Hastane yönetimleri taşeron işçilerin haklarını ödemekle yükümlü

Hastanelerde özellikle son yıllarda, uzmanlık gerektiren bazı işlerde dahi taşeron firmalara bağlı işçiler çalıştırılıyor.


Hastanelerde özellikle son yıllarda, uzmanlık gerektiren bazı işlerde dahi taşeron firmalara bağlı işçiler çalıştırılıyor. Böylece hastane yönetimleri sorumluluktan kurtulurken, hiçbir hakkı ödenmeyen işçiler de ucuz işgücü olarak kullanılıyor. İşçiler ise açtıkları davalarla verilmeyen haklarını almaya çalışıyor.
Bu konuda kazanılmış onlarca dava olduğu halde, kimi hakların patronlar tarafından hâlâ kabul edilmediğini vurgulayan Avukat İlke Işık Sağdıç, patronların işçileri yanıltarak hak aramalarının önüne geçtiklerine dikkat çekti. İlke Işık Sağdıç ile hastanelerde çalışan ve işten çıkarılan işçilerin açtıkları davaların sonuçları üzerine konuştuk.

Hastaneye gittiğimizde, artık neredeyse çalışanların yarıdan fazlasının bir firmaya bağlı olarak çalıştığını gözlemliyoruz. Çalışanlar bakımından uygulamada hangi hakların ihlalleri söz konusu?
Taşeron firmalarda çalışan işçiler açısından önemli olan konu, asıl işveren ve alt işveren meselesidir. Asıl işveren olan hastaneler dava ile ilgili kendilerinin bir sorumluluğu olmadığını, asıl işveren değil de ihale makamı olduklarını belirtiyorlar. Oysa taşeron işçiler temizlik dışında hasta bakıcı olarak da görev yapıyor. Bu nedenle hastaneler sadece ihale makamı olmaktan çıkıyorlar. Burada önemli olan konu, asıl işverenin açılan davalar sırasında ‘hiçbir sorumluluğum yok’ diyerek işçinin mağduriyetinin giderilmesi konusunda bir adım atmaması. Asıl işveren, davalarda taşeronla işçiyi baş başa bırakarak ‘benim sorunumun değil, aranızda halledin meselenizi’ diyor. Taşeron işçiler de dava açmaktan vazgeçebiliyor. Ama aslında uygulamada bu tür davaların büyük oranda asıl işveren aleyhine sonuçlandığı görülmektedir. Ayrıca asıl işveren, taşeron işçilerinin çalışmasını kontrol ediyor, emir ve talimat da veriyor. Bu sebeplerle hukuken asıl işveren olarak kabul ediliyorlar. Mahkemeler de genellikle asıl işvereni işçinin alacaklarından sorumlu tutuyor.

İşveren tarafından işçiler işe alınırken işe başlama şartı olarak ibraname aldıkları bilinmekte. Açılan davalarda bu belgelerin geçerliliği konusunda kararlar var mı?
İşçinin bütün hak ve alacaklarını aldığını, başkaca bir alacağı kalmadığını belirten ibranameler, işçinin çalışması sona erdikten sonra açacağı davalarda sıkıntı yaratabiliyor. Mahkemelerin bazı ibranameleri geçerli saydığı, bazılarını ise kabul etmediği durumlar olabiliyor. Aslında yakın zamanda Yargıtay uygulaması ibranamenin hemen geçerli kabul edilmemesi doğrultusunda da olsa, işverenin şekli esasları düzgün olarak hazırladığı ibranameler, çıkışlardan sonra işçinin alacağını alamaması sonucunu doğurabiliyor.

