KİRVEME MEKTUPLAR

  • Kirvem, Tamı tamına on yedi hafta boyunca bu köşeden sana postaladığım “türban” ya da nam-ı diğeriyle “sığırcık yavrusu” meselesinin gelmişiyle geçmişiyle tüm kavgaları,


    Kirvem,
    Tamı tamına on yedi hafta boyunca bu köşeden sana postaladığım “türban” ya da nam-ı diğeriyle “sığırcık yavrusu” meselesinin gelmişiyle geçmişiyle tüm kavgaları, patırtıları geride bırakıp nihayet memleket sathında çözüme ulaşıp ilelebet rafa kaldırılacağını umut ederken, tam aksine tıpkı yaydan çıktıktan sonra hedefi şaşıran ok misali gide gide sonuçta affedersin bilmem neye saplanmasının ardından, gari benözümün bu taraklarda daha da fazla bez dokuyup söyleyecek doğru dürüst lafım kalmadığını Tatar ağaları misali geç de olsa anlayınca, bu kez de “rota”yı, daha da doğrusu olmayan aklımı nedense, ne hikmetse “standart” meselesine taktım!
    Standart…
    Aslında tüm yasaklamalara, uyarılara rağmen yine de trafikte keyfi yere çalınıp kafa ütüleyip sinir bozan “vart-vart” makamındaki klakson seslerini çağrıştıran “dart”lı bu son hecesiyle kulak tırmalayan “gâvur”ca kelimenin soyunu sopunu, etimolojik kökenini işin uzmanlarına bırakıp bir tarafa dehlersek sanki derununda gizliden gizliye bir “dayatma”nın ipucu mu yatoor bilemoorum, ne ki yine de bana öyle geloor ki, bu “standart” kavramıyla başımız genelde nane molla!
    Neden?
    Nedeni şu ki; herhangi bir konuda “standart” veya “standardizasyon”dan söz edildiğinde, işin ucu, dönüp dolaşıp enine sonunda maddi bir “ölçü”ye, endazeye, teraziye veya manevi “değer” yargılarına, kısacası bir “kantar”a, bir “mihenk”e göre “ayar”lanıp bir bakıma “evrensel değer”lerle zapturapt altına alınması şu ya da bu şekilde kaçınılmaz olunca, kendimize özgü “milli hassasiyet”lerimiz anında devreye girip “Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım!” boyutlarına vardığından kellim, bu standart meselesi bize tümüyle terso!
    Terso olmasına hem terso hem de “özgürlük”ten yana sekiz batman, seksen sekiz dirhem ağır basan “karekter”lerimize de hepten falso!
    Ancak genelde celallenince “pire için yorgan yakan” ya da tepesinin tası atınca yumruğu masaya, tekmeyi yumurta sepetine indiren karakterlerimizle efelenip nedense bu tarzımızla övünmemize rağmen, yine de dağ başında ipullah sivri külah tek başımıza yaşamadığımızı zaman zaman anımsayıp böylece yıllar yılı illa da “muasır medeniyet”i enseleyeceğiz diye çırpınıp dururken, öte yandan giderek gelişen “teknoloji” sayesinde her geçen günün ardından daha da küçülen şu kırtıpil Dünya’da ister istemez kimi evrensel boyutlardaki “standart”lara uymamız şart olunca, anında Mehter takımı yürüyüşümüzle vaziyeti kurtarıp kotarmaya çalışıyoruz ama nafile!
    Nafile, çünkü iki adım ileri bir adım yandan çarklı ağır aksak yürüyüş tarzımızla “menzil”e ulaşmakta zorlanırken, bu arada başını alıp dörtnal giden “zaman”ı ve dolayısıyla onun dayattığı “çağdaş” yaşam standartlarını yakalamakta yaya kalınca bu kez de gelsin kendi “özel” standartlarımızın en hassosu:
    “Türk’ün Türk’ten başka dostu yok!”
    Oysa hangi tarafından bakılırsa bakılsın, hangi kantarda tartılırsa tartılsın sonuç itibariyle karşılıklı “menfaat”ler doğrultusunda bir bakıma “Al gülüm ver gülüm!” standartlarının “geçer akçe” olup harmanlandığı şu âlemde, tümüyle yalnızlık koktuğu gibi ayrıca dışlanmışlığı da sanki içselleştirip afiyetle hazmedebilen böylesine bir standardı kendine yakıştırıp, bunu da başı her sıkıştığında bir nevi “can simidi”ne dönüştüren bu tür bir zihniyetin gari esamesi okunmoor monşer!
    Dahası Molla Nasrettin misali bindiği dalı kesen, tabiri caizse kendini her anlamda “pürüpak”, eloğlunu topyekûn “kamkak” standartlarıyla değerlendirip böylece herkesi “düşman” kategorisinde gören, elindeki kandiliyle gündüz gözüyle güya “dost” ararken sıkacak bir el bulamadığı için yakınanların olsa olsa sadece kendine zararı olacağı gün gibi aşikârken, içi çürük, içi puç cevizleri, kelek kavunları andıran bu tür bir standarda sığınıp bundan sıkça medet ummak ne kadar acı!
    Öyleyse?
    Öyleyse haftaya berdevam Kirvem…
    Mıgırdiç Margosyan
    www.evrensel.net