benim de sesim var

çocuklara uygun okullar


Geçen hafta çocukların okullardan beklediklerinin oldukça basit olduğu ve okulun bitmez tükenmez bir destek kaynağı olması gerektiği üzerinde durmuştum. Araştırmalar, çocukların öncelikle sıcak ve sevecen bir okula gereksinim duyduklarını, bunaltmayan ve ortaklaşa kurulan bir düzen istediklerini gösteriyor.
Diğer yandan, okuldan hazır bilgi hapları değil dünyayı anlamaya ve değiştirmeye ilişkin beceriler bekleniyor. Bu da ancak ufuk açıcı ve sorulara dayalı bir yaklaşımla verilebilir. Çocukların beklentilerinin belki de en az önemseneni ise, teşvik ve destek. Çocuklar her zaman ve hiç tükenmezcesine verilen destek ile serpilirler; kısıtlama ve engelleme ile değil.
Nasıl bir akıl yürütme?
Okulların çocukların beklentilerine yanıt vermediği, okulların çoğunun kısıtlayıcı ve engelleyici olduğuna ilişkin bulgular ciddiye alınırsa, o zaman okulların nasıl daha ufuk açıcı, özgürleştici ve destekleyici olabileceğini ciddi ciddi düşünmek gerekir.
Bu konu ele alınırken, gerek Türkiye’de gerek neoliberal sosyal politikaların dayatıldığı başka ülkelerde, özellikle de okulu teknik beceriler kazandırma mekanizması olarak gören çevrelerde, para veya fiziksel koşullar ile sınırlı bir tartışma yeğlenmektedir. Biraz basitleştirerek söylemek gerekirse, bu tartışma çabucak okula maddi kaynak aktarılması ve okulun daha geniş, daha rahat vb. iyi bir hale getirilmesi kararı ile sonuçlanır. Dahası, bol paranın akıtıldığı, fiziksel koşulların oldukça iyi olduğu özel okullar sanki daha iyiymiş gibi bir ön kabule varılır. Oysa parası ve süsü bol okulların çoğu, işleyiş olarak diğer okullardan hiç de farklı değildir.
Nasıl bir okul?
Okulların daha ufuk açıcı, özgürleştici ve destekleyici olabileceğini düşünürken çok karmaşık akıl yürütmelere gerek yoktur. Temelde okulların çocuklara uyumlu hale getirilmesi; yani çocukların okullara uyumlu hale getirilmesi çabasından vazgeçilmesi gerekmektedir. Okulların değişmesi için çocukların haklarının gözetilmesi ve tüm karar ve uygulamalarda çocukların yararının önde tutulması büyük ölçüde yeterli olacaktır.
Eylem ve temas
Çocuklar her zaman öğrenmeye açıktır. Öğrenme merakla yoğrulur; eylem ve heyecanla pişer. Eylem ve heyecandan uzak okullar ise çocuklar için sıkıcı ve direnç gösterilen kurumlardır. Eylem ve heyecan özellikle okul öncesi ve ilköğretim yıllarında olmazsa olmaz ögelerdir.
Birlikte çalışma, paylaşma, yakın olma ve ilişki kurma, okulun bir öğrenme zemini ve topluluğu olabilmesi için esastır. Temasın azalması, yakınlığı azaltır, sosyal katmanların ve çeşitli “imtiyaz” alanlarının doğmasına neden olur. Farklı yaşlardaki, farklı gelişimsel düzeylerdeki bireyleri anlamlı etkinlikler çevresinde bir araya getirebilmek; bu anlamlı teması sürdürmek okulun okulun en önemli görevlerinden biridir.
Zaman ve doğa
Çocukların öğrenmesi için onlara yeterince zaman tanınması ve zamanın öğrencilerin gereksinimlerine uygun olarak kullanılması gerekir. Okulda zamanın kalıplaşmış şekilde kullanılması, her kavramın, her işin, her sürecin hep aynı zaman kalıplarına uyularak ele alınması doğru değildir. Belirli aylara yığılan çalışmalar, okuldan veya öğrenme ortamlarında uzak kalınan uzun tatiller çocukların yararına değildir; tümüyle katı ve bürokratik işleyişe dayanırlar.
