Fotoğraf: Evrensel

Kaybeden yine işçiler

Merhaba Evrensel okurları, ben Gaziantep’te inşaat sektöründe boyacı olarak çalışan bir işçiyim. İnşaat sektöründe demir fiyatlarının aşırı yükselmesine karşı 2 haftalık iş durdurma eylemi başladı


Merhaba Evrensel okurları, ben Gaziantep’te inşaat sektöründe boyacı olarak çalışan bir işçiyim. İnşaat sektöründe demir fiyatlarının aşırı yükselmesine karşı 2 haftalık iş durdurma eylemi başladı. Müteahhitler demir fiyatlarının yükseldiği gerekçesiyle başta Antep olmak üzere 8 kentte iş durdurdu. Bütün bir kış boyunca çalışamayan inşaat işçileri şimdi de bu iki haftalık eylemle yine çalışamayacaklar. Bu durum, sadece Antep’i ele alsak bile binlerce işçinin kısa ama sonucu ağır olacak bir işsizlikle karşı karşıya kalması demek. Evet, sonucu ağır olacak. Çünkü; Kış aylarında borçlanma yoluna başvurarak temel ihtiyaçlarını karşılayan biz inşaat işçileri yazın gelmesiyle birlikte bu borçları ödemek için en ağır koşullarda ve sigortasız çalıştırılıyoruz. İki hafta işin durması demek aynı zamanda yeniden borçlanmamız ve var olan borçlarımızın artması anlamına gelmektedir.
Müteahhitlerin birçoğu demir fiyatlarının artmasının özelleştirmenin bir sonucu olduğunu ifade ediyor ve bu doğrudur. Ama özelleştirmelerin faturasının kime kesildiği bu eylemde bir kez daha gözler önüne seriliyor. Fatura yine biz işçilere kesilmiştir. Çalıştığım iş yerinde bu eylemi birçok arkadaşla tartıştık. İşçi arkadaşlardan biri “Yaptıkları eylemde kendilerince haklı olabilirler. Demir fiyatlarından dolayı mağdur olduklarını ifade ediyorlar ve mağduriyetlerinin giderilmesini istiyorlar. Bizde mağdur oluyoruz. Kendileri de bizim mağduriyetimizi gidersin” diyor. Bir başka arkadaş ise “ bu eylem AKP Hükümeti’nin ekonomik sorunlar karşısındaki tutumundan kaynaklanıyor. Özelleştirmedikleri yer kalmadı. Her şeye zam geldi. Artık eve ekmek götüremiyoruz” diye tepkisini ortaya koydu. Şimdi kendilerinin mağdur olduğunu ifade edip hak aradıklarını söyleyenler neden işçilerin haklarını vermiyorlar. Neden sigortasız işçi çalıştırıyorlar. İğne kendilerine batınca mı haktan hukuktan bahsetmek akıllarına geldi. Peki, bu iğnenin acısı geçince, yani yarın öbür gün hükümet bunlara bir kıyak çekince her şey eskisi gibi devam etmeyecek mi? Bugün hakkımı arıyorum diyen o müteahhitler işçilerin hakkını yemeye devam etmeyecekler mi? Ekmeğe, şekere, mazota yapılan zamma sesini çıkarmayanlar, bu gün demir zamlarını öne sürüp iş durduruyorlar.
Evet işçi kardeşlerim, onlar demire yapılan zamdan dolayı iş bıraktılar. Bizlerde bulunduğumuz her alanda örgütlenerek haklarımız için mücadele edelim. İşverenin yaptığı eylemin işçiye faydası olmaz, ancak zararı olur. Onlar en fazla 2 hafta geç bitirirler işi ve daire sahiplerine iki hafta geç teslim ederler. Yani müteahhitlerin kaybedecekleri bir şey yok. Kaybeden yine biz olacağız, borç defterleri daha da kabaracak, alım gücümüz daha da azalacak. Özelleştirilen her işletme bize işsizlik, açlık ve yoksulluk olarak yansıyor. Yani özelleştirmenin asıl mağdurları biz işçileriz. Artık daha fazla mağdur olmamak için işsizliğe, açlığa, yoksulluğa, özelleştirmelere, sigortasız çalıştırılmaya karşı mücadele edelim.
Ayrıca, en vahşi sömürü koşullarında çalışarak evlerine ekmek götürmek için bütün işçiler gibi canlarını ortaya koyan ve her gün aralarından yeni bir canı toprağa vermek zorunda kalan Tuzla Tersane işçilerinin mücadelelerini yürekten desteklediğimi, bedenen olamasam da fikren yanlarında olduğumu söylemek istiyorum. “ Yaşasın sınıf dayanışması”.
Mustafa Suphi Esen
Bir inşaat işçisi (GAZİANTEP)
www.evrensel.net