80 kişi ölmeden Tuzla haberi yapılamadı

Genç iletişimciler, medyanın durumunu ve haberin yerini tartışmaya devam ediyor


Okuldan Haber Odasına (OHO) programında düzenlenen “Haber nerede?” oturumunda önemli tartışmalar yaşandı. Programın üçüncü gününde, Ayşenur Arslan ve Ahmet Tulgar, gazete ve televizyonlarda haberin yerini sorguladı.
IPS İletişim Vakfı tarafından Bilgi Üniversitesi’nin Santralİstanbul yerleşkesinde gerçekleştirilen programa Türkiye ve Kıbrıs’taki iletişim fakültelerinden 30 genç gazeteci adayı katılıyor. Önceki gün, Kanal D’den Ayşenur Arslan ve Birgün’den Ahmet Tulgar “Haber nerede?” sorusuna gazete ve televizyonların haber merkezinden aktardıkları deneyimle cevap verdiler.
Arslan televizyonda reyting kaygısı ve hızlı davranma gereğinin haberi toplumsal klişeleri pekiştiren bir hale getirdiğini söylerken Tulgar da muhabirliğin değer yitirmesinin yol açtığı sorunları vurguladı.
Güç odakları göz ardı edilemez!
Televizyon yayıncılığının reyting kaygısıyla, hızlı ve sıkıştırılmış bir habercilik anlayışını doğurduğunu söyleyen Arslan, haberin hızla konsantre bilgiye dönüşürken mevcut toplumsal klişeleri yeniden ve pekiştirerek ürettiğini dile getirdi. Arslan, gazeteci adaylarından Kanal D haber bültenine gelen eleştirileriyse “Bizim gibi eğlence kanallarında aslında haber bülteni yapılmamalı” diyerek karşıladı.
Ana akım medyada “akıntıya karşı yüzmenin” çok zor olduğunu söyleyen Arslan, kendi deneyimlerinden yola çıkarak “güç odaklarıyla ilişkileri göz ardı ederek tek başına bir şeyler yapabilmek neredeyse imkansız” diye konuştu.
Muhabirlik nerede?
Birgün gazetesi genel yayın yönetmeni Tulgar, Türkiye’de gazeteciliğin “resmi bir görev” olarak algılandığını ve “sivil olmadığını” belirtti. Tulgar, basında kuruluşlarında varolan katı hiyerarşi, ücret eşitsizliği ve plazalarda, kentten uzak kalmak gibi unsurların gazeteciyi resmileştiren ve halktan uzaklaştıran bir yapıyı doğurduğunu söyledi.
Gazetelerin Babıali’den şehir dışına taşınmalarıyla başlayan süreçte muhabirliğin giderek değer kaybettiğini söyleyen Tulgar, muhabirin “bir parçası olduğu yaşamın dışından ve üstten bakan bir gözle, haberini avlamak üzere şehir merkezine gelen bir avcı gibi” davrandığını, bu durumun yapılan haberlere de yansıdığını vurguladı.
Yaygın medyada gazetecinin özgürlüğünün ne kadar mümkün sorusu üzerine Tulgar, Tuzla tersaneleri örneği üzerinden “Gazetecinin özgürlüğü 80 kişi öldükten sonra başlıyor, o noktada zaten Tuzla’yı görmemek gazetenin gerçeklik duygusunu yitirmesidir” diye cevap verdi.
Günün sonunda, Anadolu Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. İncilay Cangöz yaptığı değerlendirmede, gazetenin ortaya çıkışından bu yana ticari bir meta olduğunu hatırlattı. Cangöz, Türkiye’de medyanın iktidarla organik ilişkisi ve pazar dinamiklerine bağımlılığını vurguladı. (İstanbul/BİA)
Nilay Vardar / Ceyda Ulukaya
www.evrensel.net