ARA SIRA

  • KESK ve bağlı sendikalarda kongre süreçleri KESK Kongresiyle tamamlanmış olacak. Tabii ki tartışılacak, konuşulacak, yazılacak, eleştirilecek çok şey var


    KESK ve bağlı sendikalarda kongre süreçleri KESK Kongresiyle tamamlanmış olacak. Tabii ki tartışılacak, konuşulacak, yazılacak, eleştirilecek çok şey var. Ancak bu yazı yalnızca Eğitim Sen Adana Şubesi seçiminın ardından “Emek ve İnsan” adlı dergide yayınlanan yazıya karşı zorunluluktan verilen yanıttan ibarettir.
    Sendikalarda kongre süreçleri eşyanın tabiatı gereği hareketli dönemlerdir. Görüşmeler, pazarlıklar (Bu konuda sakın birileri ahkam kesmeye kalkmasın! Şube kongreleri ve Eğitim Sen Merkez Kongresi’nde yaşananlar ortada) ittifaklar yapılır. Sonuçta yönetimler oluşur, giren olur, giremeyen olur. Tepkiler olur, serzenişte bulunulur vb. Ama sendika emekçilerin öz örgütüdür, yani hepimizindir. Dolayısıyla, yönetim dışındaysak muhalefetimizi, yönetimdeysek görevlerimizin gereğini yaparız. Doğru olan budur.
    Ancak Adana’da, kongreden bu yana 3 ay geçmesine rağmen yaşanan durum; muhalefet değil, tam bir “hazımsızlık” durumudur ve artık hastalık düzeyine çıkmıştır. Yönetim dışında kalan arkadaşlar sendika faaliyetlerine katılmadıkları gibi her etkinlikte kongre salonundaki yaklaşımlarını sürdürmektedirler. Adana’da Ocak ayında başlayan “görüşmeler” süreci 7 Mart’a kadar sürdürülmüş; ancak Emek Hareketi, Demokratik Emek Hareketi (DEH), DSD ve Sendikal Birlik olarak yapılacak ittifak, Demokratik Emek Hareketi temsilcisi de olan ve ‘Emek ve İnsan’ dergisinde yazısı yayınlanan kişi tarafından baltalanmıştır. Yazıyı yazan arkadaş Demokratik Emek Hareketi’nin diğer temsilcisinin toplantıya katılmasını engelleyerek, ittifak yapılmasını baltalamıştır. Hırçın davranmasının nedeni de her halde kendi kusurları nedeniyle yönetimin dışında kalmalarından kaynaklanmaktadır.
    Dolayısıyla 9 Mart günü yapılan Adana Eğitim Sen Şube kongresinde; Emek Hareketi, DSD ve Sendikal Birlik olarak ittifak yapılmış, kamuoyuna deklare edilmiştir. Yapılan ittifak, eksik olabilir, eleştirilebilir, tepki de gösterilebilir. Bunlar anlaşılırdır, ancak eleştirinin de bir adabı olur. Yarını hesaplayan, yapılacak ortak işleri engellemeyecek, emekçileri birleştirecek ve doğru ile yanlışı ayıracak bir üslup ve tarzla yapılır. Vurmayı, dağıtmayı, tahrip etmeyi amaçlayan tutumun eleştiriyle bir alakası olamaz.
    DEH’in çıkardığı ‘Emek ve İnsan’ dergisinde yazısı yayınlanan arkadaşımız Eğitim Sen üyeliğine ve siyasi ahlakla bağdaşmayan bir tutumla hareket etmektedir. Kongre salonunda yaptığı konuşmada, Emek Hareketi, DSD ve Sendikal Birlik ile yapılan ittifakı “şovenist”, “ırkçı”, “Anti Kürtçü” ittifak olarak nitelendirmiştir. “Kahrolsun şovenist ittifak” sloganlarını kongre salonunda defalarca attırmıştır. Özel olarak da Emek Hareketine akıl ve izan dışı suçlamalarda bulunulmuştur. Bu ilk başta “duygusallık” sonucu sarf edilmiş sözler olarak değerlendirilmiş ve üzerinde durulmamıştır. Ancak ‘Emek ve İnsan’ dergisinin aynı üslupla yazılmış bir yazıyı yayınlaması anlaşılır değildir. Kişileri değil, bir hareketi temsil eden bir derginin bu tutumu “duygusallık” değil, Emek Hareketi’ni hedef alan bir durumdur. Dergi yayın kurulundan ve DEH temsilcilerinin bunu izah etmeleri gerekir. Ancak şu ana kadar bu yönlü bir tutum sergilenmemiştir.
    Yıllardır Adana’da Kürt sorununa doğru ve tutarlı bakış açısından dolayı Emek Hareketi “Kürtçü”,”bölücü” vb ithamlarla muhatap olmaktadır. Bu yüzden, Emek Hareketi’ni “şovenist”, “ırkçı”, “antikürtçü” vb sıfatlarla nitelendirmek olsa, olsa, duyguların gözleri kör ettiği bir durum olabilir. ‘Emek ve İnsan’ dergisinde yayınlanan “Adana Eğitim Sen 3. Olağan Kongre Sonuçları” yazısı; subjektif, DEH taraftarlarını, Emek Hareketine karşı kışkırtan, olayları çarpıtan ve kimseye bir faydası olmayan bir yazıdır. Yazıda, SES ve Eğitim Sen kongreleri birlikte değerlendirilerek manüplasyon yaratılmaya çalışılmaktadır. “Sistemin Kürtlere dayattığı inkar, imha ve tasfiye siyasetinin bir devamını da Adana Eğitim Sen 3. olağan kongresinde ve SES’te yaşadık” denilmektedir. Oysa, SES Adana Şubesi yönetiminde Emek Hareketi’nden arkadaşımız yoktur. Eğitim Sen Adana Şubesi kongre süreci ise yukarıda değerlendirilmiştir.
