YAŞAMA KÜLTÜRÜ

  • Başlık tümcesi, Güre’ ye girişte karşılıyor sizi. Yol genişliğince gerilmiş bir bezin üzerine yazılı...Bu sözün gerçekliğini bilime kulak verince anlayabiliyorsunuz...


    Başlık tümcesi, Güre’ ye girişte karşılıyor sizi. Yol genişliğince gerilmiş bir bezin üzerine yazılı...
    Bu sözün gerçekliğini bilime kulak verince anlayabiliyorsunuz...
    Bilim, bu güne dek Kazdağı’nda 800 tür bitki saptamış. Bu sayının bini aşacağı varsayılıyor... 32 tür bitki, Kazdağı Göknarı gibi, yalnız orada yetişiyormuş. Yeryüzünde bir başka yerde yetişmiyormuş. Türkiye’de yanlızca Kazdağı’nda yetişen 15 tür bitki varmış.
    Ayı, domuz, kurt, karaca, tilki, porsuk, sansar da yaşıyormuş Kazdağı’nda. (Kimilerini ben de gördüm.)
    Homer, durmadan “Bin pınarlı İda” diye anıyor Kazdağı’nı…
    Bugün de uzmanlar, suyun en son tükeneceği yer olduğunu söylüyorlar.
    Eriyen karların suları pınarlar, dereler, göletler oluşturuyor.
    Güre’de çeşmelere musluk takılamıyor. Çünkü suyun basıncı boruları patlatıyor. Azıcık kireçli olmasına kimselerin aldırdığı yok. Çevreden (İstanbul’dan bile) gelip kaplarını doldurup gidiyorlar.
    İda dağı’nın, Hasan Boğuldu, Sutüven (su uçan), Ayazma gibi söylencelere konu olmuş sayısız subaşları var.
    İlk coğrafyacı yurttaşımız, Amasya’lı Strabon (M.Ö.64-M.S.21) iki bin yıl önce yazmış… Bu gün de kullanılan Güre kaplıcalarının sağlık dağıttığını… Hamamdaki Roma izlerini, bir yaz okulu çalışmasında biz bulduk. Şimdi arkeolog Ahmet Yaraş kazı yapıyor orada. Roma, Doğu Roma kalıntılarını buldu şimdiden…
    Bilenler saptamışlar, bu yöredeki tarımsal ürünlerinin, hayvancılığın (et, süt) geliri 8 milyar doları aşıyormuş.
    Böyle bir yöre elbette insan için cennet ortamı…
    Yeterince arkeolojik araştırma yapılmış değil ya… Gene de Thebe, Killa, Khrysa, Anderia, Antandros, Pedosos, Astra, Adramyttion, Assos eskil yerleşimleri biliniyor. Kalıntıların içinde, yakınında, iç içe yaşıyor insanlar bugün de... Assos’ta Aristo’nun üç buçuk yıl felsefe dersi verdiği biliniyor.
    Yeryüzünde ilk güzellik yarışması burada yapılmış.
    Afrodit, oğlu Aenas’ı (Enes’i) buluta sarıp, Troya savaşından Edremit yöresine kaçırmış. Oradan İtalya’ya geçmişler Troya’dan kurtulabilenler… Etrüsk yönetimini, Roma kentini onların kurduklarına inanılıyor. Romalıların kendilerini Afrodit’in ardılı saymaları, Troya’yı ikinci Roma yapmak istemeleri bundanmış.
    İşte bu cennete saldırıyor altıncılar…
    Hemen her katmandan üç kuruşa satın aldıkları işbirlikçileri maşa olarak kullanıyorlar.
    “Altını çıkarıp borçlarımızdan kurtulamaz mıyız?”
    Böyle düşünenler bu yazının başlığını doğru anlamalılar…
    Örneğin Bergama’da kullanılan yöntem, altın çıkarmada en ucuz yöntem. “Daha az kazanarak doğaya en az zarar vererek altın çıkarılabilir.” diyorlar bilenler. Ama bu altıncıların derdi doğa, tarih, kültür, sanat değil dedim ya… Onların derdi en kısa yoldan altının neredeyse tümünü alıp tüymek… Güney Afrikada yaptıkları gibi…
    Buna en uygun ortamı da, son birkaç yılda ülkemizde buldular işte…
    Usul usul, adım adım yapılan yasa değişiklikleriyle yurdumuz, bütün tarihsel, kültürel, doğal birikimleriyle sömürüye açık hale getirildi… TBMM’deki demokrasi sanılan çoğunluk oylarıyla… Cumhuriyetin tüm kazanımlarını satılığa çıkaranlar, doğamıza saldıranlar yönetimde kalsınlar diye, Batılılar da ellerinden geleni yapıyorlar.
    Gineliyorum:
    İnsanlık suçluları bunlar… Bütün canlılar içinde en onursuz olanlardır bunlar…
    Bu yüzden, bütün yeryüzünde insanlaşabilmiş olanlar, özellikle Anadolular bunlara karşı güçlerini birleştirmelidirler.
    Cengiz Bektaş
    www.evrensel.net