlerden de oklarını eksik etmez.
    Elbette, yaşanan dönemin travmalarını da yansıtan, ama hiçbir şeyi örtmeye çalışmayan bir ruh halini dürüstçe yansıtan bir kitaptır bu.
    İzninizle, bugün açısından da anlamlı olan bir parça alıntılayacağım:
    “Bu kavgadan mağlup çıktığımızı da ifade edelim.
    Mağlubiyetimizi kabul etmek, ne mücadelemizin haklılığını ortadan kaldırır ne de kırk şeytana karşı dövüşen cesur savaşçının efsanesini aratmayan Ermeni özgürlük savaşçısının kahramanlığına halel getirir.
    Neden mağlup olduk?
    Belgeler, mağlubiyetimizde önemli rolü olan sebeplere dair daha fazla bilgi verecektir.
    Ruslar bize ihanet etti. Onlar bir yandan bizi yüreklendirirken, bir yandan da Türklere bizi boğazlatarak, Ermeniler olmadan Akdeniz’e inen yolu egemenlikleri altına almak istediler ve bu planı yürürlüğe koydular.
    İngilizler, Doğu politikaları ve iktisadi çıkarları uğruna bizi sattılar.
    Bizim silahlarımızla ve dökülen kanımızla Klikya’yı işgal ettikten sonra Fransızlar, Türk boyunduruğu ile onların dostluğunu kazanmak için bizi silahsız olarak terk ettiler.
    İzmir’in kendilerine ait olduğunu düşünerek, İtalyanlar Yunanlıları sürgün etmek için silahlandılar ve bizi ateşe attılar.
    Amerikalılar belagatleri ile bizi uyuttular ve davamızı birkaç petrol kuyusuna kurban ettiler.
    Bunlar yalnızca birkaç örnek ve bunların arkasında küçük Ermeni bebeklerinin ve okuma yazma dahi bilmeyen yaşlı kadınların bile bilançosunu çıkarabilecekleri korkunç trajedimiz yatmaktadır. Bunlar, onların bizzat tanıklık ettikleri ve bedenleri üzerinde hissettikleri olaylar değil mi?..”
    Ragıp Zarakolu
    www.evrensel.net