    Eğitim Sen Adana Şubesi’nde Emek Hareketi’nin sendikayı daralttığı 6000 üyeden 3000 üyeye düşürdüğü iddiası ise ilginçtir. Çünkü son 5 yıl boyunca yönetimi DEH ile birlikte sürdürdük. İlk üç yıl ittifak yaparak yönetimi aldık, diğer üç yıl ise DEH karşımızda yer alan ve içinde İşçi Partililerin de bulunduğu Sendikal Birlik ile ittifak yaptı. Bu liste kaybetti. Ancak listede iki kişilik boş yer bıraktığımızdan dolayı, yine Demokratik Emek Hareketi adına 1 arkadaş yönetime girebildi. Yazıyı yazan arkadaş bu süreci yaptıkları ittifakı ve beş yıl yönetim kurulu ortaklığını unutmuş görünüyor. Üstelik bu beş yıl içerisinde Yönetim Kurulu’nda bulunan dürüst, çalışkan, özverili ve herkes tarafından sevilen grup arkadaşlarını yalnız bıraktıklarını, destek sunmadıklarını ve çalışmadıkları için arkadaşlarının (arkadaşımızın) tutum alıp tayin isteyerek Adana’dan ayrılmasını da unutarak.
    Ceyhan’daki istifalara gelince; “…Dar grupçu anlayış yüzünden Ceyhan’da 35–40 arkadaşın istifa etti”ği belirtiliyor. 35-40 arkadaşın istifa ettiği doğrudur. Ancak istifalar, “Dar gurupçu” anlayış yüzünden değildir. İstifaların çoğu Ceyhan’daki DEH’nden arkadaşlardır, kimi de kadro düzeyindedir. Üstelik Ceyhan’da daha önceki yönetimde de Demokratik Emek Hareketi ile ittifak yapıldı ve Adana delegeliği için 43 delegenin 18’i verildi, iki kişilik yönetim talepleri kabul edildi ancak yukarıda da değinildiği gibi Adana kongresinde karşı ittifakda yer aldılar. Ceyhan yönetiminde olan iki arkadaş ise iki ay sonra istifa ederek bizleri yalnız bırakmışlardır.
    Emek Hareketi’nden kamu emekçileri olarak;
    İdam sehpasında “Yaşasın Türk ve Kürt Halklarının Bağımsızlık Mücadelesi” diyen Denizlerden bu yana, “Kürt Sorununun Demokratik Halkçı Çözümü”nü savunan ve mücadelesini veren bir hareketiz.
    Eğitim Sen tüzüğünden “Anadilde Öğrenim” maddesi çıkartılırken gösterdiğimiz tutum ve karşı duruşumuzla, “Kürtçülük propagandası” “Terör örgütünü övme” vb suçlamalarıyla karşı karşıya kaldığımızı herkes bilir. Bizler bu iddialarla defalarca yargılanırken, işyerlerinde ırkçı-şöven kuşatmayı yarmak için okul, okul toplantılar yaparken tanınıyoruz. Emek Barış Demokrasi Bloku, Güç Birliği ve son olarak bağımsız milletvekili adaylarıyla girilen seçim süreçlerinde sokak, sokak, ev, ev, kahvehane, kahvehane çalışırken, seçmenlere müşahit eğitiminden, bildiri dağıtımına kadar yaptığımız çalışmalar ortadadır. Bu çalışmalar ve süreç bir seçim süreci olarak asla ele alınmamış, Türkiye Barış Meclisi çalışmaları, Newroz etkinliklerinde, demokrasi ve barış mücadelesinin her aşamasındaki yaklaşımımız ve tutumumuzu dünya alem bilmektedir. Hep demokrasi mücadelesinin geliştirilmesinden, barış ve demokrasi cephesinin güçlendirilmesinden ve Kürt sorununun demokratik çözümünden yana olduğumuzu ve bunun için mücadele ettiğimizi kimse inkar edemez, görmezden gelemez. Bu konuda yaptığımız çalışmalarda kimseye bir borcumuz yoktur. Halklardan başka!
    Bizler birilerinin hoşuna gitsin diye de yapmadık. Politik ideolojik tutumumuzun gereği olarak yaptık. Bu yüzdendir ki, bir kişi veya örgütün Emek Hareketine “şövenist”,”ırkçı”, “antikürtçü” nitelemelerini yakıştırması yukarıda da belirtildiği gibi duyguların gözleri kör ettiği bir durumdur. Dünyayı kendinden menkul görmedir. Siyasi körlüktür.
    Bu ve benzer tutumların Kürt Sorununun çözümü ve sendikal harekete katkısı nedir? Sorusunu hep birlikte cevaplamalıyız…
    (*) Eğitim Sen Genel Kurul Delegesi
    Halil Kara*
    www.evrensel.net