KESK’in birlik ve bütünlüğü için

Gelecek saldırıları püskürtmek için her zamankinden daha çok birlik ve bütünlüğe ihtiyaç var. Buna uygun bir KESK yönetimi, çok önemli bir adım olacaktır


2005 Newroz’unda girişilen “bayrak provokasyonu” ile başlatılan, Batı illerinde Kürt kökenli işçileri, esnafları, kamu emekçilerini sindirmeyi de amaçlayan ve “linç girimleri”ne kadar varan saldırılar, Kürt devrimci ve demokrat çevreleriyle ittifak yapan, Kürt sorununun demokratik çözümünü savunan çevreleri ve örgütleri de “hizaya getirme” kampanyasıydı. Bu kampanyanın en önemli hedeflerinden birisi de KESK ve bağlı sendikalar oldu.
Bu dönemde egemen güçlerin hedefi, bir önceki dönemden farklı olarak, Demokratik Emek Hareketi nezdinde Kürtlerin KESK ve bağlı sendikalardan koparak ayrılması doğrultusunda değil, (2000’li yılların başından itibaren yönelinen bu girişim, başarısızlığa uğratılmıştı) milliyetçiliğin baskısıyla; KESK’in, milliyetçi dalganın içine çekilerek “hizaya getirilmesi” biçimindeydi. Bunun için de KESK içinde Kürt kökenli olmayan geniş üye kesimlerini milliyetçilik üstünden baskılayarak KESK’in, milliyetçi kampanyanın bir unsuru olarak rol oynaması; Türk-İş, Kamu-Sen gibi şoven milliyetçi kışkırtmanın aracına dönüştürülmesi, en azından Kürt sorununda safını değiştirerek, “ezerek çözme” çizgisi karşısında yansızlaştırılmasıydı. En önemli dayanakları ise KESK’e bağlı sendikaların geniş üye kesimi içinde milliyetçiliği kışkırtmak, bir yandan yönetimlerde, öte yandan sürekli bir istifa baskısıyla KESK içinde kargaşa yaratmaktı. Bu konuda hayli de başarılı oldular. Sendikalarımızdan binlerce istifa oldu. Bu baskılar sonucu hepimizin bildiği gibi Eğitim-İş yeniden kuruldu; hatta sırf KESK’ten kopacak muhtemel üyeler hesap edilerek bir konfederasyon bile oluşturuldu.
Bugün bu gelişmelerin neresindeyiz?
Bugün gelinen yerde KESK’in en önemli sorunu, sendikaların büyütülmesi, yeni üyeler kazanarak diğer sendikalar karşısında gücünü yeniden kanıtlarken, aynı zamanda hizmet kollarındaki kamu emekçilerini hızla örgütleyen sendika merkezi olmaktır. Sendikalarımızın bugün “iç sorun” (mali, yönetime katılma, grupçuluk vb.) ya da dış sorun (milliyetçi baskı, idari baskılar, demokrasi mücadelesine katılımdan kaynaklı zaaflar...) diye ifade ettiğimiz pek çok sorunu aşmamız ve gerçek sendikalar olarak üstümüze düşeni yapmamızın tek gerçekçi yolu budur. İstifaların yarattığı baskıdan, sendikalarımıza yönelik hükümet ve öteki egemen güç odaklarından gelen saldırılardan kurtulmayı da ancak böyle başarabiliriz.
Peki sendikalarımız nasıl büyür?
Bu sorunun yanıtı açık: Yeni üyeler kaydederek, bugün KESK’in çatısı altında olmayan yığınları da sendikanın çatısı altına çekerek. Ve eğer bir büyüme olacaksa, Batı illerinde yeni üyeler kazanarak olacaktır ve sorun da buradadır. Çünkü bölge illerinde KESK’in zaten üye kaybı sorunu olmadığı gibi, yeni üyeler kazanmasının önünde engel de yoktur. Sorun Batı illerindedir ve saldırının etkisi de Batı illerindeki üyeler üstündeki milliyetçi baskıdan oluşmaktadır. Dolayısıyla KESK’in büyümesini amaçlayacaksak, bundan Batı illerinde büyümesini amaçlamalıyız.
Milliyetçi saldırının bugünkü hedefi nedir?
Emek Hareketi olarak; sendikaların yönetimlerini oluştururken bu hassasiyeti gözettik ve her kademedeki görüşmelerde, değişik sendikal odakların temsilcilerine bu görüşlerimizi aktardık. Çünkü yaşadıklarımız açıkça göstermektedir ki KESK’e yönelik milliyetçi baskıyı göğüslerken; 1) KESK’in gerçek bir demokrat tutumla Kürt sorununun barışçıl çözümü konusunda dik durması, 2) Yönetimlerinin tabandaki etkin eğilimlerin sendika yönetimlerine taşınmasında daha özenli olunması, en önemli dayanaklardı. DSD ve Sendikal Birlik’in yönetimlerin dışında bırakılmasını bu yüzden “kabul edilmez” bulduk. Çünkü bugün sendikalarımızın, içinde bulundukları sorunları aşarak ve hedef oldukları saldırıları göğüsleyerek Batı illerinde örgütlenmesini ve Türk milliyetinden gelen üyelerin milliyetçi baskılarla koparılmasını önlemek istiyorsak, bu iki odağın da sendika yönetimlerinin dışında kalması doğru olmazdı. Dahası, örneğin Emek Hareketi’nin yönetimlerde olması da onların yaratacağı boşluğu doldurmazdı.
