EMEK DÜNYASI

  • 6’ncı sınıflar için Seviye Belirleme Sınavı (SBS) cumartesi günü; 7’nci sınıflar içinse dün yapıldı


    6’ncı sınıflar için Seviye Belirleme Sınavı (SBS) cumartesi günü; 7’nci sınıflar içinse dün yapıldı.
    Gazete ve televizyonlar öğrencilere mikrofon tuttular. Hemen tüm öğrenciler yakınıyor: “Okulda görülen dersle sınavda sorulanlar farklı”, “Dershanelere gitmek zorundayız”, “Neye yarayacağını bilmeden ha bire kurstan kursa koşuşturuyoruz!” Kimi öğrenciler ise daha da ileri giderek, bu sınavların dershanecileri zengin etmek için düzenlendiğini iddia ediyorlar.
    Öğretmelere ve uzmanlara göre öğrencilerin çok büyük çoğunluğu dershanelere gidiyor ve önemli bir kesimi de ek olarak “özel ders” alıyor.
    Oysa Milli eğitim Bakanı, dershane sistemini eleştiriyor; “Biz dershaneye gidilmesini istemiyoruz” diyor. O diyor, ama öğrencilerin çok haklı olarak ileri sürdüğü gibi, her yeni sınav milyonlarca öğrenciyi dershanelerin yeni müşterileri haline getirmeye devam ediyor.
    Açıkça görülmektedir ki eğitimde eşitsizlik ve adaletsiz sınav, dershaneciliğin temel nedenidir. Çünkü eşitsiz eğitim nedeniyle ya da sınavda avantajlı hale gelmek için dershanelere hücum edilmekte; piyasa her öğrencinin dershaneye gitmesini kışkırtmakta, okullardaki eşitsizlik dershanelerde de görüldüğü için (her dershanede eğitim farklı olmakta) fırsat eşitsizliği daha da büyümektedir. Dershaneye özel dersler eklenerek; eğitim, sonsuz bir sarmal içinde en çok parası olanın, daha doğrusu eğitime en çok para harcayanların avantaj elde ettiği bir etkinliğe dönüşmektedir. Sınavlar da bunu ölçmektedir.
    40 yılı aşkın bir zamandan beri bu ülkede ÖSS’nin kaldırılması istenmekte, “sınavsız üniversite” talebi dile getirilmektedir. Bu yıl ise gençler, “Hayat Üç Saatlik Sınava Sığmaz” sloganıyla taleplerini yinelediler. Ama Milli Eğitim Bakanlığı, “Madem siz ÖSS’nin kaldırılmasını istiyorsunuz, biz bir de OKS koyalım ki, dünyanın kaç bucak olduğunu öğrenin” dercesine OKS’yi getirdi. Şimdi ise “Bak isteğinize uyarak OKS’yi kaldırıyoruz. Onun yerine SBS’yi getiriyoruz” diyorlar. İşte uygulanan SBS’ler, OKS yerine getirilen SBS’dir: 6, 7 ve 8’inci sınıflar sonunda öğrenciler sınava girecek, bunların ortalaması da liselerde yerleştirilmek için esas olacak! Böylece öğrenciler artık, 11-12 yaşından itibaren sınavlarla yollarına devam edecekler. Dershaneciler için ise bu, müşteri sayısının üçe katlanması demek.
    Bir yandan daha anaokullarından başlayarak özel okullar, köy okulları, büyük kent okulları, zengin semt okulları, vakıf okulları, kolejler gibi sayısız okul tipi yaratıp, bunların da yine yöneticilerinin “beceri” durumuna göre farklı düzeyde eğitim veren kurumlara dönüşmesini teşvik eden bakanlık; bütün bu çeşitli okullarda okuyan öğrencileri aynı sınava sokarak tam bir adaletsiz yarış düzenlemektedir. Dahası SBS’den sonra girilecek yerlerde; düz liseler, Anadolu liseleri, fen liseleri, vakıf liseleri, kolejler, özel liseler, yabancı liseler gibi, üniversiteye girişte birbirine göre çok farklı avantajlar sağlayan çok değişik lise öğrenimleri önlerine konacağı için yarış daha da acımasız hale gelmekte, her sınav adaletsizliği katlayarak büyütmektedir.
    En başta belirtelim ki bu ülkeyi yöneteler, bu gençliğe eğitim, dolayısıyla gelecek vermeyi başaramamaktadır. Bu bakımdan, eğitimde gerçekten adil bir sistemi kurmanın yolu, “paran kadar eğitim”i felsefe edinen bu düzenden kurtulmaktır. Ama bugünkü sistem içinde de, daha adil bir eğitimle ve eğitimin kendi olağan süreci içinde; işe dershaneyi, özel eğitimi karıştırmadan, öğrencilerin yeteneklerine ve bilgilerine göre bir üst eğitim kurumuna yerleştirilmeleri mümkün olabilir. Nitekim Avrupa’nın birçok ülkesinde, dershane sisteminin ve sınavın, öğrencinin eğitimden cayması için bir silaha döndürmek yoktur. (7’nci sınıftaki 500 bin öğrenci SBS’ye katılmayarak, artık eğitime devam etmekten vazgeçmiştir.)
    Ancak şu açıktır ki sistemin sahipleri, eğitimi toplumu yönetmenin ve denetim altında tutmanın bir aracı olarak kullanmaktadırlar. Bu eğitim de “neyin öğretildiği”nden başlamaktadır. Yani müfredatın sistemi aklayan ve savunan içeriğinden. Ama bu yan bu yazının konusu değildir. Burada sözünü etmek istediğimiz; öğrenciyi, zihniyet olarak sisteme bağlamaya çalışırken öğrencinin ailesinin de maddi olarak ve manevi olarak sınavlara sokulmasıdır. Milyonlarca dar gelirli aile bütün imkanlarını çocuklarının geleceğine harcarken, bir kez de dershane, özel eğitim kurumları, kursların patronları tarafından soyulmaktadır. Dahası emekçi aileleri her şeylerini eğitim gören birkaç çocuğu için harcarken, “Dünyada ne oluyor?”, “Ülke nereye gidiyor?”, “Bizi yöneteler ne numaralar çeviriyor” gibi soruların yanıtını arama ve ona göre tavır alma imkanı dahi bulamamaktadır. Bu yüzden de bakanın, Başbakan’ın, dershane sistemine kızıyor görünmelerine bakmayın. Onların zihniyeti ile dershanelerin kuruluş zihniyeti aynıdır.
    Tek yol “Hayat 3 saate sığmaz” sloganını üniversite kapılarından ilköğretim okullarına indirmek, demokratik ve adil bir eğitim için mücadeleye hız vermek, eğitimle ilgili talepler için mücadeleye öğrenci velilerini de çekmektir. Ötesi, sistemin eğitimcilerinin kazdığı kuyuya düşmek olur.
    İhsan Çaralan
    www.evrensel.net