ortak sesin adı: aram tigran

Bir çok dilin, inancın, kültürün ortak mekanı olan Diyarbakır, son bir yüzyıldır sahip olduğu bu mirasın kaybını yaşıyor. Telafi edilmesi mümkün olmasa da Diyarbakır, 2000 yılından bu yana gerçekleştirilen Kültür ve sanat Festivali’nde kaybedilen/ kaybettirilen bir arada yaşama kültürünün en azından dinamiklerini canlı tutma uğraşında.


Bir çok dilin, inancın, kültürün ortak mekanı olan Diyarbakır, son bir yüzyıldır sahip olduğu bu mirasın kaybını yaşıyor. Telafi edilmesi mümkün olmasa da Diyarbakır, 2000 yılından bu yana gerçekleştirilen Kültür ve sanat Festivali’nde kaybedilen/ kaybettirilen bir arada yaşama kültürünün en azından dinamiklerini canlı tutma uğraşında.
Artık bir geleneğe dönüşen Diyarbakır Kültür ve Sanat Festivali, bu yıl da geride bırakılanların izlerini sürmenin verdiği heyecanını paylaşmaya devam ediyor. Yine her yıl olduğu gibi bu yıl ki festivalde de, Mezopotamya ve Anadolu topraklarında dile ve söze sığan, kimi zaman sadece ritimlerle, kimi zamanda suskunlukta, acıda, bilgelikte, erdemde arayan bir çok farklı sesi, renkleri bir araya getirdi. Sahne sanatlarından plastik sanatlarına; edebiyattan, felsefeye, bilimden teolojiye kadar yaşama konu olan ve onun derinliklerinde döne döne bedenlerde konuşan bir kültürün izlerini Diyarbakırlılar yeniden yaşıyor.
Bu yıl festivalin teması, farklı merkezlerden ama uzun yıllardır arzu edilen bir düşünceyi paylaşmayı ve onu güçlendirmeye dönük. Festival, Kürtlerin uzun yıllardır alışık olduğu ve bir yaşam geleneği haline getirdiği barış arzusundan yola çıkıyor yine. Ve tabi ki bu temelde, farklı inanıştaki, farklı düşüncedeki insanların bir arada ve ortak bir yaşam örmeye dönük bir felsefeyi de barındırıyor. Ve bu çerçevede Süleymaniye’den, Avrupa’ya, İstanbul’dan Hakkari’ye Karadeniz’den, Ermenistan’a kadar uzanan kültürleri bir araya getiriyor.

Neşeyi ve acıyı buluşturuyor
Festival, Kürt filozof olarak bilinen Ehmedê Xani’ye atıf ediliyor. Mem û Zîn’in hayatı tüm çıplaklığıyla irdeleyen o büyük aşk destanının yazarının festivalin en orta yerinde yer alması tesadüf olmamalı. Tabi ki inançlar buluşması adı altında, Ermenilerin, Ezîdîlerin, Alevilerin, Kürtlerin, Süryanilerin buluşturulması; buna ek olarak Semazenlerin Diyarbakır’da dönmesi de bu düşüncenin ve barış arzusunu çok açık biçimde ortaya koyuyor. Ama bunları bir seste buluşturan başka bir şahsiyette Diyarbakır’a davet edildi ki, bu da bu festivalin hem dışında hem de içinde dönüp dolaşan, Mezopotamya ve Anadolu halklarının ortak sesi Ermeni asıllı Aram Tigran’dı. O Mezopotamya coğrafyasında yaşayan tüm halkların şahsında yaptığı Kürtçe eserlerle önce acıyı ve ağıdı bunun yanında neşeyi, bilgeliği, sevdayı, akan tüm yaşam hikayelerinde, kendi sesinde, o yumuşak ve gür sesinde buluşturuyor.
Suriye’nin Qamişlo (Kamışlı) kentinde 1934 yılında dünyaya geldi. O’na sanatı sevdiren ve halkla bütünleştiren bir miras bırakan kişi, güzel kaval çalan babası oldu. Önceleri ud dersleri alan Tîgran, daha sonra düğünlerde ve çeşitli etkinliklerde sahne aldı. Arapça, Ermenice, Kürtçe ve Türkçe müzik yaptı, 1966’dan sonra Ermenistan’ın başkenti Erivan’a giderek, Erivan Radyosu’nda 18 yıl çalıştı. Bu dönemde müzikal yaşamını daha da olgunlaştıran Tîgran, bugün Atina’da yaşıyor. İçindeki devasa sanat ateşi canlı duran sanatçı, 74 yaşında halen Kürtler için müzik yapmaya devam ediyor.