Nasıl ki 2005 öncesinde, Demokratik Emek Hareketi’nin sendikalardan tasfiye edilerek bölünmeyi kışkırtma çizgisine karşı Demokratik Emek Hareketi’nin sendikaların her kademesinde olmasını savunduysak; burada kriterimiz, milliyetçi baskının defedilmesi ve sendikalarımızın birliği olduysa; bugün de bu saldırının püskürtülmesi ve sendikalarımızın birlik ve bütünlüğü için DSD ve Sendikal Birlik’in sendika yönetimlerinde olmalarını önemli olarak görüyoruz. Yoksa kimi çevrelerce yayılmak istendiği gibi, bu çevrelerle başkaca özel bir “yakınlık”tan dolayı değildir.
Bazı arkadaşlarımız bu görüşe “doğru” diyorlar ama “DSD ve Sendikal Birlik’in kendi içlerinde bölünmesi nedeniyle bir bölümünün yönetimlere girmesini” yeterli buluyorlar. Ama bu, sendikalarımızın gerçekliğini yansıtmamaktadır. Eğer gerçekçi bir bakış açısıyla söylersek, bu gerçeğin ifadesi değildir.
Asıl kaygımız sendikalarımızın birlik ve bütünlüğüdür
Şu çok açıktır: Eğer Emek Hareketi, sendikaların bu gerçekliğini değil de yönetimlere, “fırsattan istifade (bu tutumun çok çirkin örnekleri de görüldü), birkaç kendi yandaşımı daha nasıl sokarım” diye faydacı bir yaklaşımla hareket etseydi; sendikalarımızdaki iç çatışmalar ve bölünmeler bu dönem bu fırsatçılık için çok fazla olanak sunmaktaydı. Bunu tüm arkadaşlarımız biliyorlar. Ama biz böyle düşünmedik. Tersine biz; “sendikalarımızın birlik ve bütünlüğünü, dahası sendikalarımıza yöneltilen saldırıyı nasıl daha kolay engeller, yeni bir üye kampanyasıyla sendikalarımızı nasıl büyütebilir; sendikalarımızın hayatiyetine yönelik saldırıyı nasıl daha kolay püskürtebiliriz” kaygısıyla davranmaya çalıştık.
Sendikalarda genel kurullar yapılmıştır; olan olmuştur. Şimdi KESK’te genel kurul olacaktır. En azından zararlarını azaltmak üzere KESK’te, mevcut delege bileşimini değil de KESK’in bütünlüğünü öne alan bir yaklaşım sergilenerek; tabanın istek ve ihtiyaçlarına daha uygun, KESK’e yönelen sadırları defetmek üzere tabanı az çok birleştirecek bir yönetim oluşturma imkanı vardır. Bugüne kadar KESK’in varoluşunda önemli role sahip olmuş sendikal çevrelere düşen bu sorumlulukla davranmak; sendika genel kurullarında kırılıp dökülenleri mümkün olduğu kadar toparlayan bir tutum benimsemek; deyim yerindeyse, olanları KESK tabanı için de kabul edilir, sendikal çevreler arasındaki ilişkileri “normalleştirecek” bir tutumu egemen kılmaktır.
Dahası, KESK bir sendikadır ama sadece sendikal mücadele içinde bir örgüt değildir. Hepimiz biliyoruz ki o aynı zamanda ülkemiz demokrasi mücadelesinin en önemli dayanaklarından birisidir. O zaman ona öyle bir hassasiyetle bakacağız ve demokrasi mücadelesinde kendi üye tabanını da mücadeleye çeken bir yapılanma için özen göstereceğiz. Çünkü bugün KESK’ten bu alanda beklenen, en keskin tavırları almak değil, en geniş emekçi kesimleri bu mücadelenin içine çekmektir. Yoksa üye kaybeden, kendi içinde güç kaybeden, bölünmüş bir KESK’in, sadece sendikal alanda değil siyasal alanda da hiç kimseye bir faydası dokunmaz.
Elbette burada “bizden başka hiç kimse KESK’in birlik bütünlüğünü düşünmüyor” demek istemiyoruz. Tersine, tüm arkadaşlarımızın bu kaygıları olduğu muhakkaktır. Ama bu kaygıları aşmak için olanaklarımızın doğru kullanılmaması, bu kaygıların küçük günlük çıkarların, grup ve çevre çıkarlarının altında kalması vardır.
Tarih önünde sorumlu olacağız
KESK’i ve sendikalarımızı çetin mücadelelerle dolu bir dönem beklemektedir. Hem sendikal mücadele hem de demokrasi mücadelesi alanında KESK, son derece önemli sorumluluklarla karşı karşıyadır. Böyle bir dönemin sorumluluklarını göğüslemek, her yandan gelecek saldırıları püskürtmek için KESK’in her zamankinden daha çok birlik ve bütünlüğe ihtiyacı vardır. Bugün tabandaki eğilimlere uygun bir KESK yönetimi, birleşmiş ve her alanda mücadeleye hazır bir KESK için çok önemli bir adım olacaktır. Şimdi hepimiz, dikkatlerimizi KESK’in içindeki “iç gerilimlerden” dışarıya çevirerek; “Türkiye’nin emekçileri, demokrasi güçleri KESK’ten ne bekliyor ve biz bu beklentiye nasıl yanıt verebiliriz?” sorusunun yanıtını düşünmeliyiz.
Yanıtımız, KESK’te, önümüzdeki dönem boyunca nasıl bir KESK istediğimizin yanıtı olacaktır. Tarih önünde de bu tutumumuzdan sorumlu olacağız.

(*) KESK Eğitim ve Örgütlenme Sekreteri
Fevzi Ayber*
www.evrensel.net