Çocukların kendilerinin doğanın bir parçası olarak görmeleri, hem doğanın içerisinde olabilmeleri hem de doğadan öğrenmeleri önemlidir. Doğanın tehlikeli düzeyde yıpratıldığı ve dışlandığı çağdaş toplumlarda, öğrencilerin doğa ile bağlarını yaşayarak farketmeleri ve güçlendirmeleri gerekir. Bu sürdürülebilirlik gibi bir amaca hizmet etmenin yanında, ekolojik dengelerin anlaşılmasını kolaylaştıracaktır. Doğa ile yakınlaşma, aslında insanın kendisini anlamasına yardımcı olur.
Yerellik
Teknokratik eğitimin özellikle başarısız olduğu alanlardan biri kültürün aktarımı ve yeniden üretimidir. Oysa okulların bir coğrafya, mekan ve zaman içerisinde var olan kurumlar olması gerekir. Kültürün günlük işlev ve pratikler üzerinden anlaşılması, yerel gereksinimlerin ve olanakların kültür ile olan ilişkisini anlamaya yardımcı olacaktır. Bu, hem kültürün muhafazakar yaklaşımlardaki gibi değerlere veya milliyetçi yaklaşımlardaki gibi soyut bir “millet” kavramına indirgenmesini, hem de küreselleşme sürecinde geride bırakılmasını engeller. Okulun yerelle olan bağlantısı, okulun toplumda kopmaması ve yerele hitap edebilmesi açısından ise daha da önemlidir.
Barış ve demokrasi
Günümüz Türkiye’sinde farklı okulların oluşturulması için şiddet, zorlama ve dayatmaların dışlanması temeldir. Gerek tarihin bugüne dek ele alınışı, gerekse milliyetçiliğin derine işlemiş olması, okullarda barışı yaşamayı daha da önemli kılmaktadır. Çocukların “Her yer düşman dolu!” söyleminden ve önyargılardan uzak tutulmaları, gerek bireysel gerekse toplumsal anlamda güven ilişkileri kurabilmeleri için bir önkoşuldur. Ortak yaşamın barışcıl yollarla inşası okulda yaşanılarak öğrenilmelidir.
Barışın yaşanması, okulun zora ve dayatmaya karşı süreçler içermesini gerektirir. Bu süreçler, bir çözüm üretme aracı olarak demokrasinin okulda yaşanmasını sağlar. Öğrencinin okulda sözü geçen bir birey, bir özne olması, yani katılım, özgürlük, eşitlik, adalet gibi kavramların yaşamda bir karşılık bulabilmesi ve gerçekten etkili bir öğrenme ortamının doğabilmesi için bir önkoşuldur. Halkın ta kendisinin, yani yurttaşların özgür bireyler olabilmesi ve demokrasinin değişmez güvencesi olabilmesi için öncelikle okullarda demokrasi yaşanmalıdır.
Çocuk hakları
Farklı okulların oluşturulması sürecinde çocukların haklarının olduğu ve bu hakların hayata geçirilmesi için kolektif kamusal bir çabanın gerekli olduğu ortadadır. Çocuk Hakları Sözleşmesi bu süreçte çok yararlı olabilir. Sözleşme, okulda her aşamada çocuğun yararının öncelikli tutulmasını gerektirir (Madde 3). Çocuklar farklı farklıdır; her çocuğun yararının ayrımcılık yapılmadan gözetilmesi gerekir (Madde 2). Katılım çocuklar için yadsınamaz bir haktır (Madde 12). Çocukların hiçbir şekilde küçük düşürülmemesi gerekir (Madde 16).
Doç. Dr. Serdar M. Değirmencioğlu
www.evrensel.net