Mahkeme kararları göz önüne alındığında bu durumun kıdem tazminatı ve başkaca haklara etkisi nedir?
Taşeron işçiler her yıl ihalelere giriyor ve genellikle aynı işveren ihaleye girse bile farklı şirket isimleri kullanabiliyor. Bu durumda aynı işyerinde aynı işi yapan bir işçi, yıllar sonra onlarca farklı şirkette çalışmış gibi görünebiliyor. Bu, işçinin kıdem tazminatı hakkı açısından sorun yaratmamaktadır. Mahkemeler ve Yargıtay bu tip girdi çıktıları zincirleme hizmet akdi olarak kabul etmekte ve işçinin kıdeminin aralıksız sürdüğü düşünülmektedir. Farklı şirketler söz konusu olduğunda ise asıl işveren açısından sorumluluk aynen devam etmektedir. Asıl işveren, yanında çalışan taşeronun bütün hizmet süresine göre kıdem tazminatı ve diğer alacaklarından sorumlu olmaktadır. Taşeron şirketler açısından da son işverenin sorumluluğu bütün çalışma süresini kapsamaktadır. Yani işçi en son çalışmış olduğu taşeron şirkete davasını yönelttiğinde, bu şirket işçinin başka şirketlerde geçmiş gibi görünse de en son şirket, bütün çalışma süresine göre hesaplanacak kıdem tazminatını ödemek zorunda kalacaktır. Ancak uygulamada taşeron şirketler kolaylıkla içi boşaltılan şirketlere dönüşmekte ve kazanılan davadaki tazminat ve alacakları şirkette tahsil etmek zorlukları yaşanabilmektedir. Bu durumda asıl işveren kamu kurumu olduğu için işçi açısından, parasının tahsili açısından garantili bir konuma geçmektedir. Taşeron şirket ortadan yok olsa bile asıl işverenin yok olması olanaksız olduğundan, buradan tahsilat yapılabilmektedir.

Açılan davalarda mahkeme kararlarında gerçek ücretler araştırılıyor mu, yoksa sigorta primleri mi dikkate alınıyor? İşçilerin ücret konusunda yaşadığı sıkıntılar nelerdir?
İşçinin aldığı gerçek ücret ile resmiyette görünen ücret konusunda farklılık olması durumda, mahkemelerce gerçek ücret konusunda araştırma yapılmaktadır. Ancak taşeron işçilerinin genellikle temizlik işi yaptığı düşünüldüğünde, bu konuda özel bir meslek odası vb. bir kuruluş olmadığından Ankara Ticaret Odası’na sorulmakta, ATO da genellikle “Asgari ücret alabilir” biçiminde cevaplar göndermektedir. Ayrıca taşeron şirketler genellikle asgari ücretle işçi çalıştırmaktadırlar. Ücret konusunda taşeron işçilerin sıkıntısı, daha çok fazla mesai ödemesi yapılmaması doğrultusundadır. İşçiler fazla mesai yaptıklarını puantaj, imza föyü gibi yazılı belgelerle, bu tip belgeler yoksa tanıkla ispatladıklarında mahkemeler fazla mesai alacağını hükmetmektedirler. İşçiler farklı şirketlerde çalışıyor gibi göründüklerinden sigorta primlerinde eksiklikler olabilmektedir. Eksik çalışması olan işçiler aralıksız çalıştıklarını bordrolu tanıklarla kanıtlayabilirlerse, eksik hizmetlerinin tamamlatılmasını hizmet tespiti davası açarak sağlayabilirler. Sözleşme yapılırken işçiye haberi bile olmadan imzalatılan ibranameler konusunda işçilerin dikkatli olması gerekiyor. İş sözleşmesinin kurulması sırasında kendilerine imzalatılan belgeleri işçilerin dikkatle incelemesini tavsiye ederim. İbraname imzalamak zorunda bırakılıyorlarsa, ibranameye o günün tarihini atmaları, ibranameye haklarını saklı tuttuklarına ilişkin ihtirazı kayıt koymaları, ibranamenin ileride kendileri için sıkıntı yaratmasını engelleyecektir. (Ankara/EVRENSEL)
Tacim Coşkun
www.evrensel.net