‘Diyarbakır hayalimdi’
Diyarbakır’a gelişini “xeyal” olarak tarif ediyor Tigran. Sıcak kanlı, ilerlemiş yaşına rağmen coşkulu ve enerji dolu olan Tigran, bize kendi yaşam hikayesinden, müzik anlayışından, Kürtlere olan sevgisinden, yaşadığı trajedilerden, bu toprakların verdiği kültürel demden, gelecek kaygısına kadar bir çok konuda düşüncelerini paylaştı. Ama öncesinden Aram Tigran’ın kulaklarda bıraktığı tınının gücüne dair kendi izlenimlerine kulak verelim. Gayet esprili ve alçak gönüllü olan Tigran, “Kim beni tanımaz ki, aha şimdi ben Afrika’da bir Kürt köyünü arasam, ‘ben size misafir olmak istiyorum’ desem, beni hemen tanırlar. Ben çok yaşadım. Dedim ‘yaw siz beni nereden biliyorsunuz?’ Bana dönüp “Mamoste, senin sesin kulaklarımızda iç etmiş. Orada bizimle bir olmuş” diyorlar.” Hemen sıcağı sıcağına Diyarbakır’daki izlenimlerini de alıyoruz. 52 yıllık sanatında ilk kez Diyarbakır’a adım atan Tigran, gelmeden önce, Diyarbakır’ı hayalindeki kent olarak nitelendiriyor. “Tam gezemedim” diyerek başlıyor söze: “Ben daha modern daha ilerlemiş bir kent olduğunu düşünmüştüm. Ama şunu söyleyeyim ki, burada halk çok çok iyi. Hepsi Kürtçe konuşuyor. Ben onlara hayran oldum.”

‘Rojbaş Diyarbekir’
Festival için bir sürprizinin olduğunu belirten Tigran, Diyarbakır için yaptığı bir besteyi burada seslendirecek. Bestesinde Diyarbakır ile ilgili duygularını dile getiriyor: “Di nav xwenên şevan de min qet bawer nedikir/ez bibînim bajarê Diyarbekir/Rojbaş Diyarbekir, me te bîra nekir/em hatin te bibînin te derî li me vekir - Rüyalarımda bile hiç inanmazdım/Diyarbakır’ı dünya gözüyle göreceğimi/Günaydın Diyarbakır seni unutmadık/kapılarını açtın bize seni görmeye geldik.”
Tigran, Diyarbakır’da bir süreliğine kalmayı, hatta bundan sonra Diyarbakır’a belli periyotlarda gidip gelmeyi de planlıyor. Diyarbakır’a kendi sanatından, gençlere bir şeyler vermeyi de arzuluyor. Sohbetimizi yaptığı müziğe yöneltiyoruz. “Peki neden özellikle Kürtçe müzik yaptınız? Arapça, Ermenice biliyorsunuz. Kaldı ki siz Ermeni’siniz…” Art arda sıraladığımız sorularımıza gülerek, “Bunun birinci nedeni babam ve annemdir. Onların Kürtçe dışında asla başka bir dille birbirleriyle konuşmamalarıydı. Evde sürekli Kürtçe konuşuyorlardı. Annem de babam da Kürtçeyi çok iyi biliyorlardı. Bende onlardan öğrendim Kürtçeyi. Babam Kürtçe Şiir yazıyordu. Birçok şiirini de bana yazdı. ‘Bilbilo’, ‘Diçim Diçim’, ‘Bi Hesreta Yerîvanê’ gibi eserlerimin bestecisidir. Babam Kürtleri çok seviyordu. Bana sürekli, “Ben Kürtler sayesinde hayattayım. Bugün karşımdaysan ve seni görüyorsam bunu da Kürtlere borçluyum. Onun için sana vasiyetim sürekli Kürtler ve Kürt kültürünün hizmetinde ol. Kürtlerin dostu o ve onların yanında yer al’ diyordu. Çünkü Ermeni katliamında Kürt bir aile onu korumuştu. Bunun için kendini borçlu hissediyordu Kürtlere karşı” yanıtını veriyor.

‘Bilbilo’ tüm halklara…
Tigran’ın, yaptığı bestelerinin içeriği başta Kürtlerin olmak üzere Ortadoğu’da yaşayan tüm halkların yaşadığı dertleri, kederleri ve ağıtları, bunun yanı sıra, yiğitlik, aşk, direniş ve kavgayı konu alıyor. Bunu şu sözlerle ifade ediyor: “Özellikle Kürt ve Ermeni halklarının çektiği dertleri çeken biri olarak çok iyi biliyorum. Bu halkların coğrafyasını da iyi tanıdığımı düşünüyorum. Bunu da sanatımın ayrılmaz bir parçası olarak kullanıyorum. Çünkü bu coğrafyalar benim. Bu coğrafyaların suyunu içmişim, toprağın kokusunu, acısını hissetmişim.”
Tigran, “bilbilo” isimli eserin kendisine babasından kaldığını belirtiyor. Tigran şu sözlerle dile getiriyor bunun hikayesini: “Bülbülü bu kadar işlememin nedeni, bülbülün kültürümüzdeki hikayesi ile Kürt, Ermeni, Süryani gibi Mezopotamya’nın kadim halklarının hikayelerinin birbirine benzemesidir. Bülbül vatanından ayrı düştüğü için ya da toprağı üzerinde sürekli gurbetlik çektiği için şakır. Mezopotamya halkları da sürekli topraklarında göçerlikle gurbeti yaşıyorlar. Bülbülün yuvası dağıtılmıştır, dolayısıyla sürekli okur, sesini duyurmaya çalışır. Kültüründen beslendiğim halklarda toprakları üzerinde yuvasız bırakılmıştır. Babamın da bana verdiği ilk beste ‘Bilbilo’ parçasıdır. O da bu hikayeyi bana anlatarak verdi. Bu şarkıda halk tarafından sevildi. Çünkü insanlarda hikayelerini bülbülünkine benzetiyor.”
Ali Rıza Kılınç
www.evrensel.net