GERÇEK

  • Enflasyon aldı başını gidiyor. Daha beş ay önce yüzde 4’lük enflasyonu “hedef enflasyon” olarak belirleyen hükümet, maaşları ve ücretleri (elbette ekonominin diğer dengelerini de) bu yüzde 4 “hedeflenmiş enflasyon”a göre belirledikten sonra, şimdi enflasyonun;


    Enflasyon aldı başını gidiyor. Daha beş ay önce yüzde 4’lük enflasyonu “hedef enflasyon” olarak belirleyen hükümet, maaşları ve ücretleri (elbette ekonominin diğer dengelerini de) bu yüzde 4 “hedeflenmiş enflasyon”a göre belirledikten sonra, şimdi enflasyonun; TEFE’de yüzde 10’u, ÜFE’de yüzde 16’yı geride bırakması ve yıl boyunca da artmaya devam edeceğinin ortaya çıkması karşısında “enflasyon hedefini revize etmek”ten söz ediyor. “Enflasyonu revize etmek”ten ne anlayacağız?
    Devletin hesabını ona göre yapması ve sermayenin, en başta da devlete borç veren en zengin kesimlerine ödenen faiz ve rantları yeni enflasyona göre revize etmelerini; devletin kimi yatırım ve ihale işlerinde, enflasyonu revize edilmiş hedef üstünden hesaplanacağını mı anlayacağız? Eğer böyleyse, emeklilerin, işçilerin, kamu emekçilerinin maaş ve ücret kayıpları ne olacaktır? Geçen yılki, yine enflasyonun yüzde yüzün üstünde sapmasından dolayı ortaya çıkan kayıplar ne olacaktır?
    Burada toplusözleşme yapan işçiler ve toplu görüşme yapan kamu emekçileri için; “enflasyon oranında zam” diye “ek”ler vardır ama, bugün bu zamdan yararlanan kamu emekçisi ve işçilerinin sayısı iki buçuk milyondan azdır. Oysa ülkede 20 milyondan fazla emeği ile geçinen bir kesim vardır ve bunların gelirleri, “hedeflenen enflasyona göre belirlenmiş”tir. Tarım işçileri, emekliler, asgari ücretle çalışan milyonlarca kişinin enflasyon mağduriyeti nasıl önlenecektir? “Enflasyon hedefini revize edeceğiz” diyenler karşısında sorulması gereken ilk soru budur. Ama bu sorunun böyle sorulması da yetmez; bu soru bir başka soruyla tamamlanmak ihtiyacındadır.
    Bu soruyu tamamlayacak olan soru, “zamlar”la ilgilidir. Gıda fiyatlarında son altı ay içindeki olağanüstü artışlar; ulaşım ve kiralardaki artışlar ile öteki temel ihtiyaç maddelerindeki artışlar göz önüne alındığında, ücret ve maaşla geçinen kesimlerin enflasyonunun yüzde 20’lerin üstünde olduğu, artık herkesçe kabul edilmektedir. Dolayısıyla, eğer toplumun en yoksul kesimleri enflasyona ezdirilmeyecekse, onların maaşlarına ve ücretlerine de en az yüzde 20’ler dolayında bir zam yapılması acil bir zorunluluktur.
    Öte yandan hükümet, doğal gaza yüzde 7.4 daha zam yapmıştır ve petrol ünlerine ise 1 Temmuz 2008’den itibaren yine en az yüzde 10 zam yapılacaktır. Bunun anlamı ise doğal gaz ve petrol ürünlerinin artık her ay yeniden, otomatik zamlanmaya tabi olacağıdır.
    Başbakan, başlıca ihtiyaç maddelerine, petrol ürünleri ve doğal gaza her gün zam gelirken; “Sakın ha hükümet zam yapıyor sanmayın, piyasa böyle. Bizim petrol ve doğal gaz kuyularımız yok. Dışarıda zam yapılınca biz de zam yapmaya mecbur kalıyoruz” diye topu “dışarı”ya atmaktadır. Oysa Başbakan’ın sözünü ettiği, gerçeğin sadece bir yanıdır. Asıl yan ise hükümetin, yoksul halk yığınlarını kapitalist sömürü ve vurgundan korumayı değil, zenginleri destekleme ve onların varlıklarına varlık katmayı esas alan politikasıdır. Onun içindir ki Türkiye, dünyanın en pahalı doğal gazını ve petrolünü kullanmaktadır. Çünkü hükümet, bu temel üretim girdilerine zam yaparak, temel hizmet ve malların fiyatlarının yükselmesinin de yolunu açmaktadır.
    Aslında bugün, enflasyon başını alıp giderken, malların ve hizmetlerin günübirlik zamlanmaya başlaması, yeniden 1980’li, ‘90’lı yıllara döndüğümüz anlamına gelmektedir. Yani 24 Ocak 1980’de ilan edilen ekonomik program ile başlayan girişimin gerçekte hep kendi ekseninde döndüğü, bir arpa boyu yol alınmadığı anlaşılmaktadır. AKP Hükümeti’nin “Biz enflasyonun belini kırdık TL’ye yeniden itibar kazandırdık” propagandasının da boş laftan ibaret olduğu artık görülmüştür; bu, ilerleyen günlerde daha iyi görülecektir.
    Şimdi hükümet ve patron takımının sözcüleri, ücret ve maaşlardaki her zam talebine; “Aman ha enflasyon azar, hepimiz altında kalırız” iddiasıyla karşı çıkacaktır. Bu çeyrek yüzyıllık yalana inanılmaması gerektiği artık ortadadır. Çünkü, bunun bir çare olmadığı görülmüştür.
    Sendikalar, emek örgütleri, emekçi kesimler; artık şu, “enflasyon hedeflemesi”, “enflasyon azar” edebiyatını çöpe atmalıdır. Aksi halde, enflasyon ve zamlar kendilerini vurmaya devam edecektir.
    AKP Hükümeti’nin izlediği ekonomi politikaları sonucu; enflasyon, durgunluk ve zamların bir arada olduğu ve birbirini kışkırttığı bir şeytan üçgeni oluşmuştur. Hani, (enflasyon+durgunluk) için “stagflasyon” deniyor ya; AKP’nin kurduğu bu üçgen düzenine “AKPflasyon” demek doğru olur. Hem durgunluk var; mallar alıcı bulamıyor, hem enflasyon var; hem de hükümet her şeye zam yapıyor!
    İ. Sabri Durmaz
    www.evrensel.net