EMEK DÜNYASI

  • Zam, Türkiye’de politikacıların aleyhinde en çok konuştuğu şeydir.


    Zam, Türkiye’de politikacıların aleyhinde en çok konuştuğu şeydir.
    Bir politikacı, rakiplerini ve rakip partiyi kötülemek için günün aktüalitesine göre belki başka şeyler de söyler ama özellikle karşı tarafın “zamcı” olduğuna vurgu yapar. Bu sadece sermaye politikacıları için değil, emekten yana partiler ve devrimci-demokrat çevreler için de geçerlidir; onlar da sermaye partilerini ve sistemi eleştirirken, en çok onların “zamcılığı”na dikkat çekerler.
    Bu eleştirilerde, suçlamalarda elbette haklılık payı büyüktür. Dahası, haklılıktan da öte bir gerçek vardır ki “bütün sermaye partilerinin halktan para almasının en kolay yolu zam olmuştur” dersek, sadece gerçeği ifade etmiş oluruz. Petrole zam, TEKEL maddelerine zam (artık TEKEL kalmadı ama eskiden TEKEL’in ürettiği maddelere zamlar devam etmektedir), ekmeğe zam; elektriğe, suya zam; ete, şekere, tuza zam... Aklınıza ne gelirse her şeye zam!
    Açıktır ki zam, sermaye hükümetleri için halktan vergi toplamanın en kestirme yoludur. En adaletsiz vergi yoludur da. Çünkü Rahmi Koç da aynı elektriği kullanmakta, gecekondudaki işsiz de; Sabancılar da aynı ekmeği yemektedir (hatta ekmeği onlar daha az yemektedir), köprü altında yatan yoksulların şahı da... Ama her ikisi de aynı vergiyi ödemektedir. Hükümetler bunu bilmektedir ama değiştirmek için parmaklarını oynatmamayı politika edinmişlerdir. Eski çağlardan beri düşünürler, önceden olup bitenlere bakarak zamların başını alıp gitmesini; zamların sıklaşmasını, ihtiyaç maddelerinin halkın alamayacağı fiyatlara varmasını, düzenin sonunun alametleri olarak görmüşlerdir. Doğrusu bugün de zam, bir çöküşün işaretidir. Kimi zaman sistemin çöküşünün kimi zaman da ülkeyi idare eden hükümetlerin çöküşünün...
    Nitekim AKP Hükümeti, son aylarda zamcılığa soyunmasıyla hem uyguladığı ekonomi politikalarının çöküşünün, hem de hükümetin sonunun geldiği işaretlerini vermektedir. Ama hiçbir düzen de sırf zam yaptı diye çökmemiştir; çökmez de. Halkın onu çökertecek son hamleyi de yapması gerekir!
    Ama bu sorunun bir yanıdır. Burada asıl olarak, son günlerde emekçilerin tükettiği mallar başta olmak üzere iğneden ipliğe her tüketim malına ve hizmetlere art arda yapılan zamlara dikkat çekmek istiyoruz. Elektrik yarından itibaren yüzde 21 daha zamlanacaktır. Elektriğe daha yılın başında yüzde 20’ler dolayında zam yapıldığı düşünülürse, daha yılın ilk yarısında elektriğin yüzde 42 zamlandığı (bundan böyle her üç ayda bir de otomatik olarak zamlanacaktır) görülmektedir. Petrol, doğal gaz, kömür gibi tüm diğer ana girdilerdeki zamlar da göz önüne alındığında, önümüzdeki günlerde yeni bir zam dalgasıyla karşı karşıya kalınacağını söylemek artık bir kehanet değildir.
    Ne var ki ülkemizde zamlardan çok şikayet edilir ama zamlara karşı bir mücadele pek görülmez. Örneğin sendikalar, ücretleri üç beş kuruş artırmak için aylarca grev yapmışlardır ama, kazandıklarını birkaç ayda geri alan zamlara karşı eylem yapmayı, mitingler düzenlemeyi akıl etmemişlerdir. Toplumun diğer kesimlerinin ve muhalefet partilerinin de zamlara karşı ciddi bir eylemi yoktur; olmamıştır.
    En son, ekmeklerin iyice küçültülmesine kadar varan zam dalgasına karşı da orada burada yapılan basın açıklamaları ve törensel tepkiler dışında ciddi bir tepki verilmemiştir.
    Oysa bugün halkın en geniş kesimlerinin birleştirilmesi için oluşturulabilecek en geniş platform, zamlara karşı mücadele platformları olabilir. Ama elbette bu platformların tepede, kimi örgüt temsilcileriyle değil halkın içinde; semtlerde, mahallelerde sokaklarda, kahvelerde işyerlerinde, hizmet birimlerinde; zamlardan zarar gören kesimleri mücadeleye çekecek biçimde oluşturulması önemlidir. Günümüzde, halkın inanacağı, çağrılarına uyacağı mücadele merkezleri de ancak böyle oluşabilir. Hem AKP’nin hem de en büyük sermaye güçlerinin halk yığınlarını soyma yolları, ancak böyle bir mücadeleyle tıkanabilir.
    Böyle bir örgütlenme ve mücadele için dayanaklar, başta büyük kentler olmak üzere her yerde vardır. Ve eğer az sayıda yerde bile olsa zamlara gerçekten kitlesel karakterli karşı çıkışlar olabilirse, görülecektir ki bu girişim hızla yayılacaktır da. Bu mücadele aynı zamanda demokrasi ve özgürlükler konusunda da yeni dinamiklerin ortaya çıkmasının vesilesi olabilecek; gelenekselleşen ve monotonlaşanın (etkisizleşenin de diyebiliriz) ötesinde, yeni güç odaklarının oluşmasını gündeme getirecektir. Bu aynı zamanda, “çatı partisi” çalışmalarının bir yanını oluşturacak; en eksik yanı da olan yoksul halkın isteklerine sahip çıkma, bu kesimlerin talepleriyle birleşme sorununda da yeni bir adımın yolunu açacaktır.
    İhsan Çaralan
    www.evrensel.net