GÜNDÖNÜMÜ

  • Tuzla Tersanelerinde işçiler ölmeye devam ederken İstanbul Valiliği ve Hükümet iş güvenliği önlemlerinin alınmasını güvenceye almak yerine bir tersanenin kapatılmasına karar verdi. Diğer tersanelerde işçilerin sağlığını ve güvenliğini tehdit eden koşullar aynen sürüyor


    Tuzla Tersanelerinde işçiler ölmeye devam ederken İstanbul Valiliği ve Hükümet iş güvenliği önlemlerinin alınmasını güvenceye almak yerine bir tersanenin kapatılmasına karar verdi. Diğer tersanelerde işçilerin sağlığını ve güvenliğini tehdit eden koşullar aynen sürüyor.
    Tersanelerde kaynakçı olarak çalışırken yaşamını yitiren bir işçinin eşi oradaki çalışma koşullarını anlatırken “Zaman zaman eşime bir şeyler götürmek için tersaneye giderdim. Eşimin elinde eldiven, başında baret görmedim. Eve geldiğinde gözleri sulanıyor ve kanlanmış oluyordu. Kaynak gözlüğü vermiyorlardı. Yeni boyanmış bir gemide kaynak yaptırıldığı için patlamada öldü. Eşimin ölümünden sonra size 50-60 milyar verelim mahkemeye gitmeyin. Dava en az 2-3 yıl sürer. Temyize gideriz. En az bir yıl da temyiz sürer. Sizin için de bizim için de iyi olmaz.” dediğini, kendisinin “Eşim gerekli önlemler alınmadığı için öldü” demesi üzerine tersane avukatının “Ne yapalım, sadece senin eşin mi öldü?” dediğini belirtiyor.
    Özellikle taşeron işçilerinin örgütlü oldukları sendika önderliğinde sürdürdükleri mücadele ve çıkardıkları “Baret” Gazetesinin ve emek basınının çabalarıyla kamuoyu gündemine ve sonra da Meclis gündemine getirilen ölümler sonrasında Selah Tersanesinin kapatılması üzerine bu durumu kendi yararına kullanan tersane patronlarının örgütü GİSBİR, kadrolu işçilerin örgütlü olduğu Dok Gemi-İş Sendikası’nı da yedekleyerek işçilerin açlık ve yoksulluğundan yararlanarak Limter-İş Sendikası’nı hedef alan, direnen işçileri “bölücü” olarak ilan eden bir kitlesel eylem yaptırdı.
    Bu eylem iki önemli gerçeğe işaret etmektedir.
    Bunlardan birincisi sınıf bilincinin oluşmaması halinde açlık ve yoksulluk koşullarında çalışan işçilerin, işlerini kaybetmeme uğruna sınıf kardeşlerine karşı kendilerini en ağır sömürü koşullarında ve hayati tehlike altında çalışan patronlarıyla birlikte davranır hale gelebilecekleridir. Patronlar, sınıf bilinci gelişmemiş işçileri ırkçı-milliyetçi propaganda ile veya başka yollarla kolayca bölebilmektedir.
    İkinci önemli gerçek ise sendikal hareket içindeki iki çizginin karşı karşıya gelişinin somut görüntüsünün Tuzla Tersanelerinde açığa çıkmış olmasıdır. Mücadeleci, işçilerin hak ve çıkarlarını savunan sendikacılık anlayışı ile işbirlikçi/diyalogcu sendikacılık çizgisi karşı karşıya gelmiştir.
    İşçileri bölerek birbirlerine karşı kullanan patronlar, sendikaları da karşı karşıya getirmektedirler. Sınıfın çıkarlarını zerre kadar düşünen bir sendikanın tersane patronları ile işbirliği içinde başka bir sendikaya karşı durması düşünülemez. İşçiler ölürken tepki göstermeyen Dok Gemi-İş Sendikası’nın işçilere karşı patronlarla işbirliği yaptığı bir kez daha açığa çıkmıştır.
    Ülkemizde ve dünyada işçi sınıfının çıkarlarını, dayanışmasını ve dostluğunu, insanca bir düzeni, kapitalist sömürüye karşı sosyalizmi savunan işçi önderleri üç gün boyunca Balıkesir Gönen’de yapılabilecekleri tartıştılar.
    Kuşku yok ki kimi işçiler bugün dostunu ve düşmanını ayırmakta zorlansa bile, işçi sınıfı gerçek dostlarını bağrına basarken patron işbirlikçilerini de hak ettikleri çöplüğe göndermeyi başaracaktır.
    Hasan Hüseyin Evin
    www.evrensel.net