KİRVEME MEKTUPLAR

  • Kirvem,Senin de bildiğin gibi bir zamanlar ülkemizde mesela makara ipliği, örneğin toplu iğne,


    Kirvem,
    Senin de bildiğin gibi bir zamanlar ülkemizde mesela makara ipliği, örneğin toplu iğne, faraza lamba şişesi gibi basit şeyler bile teknolojik anlamda imal edilemediği için, bu ve benzeri bir sürü ıvır zıvır ihtiyaçlarımızı ister istemez “kefere” diyarlarından ithal edip bütün bunlara kısık bütçemize rağmen eşek yüküyle para öderken, daha sonraları “kanla irfanla” kurduğumuz cumhuriyetin ardından “yerli malı yurdun malı, her Türk onu kullanmalı” sloganıyla özellikle okullarda düzenlenen “yerli malı haftaları”nın yanı sıra, keza her Türk evladının bir “tek”inin bile “Dünya”ya “bedel” olduğu gibi çıtası “insanüstü” vasıfların hayli ötesinde “standart”lar belirleyip böylece körpecik beyinlere “milli” şuur aşılamaya gayret ederken, aynı zamanda da “on yılda on beş milyon genç” hem de “her yaş”tan yaratıp, bu arada sekiz ya da seksen sekiz kilometre yol yapınca yurdu “demir ağlar”la ördüğümüzü tellal misali duyurup, nihayet un, şeker, bez, tuz, buz fabrikaları falan derken, aslında “muasır medeniyet” trenini yakalamak için “tazı” misali koşmaya başladığımızı “dost-düşman” tüm sağır kulaklara sözde haykırdık ama, geriye dönüp baktığımızda bu tren kovalama “macera”mızın, daha geçenlerde Haydarpaşa’dan Ankara’ ya gitmek için davul zurna eşliğinde bismillahla yola çıkar çıkmaz iki adım ötede tepetaklak devrilen “hızlı tren” “sevda”mızdan pek de farklı olmadığını, köprülerin altından bunca sular akıp gitmesine rağmen döne döne nihayet gelip tosladığımız şu günlerde üstelik hesapça bir tekimiz bile Dünya’ya bedelken, beri taraftan yıllar yılı kafa kafaya verip anca beraber kanca beraber felsefesiyle yaptığımız “Made in Turkısh” icraatlara, bu icraatların maddi, manevi sonuçlarına, hele hele özellikle şu sıralar iktidarı, muhalefeti, esteği, kösteği, köstebeği bilumum kurum ve kuruluşların ilk fırsatta sözde “vatan”, güya “millet” adına birbirlerinin ümüğünü sıkıp sesini soluğunu kesme çabalarının harmanlandığı bu anaforda görünen o ki, belirleyip böbürlendiğimiz “standart” ölçülerimizde nedense, ne hikmetse bir türlü dikiş tutturamamışız ka evladım!..
    Nitekim gelmiş geçmiş, mazide kalmış, kiminin ömrü darbe, muhtıralarla yarıda kalmış ve hesapça kimisi sosyal demokrat, kimisi yarım porsiyon solcu, kimisi köküne kadar milliyetçi, kimisi elhamdülillah huzur ve güvenin yıkılmaz kalesi bilumum hükümetler, o hiç değişmeyen “standart” ölçüleriyle birbirlerinden maalesef daima “enkaz” devraldıklarını vırlanıp dururken, gari on beş milyonu çoktaan aşıp maşallah yetmişleri solladığımız bu diyarlarda ahalinin büyük çoğunluğu mil pardon ama don ile gömleği, ekmek ile çökelek peynirini aynı anda yan yana bulamazken, beri taraftan çavanozvari bu “yampiri gidişat”ın sorumluluğunu Allah rızası için bile olsa kimseler yüklenmeyip, topu her halükârda daima kendilerinden önceki “iktidar” ağalarına dehleyip, bunun vebalinden kurtulmayı hüner belleyip, böylece aynı “standart” kalıplarda tıpkısının aynısıyla güya “siyaset” pazarlarken, öte yandan ortalıkta bir tek suçlu bulabilene aşk olsun zo!
    Neden?
    Çünkü “milli şuur” aşılama gayretiyle yola çıktığımızda belirlediğimiz o meşhur bir “tek”imizin hiç de Dünya’ya “bedel” olmadığını, hatta bunun bir bakıma bile bile “lades” çizgisinde gelip noktalandığını, dolayısıyla kendi kendimize çalıp aynı “türkü”yü kendi kendimize “yurttan sesler” korosu babında aynı minvalde “çığırmak”la sadece başımızı devekuşu misali kuma gömdüğümüzü, meselelerimizi halı altına süpürüp böylece yok saydığımızı, hatta daha da acısı laf ola torba dola babındaki “standart”larla peynir gemisinin yürümediğini acı da olsa zaman tünelinin engebeli, çetrefil kulvarlarında yaşadıkça bu kez de savunma içgüdüsüyle “feleğ”e feveran edip, kem talihimize ana avrat düz gittik lakin nafile!
    Nafile zira aynaların karşısına geçip kendi paşa gönlümüzce sözde kendi bedenimize uygun şatafatlı “standart”lar belirleyip daha sonra bu standartların içini dolduramayınca nedense suçlu olan hep aynalar oldu…
    Evet, suçlu olan hep aynalardı, üstelik “dost” bildiğimiz aynalar…
    O halde?
    O halde haftaya kaldığımız yerden yola berdevam Kirvem…
    Mıgırdiç Margosyan
    www.evrensel.net