ALBATROS

  • Bugün yine sevgili Hrant için Beşiktaş’ta toplandık.Yüreğimiz yine kanadı.İlk kez kamuya açık bir duruşma oldu.


    Bugün yine sevgili Hrant için Beşiktaş’ta toplandık.
    Yüreğimiz yine kanadı.
    İlk kez kamuya açık bir duruşma oldu.
    Sonuç, davanın gidişinden kaygılıyız.
    Türkiye’nin vicdanı olması gereken bir dava sıradanlaşıyor. Bu mahkemede müdahil savunma makamı aslında bir iddia makamı olma durumunda. Gerçeğin ortaya çıkması doğrultusunda adım atılmayan her dava, aslında Hrant’ın ailesi ve yakınları açısından yeni bir acı kaynağı olmakta. Sistemin şifreleri, Hrant Dink süikasti ile çözülmeye başladı.
    Sistem burada suçüstü yakalandı.
    İlk defa Türkiye’nin vicdanı, yüz binlerin sokağa dökülmesi ile isyan etti.
    “Artık Yeter!”dendi.
    “Bir daha asla !” dendi.
    Ve Hrant’ın masum kanı ile ilk defa Pandora’nın sandığı aralandı. Bu sandıktan fışkıran ise, bizim bastırılmış belleğimiz, sürekli kurbanlaştırılmamızdı. Peki, sandığın aralandığı şu anda, görevimizi yerine yeterince getirebiliyor muyuz acaba? Korkunç bir medya tezgahı işlemeye devam ediyor.
    Herkesin maskesi düşüyor.
    Keşke Hrant’ın mahkemesinde de, İtalya’daki temiz eller operasyonunu yürüten bir savcı olsaydı diyorum. Keşke Yargı kürsüsü faillere “bizim yaramaz çocuklar” havasında bakmasa diyorum.
    Keşke müdahil savunma makamı Emile Zola gibi, “J’accuse / İtham Ediyorum!” diye kükrese, diyorum.
    Keşke Beşiktaş’ta yüz binler “Adalet İstiyoruz” diye toplanabilse diyorum.
    İşte Ergenekon Çetesi o zaman çökertilirdi.
    İşte o zaman Dink cinayeti davası, Ergenekon Çetesinin yargılandığı bir davaya dönüşürdü.
    Onun ardından Susurluk’un kirli savaşının Kürt kurbanlarının çığlığı da duyulabilirdi.
    Ardından emekli Paşalar tutuklandı diye, kendimizi rahatlatacak yerde, Evren Paşanın resim yapmaya demir parmaklıkların ardında devam ettiğini görebilirdik. Ankara’da Dal grubunda kalorifere bağlı olarak can veren Behçet’in ve 17 yaşında asılan çocukların ruhu ve aileleri biraz olsun huzur bulurdu.
    Ve bir kaç cesur savcı, boy hedefi haline getirilmezdi.
    Evet, tarihle yüzleşmek gerek, ama nereden başlayacağız?
    Hrant’ın katli ile hesaplaşma, bence iyi bir başlangıç çünkü, 1915’ten 12 Eylül’e ve 90’ların Kirli Savaşına kadar uzanan dönemine, o kapkara “Kapkara Tünel”e ışık tutabilirdi.
    Arınmamız, bu cinayetin asıl ardındaki karanlık tünelin aydınlatılması ile başlayabilirdi.
    Kanımızdaki, “ Ermeni zehirini” atmaya biraz olsun başlayabilirdik.
    ***
    Fransa’da yaşayan, “Sanala Romana” adlı fantastik bir domanın yazarı Musa Yavuz’un dizelerini sizlerle bölüşüyorum.

    ALGILAMA

    Kuzey buzullarında
    Donmamaya direnirken,
    Arkamda ustaca saldıran
    Bir Afrika
    Aslanına parçalanmaktayım.

    Beni parçalayan aslana
    Bir şey demiyorum.
    “Orada, aslanın işi ne,”
    Sorusunu hiç kimse
    Sormadığı için
    Üzülerek efkarlanıyorum.

    Zülmün yürek parçalayıcı
    Keskin pençelerinden,
    Mazlumları kurtarmaya çalışırken,
    Arkamdan hançerlenmekteyim.

    Öldürücü darbeler almış,
    Vucudumdaki yaralara
    Bir şey demiyorum.
    “Orada işin ne”sorusunu
    Her kes sorduğu için,
    Üzülerek efkarlanıyorum.

    Yaşam ve yaşatma enginliğinden
    Nasibini alamayanların
    Çıkarmış oldukları
    Savaşların birinde,
    Daha çocukken yaralanmaktayım.

    Ölünceye kadar
    İzlerini taşıyacağım
    Yaralarımın derinliklerine
    Bir şey demiyorum.
    “Kader yazgısıdır”diyenlerin,
    Daha çoook boğazlanarak,
    Bir ekin gibi biçileceklerine
    Üzülerek efkarlanıyorum.

    Toplu bir katliamdan
    Sağ kalmayı başaran
    Bir bebeğin,
    Çığlık çığlığa,
    Anne memelerine sarılarak
    Emdiğini görmekteyim.
    Ve
    Ölümü unutmuş
    Bir adam gibi dalarak,
    Zalimler ortasından
    Bebeği alarak,
    Bağrıma basarken kurşunlanmaktayım.

    Kurşunların yüreğimi dağlamasına
    Bir şey demiyorum.
    “Kahramanlık senin neyine”diyenlerin,
    Kör yüreklerine yanarak,
    Buram buram efkarlanıyorum.
    Ragıp Zarakolu
    www.evrensel.net