GERÇEĞİN GÖZÜYLE

  • Türkiye’yi içinden çıkılması zor bir kaosa sürükleyen etkenlerin başında İktidar ve Anamuhalefet partisi yöneticilerinin toplumu kutuplaştırma adına yaptıkları yersiz ve derinliksiz konuşmalar geliyor demek çok da yanlış olmaz


    Türkiye’yi içinden çıkılması zor bir kaosa sürükleyen etkenlerin başında İktidar ve Anamuhalefet partisi yöneticilerinin toplumu kutuplaştırma adına yaptıkları yersiz ve derinliksiz konuşmalar geliyor demek çok da yanlış olmaz. Yasama, yürütme, yargı arasındaki gerginliği kışkırtan, işlerine geldiği zaman bu kurumlara övgü, gelmediği zaman sövgü gönderenler de aynı siyasetçiler değil mi? Ama medyanın da hakkını yemeyelim; çünkü hatırı sayılır bir bölümü gerginliği artırmada, komplo teorileri üreterek rant sağlamada siyasetçileri bile solladılar.
    Bizim 1960 kuşağı ‘darbe’ sözcüğüne de uygulamalarına da hiç yabancı değil. Aydemir olayı gibi başarılamayanları saymazsanız hemen on yılda bir askeri darbeyle karşılaştı bu ülke. İnsanları, özellikle de gençleri yargısız infazlara, işkencelere uğradı. İktidarlarıyla , devlet bürokrasisi ile askeri ve kolluk güçleriyle ;adalet arayan, hukuk güvencesi isteyen, düşünce ve ifade özgürlüğü için çaba harcayanları hep potansiyel suçlu olarak gördü. Halklarına güvenmedi. Demokrasi onlar için uluslararası alanda kullanacakları bir sıfattan öteye bir anlam taşımıyordu. Kafalarında demokrasi fikri yaşatmayan siyasetçilerin, yöneticilerin ve sermaye medyası ile dinci basının beynini yıkadığı halktan şimdi demokrasi için imdat istenmekte. Ne garip !
    Polis son yıllarda yaptığı her operasyonu sansasyon içeren bir adla sunuyor kamu oyuna. Bir yılı aşkın süredir devam eden son operasyonun adı da Ergenekon. Bir şeyler çağrıştırıyor elbet. Hrant Dink’e yapılanları, ardından öldürülüşünü, Orhan Pamuk için, kimi yazarlar, gazeteciler için açılan linç kampanyalarını, Karşı sanat galerisini kolluk güçlerinin önünde basarak ziyaretçileri korkutan, tabloları yere atıp çiğneyenleri, Tayad’lı gençleri Trabzon’da linç etmeye kalkışanları anımsıyorum mesela bir çırpıda. Geçmişteki darbe öncesi günleri de doğal olarak. Öte yandan düşünüyorum da; emperyalist küreselleşmenin her alanda egemen olduğu ülkemde, bilişim ve telekulak teknolojisinin değil konuşmalarımızı, soluk alışımızı bile izleyebildiği bir çağda ‘darbe’ yapmaya kalkışmak-moda deyimiyle söyleyeyim-nasıl bir akıl tutulmasıdır. İşte aklımın almadığı bu. Bir de her hukuk öğrencisine ezberletilen “hazırlık soruşturmaları gizlidir ”kuralına neden uyulmadığı. Kolluk güçlerinde, savcılıkta bu sızıntıyı sağlayanları bulmak o denli zor mu? Hafta içinde Sabah’ın,Star’ın,Yeni Şafak ve Vakit’in neredeyse aynı elden çıkmış manşet ve haberlerle donanmış olması sizlere şaşırtıcı gelmiyor mu?
    Toplumun sürüklendiği bunalım pek öyle aşılmayacak zorluklarla dolu değil bencileyin. Öncelikle siyasete soyunanlar, siyaset bilimciler, anayasa hukukçuları bir araya gelecekler. Bu kez aralarına sosyalistleri, Kürtleri de kattıkları geniş bir uzlaşma ile yeni bir anayasa hazırlayacaklar. Siyasi Partiler yasasını parti içi demokrasiye uygun hale gelecek biçimde yenileyecekler. Seçim barajını yüzde beşe indirecekler.
    Din ve devlet işlerini birbirinden ayıracak bir sistem kuracaklar...vs . Çok mu ütopya ? Ne yani! sosyalistlerin, sol partilerin ideolojik ayrılıkları bir kenara bırakarak ortak bir platform oluşturmalarını; şu kritik ortamda emekçilerin, dar gelirlinin, yoksulların, halkların gür sesi olmalarını beklemek kadar da mı ütopya !
    Turgay Olcayto
    www.evrensel.net