Hayat’ınıza sahip çıkın

Hayat Televizyonu’nun yayınının durdurulmasına tepki yağdı. Sansüre karşı Hayat’a sahip çıkma çağrısı yapıldı


Hayatın Tüm Renkleri’ sloganıyla 3 Aralık 2007 yılında yayın hayatına başlayan Hayat Televizyonu’nun ekranının TÜRKSAT tarafından keyfi bir biçimde karartılmasına ilişkin Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nde basın toplantısı düzenlendi.
DTP milletvekilleri Sebahat Tuncel, Pervin Buldan, EMEP Genel Başkanı Levent Tüzel, ÖDP Genel Başkan Yardımcısı Alper Taş, Barış Meclisi Sekretaryası üyelerinden Hakan Tahmaz’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda aydın, yazar, sendikacı, gazeteci, oda ve kitle örgütü temsilcilerinin katıldığı basın toplantısında Hayat Televizyonu’nun susturulamayacağına dikkat çekildi. Basın toplantısında ilk olarak söz alan Hayat Televizyonu Genel Yayın Koordinatörü İskender Bayhan, 17 ay 14 gün önce 11 Şubat günü Hayat Televizyonu’nun kuruluş çalışmalarını ve kuruluş girişimini ilan etmek üzere buluştuklarını hatırlatarak, “Bugün ise 17 ay sonra yine aynı salonda bu kez Hayat Televizyonu’nun ekranının karartılmasının nedenlerini ve bu kararı alanları protesto etmek üzere yine bir aradayız” dedi. Hayat Televizyonu Genel Yayın Yönetmeni Aydın Çubukçu da ilk günden başlayarak işçilerin, emekçilerin, kadınların, Kürtlerin ve bütün ezilenlerin yüzü ve sesi olan Hayat Televizyonu’nun tümüyle dayanaksız bir gerekçeyle karartıldığını söyledi. Bugüne kadar özelleştirmelere, iş cinayetlerine, kentsel dönüşüm adı altında yürütülen rant yağmasına, Kürt halkı üzerindeki baskılara, çevre katliamlarına tutarlı ve bilimsel bir yayıncılık anlayışıyla karşı çıktıklarını vurgulayan Çubukçu, “Engellenmemizin tek gerekçesi, şu anda yayında bulunan en tutarlı ve ciddi muhalif yayın organı olmamızdır” diye konuştu. Gerekçenin hayal ürünü olduğuna dikkat çeken Çubukçu, “Kurumumuzun yayın aracı yoktur. Bir ajanstan aldığımız görüntülerin başka bir televizyon kanalında da yayımlanmasının, bizim o televizyona yayın hizmeti vermemizin kanıtı olarak kullanılması, yayınımızı engellemeye yönelik kötü niyetten başka hiçbir şeyin kanıtı sayılamaz” dedi. Çubukçu, engellemenin altında imzası bulunan İçişleri Bakanlığı’nı, RTÜK’ü ve TÜRKSAT’ı bu hukuk dışı tutumdan derhal vazgeçmeye çağırarak, kanalın Türkiye ve Avrupa’da bulunan sahipleri, kurucuları ve destekleyenlerinin yasal ve meşru bütün yollarla bu karara karşı mücadele edeceklerini duyurdu.
Ortak yanıt vermeliyiz
Açıklamanın ardından söz alan EMEP Genel Başkanı Levent Tüzel, “Hükümetin idari bir kararı, RTÜK ve İçişleri Bakanlığı’nın talebi üzerine bu ekran karartma. Emek Partisi olarak bu televizyonu nasıl heyecanla karşılayıp desteklediysek, işçilerin emekçilerin bağımsız mücadelesinde yer verdiysek, halkın sesine yönelik bu saldırı karşısında da hep birlikte televizyonumuza sahip çıkacağız” dedi. Tüzel, sözlerine şöyle devam etti: “Onlar bu mücadeleyi, bu gücü engellemek için televizyonu karartma girişiminde bulundular. Gerçekliklerin görülmesi, halkın sesinin daha gür çıkması, Türkiye’nin geleceği için televizyonumuzu yaşatmanın yollarını hep beraber arayacağız. Bütün emek ve demokrasi güçleri çetelerle, zamlarla mücadele ederken, darbecilere karşı ortak bir demokrasi gücü yaratırken, şimdi de Hayat Televizyonu’na dönük bu saldırıya karşı ortak yanıt vermemiz gerekiyor.”
Şair-Yazar Sennur Sezer de “Neden dün akşam birdenbire ekranımız karartıldı? Neden daha önce veya daha sonra değil? Bunlardan birs bugün asılacak olan grev kararıydı. Öbürü Ankara’ya gelen Amerikan güvenlik bakanı, İran’dan gelecek bir başka temsilci, İzmir’de hazırlıkları hızla süren NATO Üssü’nün genişlemesi olabilir mi diye düşündüm. Haberin verilmesi ya da yorumların işçi sınıfının sesi olan bir televizyon tarafından iletilmesi mi durdurulmak istendi diye düşündüm. Ama bir ekran karartılarak kocaman bir sınıfın bir araya gelmesi ve sesini duyurması, o sınıf var oldukça engellenemez; hayat elbette devam edecektir” diye konuştu. (İstanbul/EVRENSEL)

Devletin baskısı
Basın toplantısına katılan kitle örgütü ve sendika temsilcileri konuşmalar yaptılar ve gazetemize değerlendirmelerde bulundular. Türkiye Yazarlar Sendikası Genel Sekreteri Tevfik Taş, “Kürt dediğinde, halkların özgürlüğü dediğinde devlet bunu istemiyor. Devletin basın organlarına karşı uyguladığı baskılar, hapishanelere tıkması, bu çeteciliğin taşıdığı geleneğin bir yansıması. Bizim de devletin demokratikleşmesi için verdiğimiz kavga bundan dolayı. Televizyonların kapatılması, devletin bir yüzünü daha parlak görmemizi sağlıyor ama buna karşı savaştıkça devlet kendisini yeniden demokratikleşebilir” dedi.
Gerçekler yasaklanıyor
“Hayat Televizyonu yayıncılık anlayışı ile özellikle işsizlerin, yoksulların, işçilerin hayatlarını ortaya koyarak çok önemli bir yayıncılık yapıyor. Öteki Türkiye’yi anlatıyordu. Keyfi bir biçimde kapatılması, aynı zamanda ortaya koyduğu gerçekliğinde karartılması anlamına geliyor” diyen ÖDP Başkan Yardımcısı Alper Taş ise Hayat Televizyonu’nun karartılmasına izin vermeyeceklerini ifade etti.
Elektrik Mühendisleri Odası Üyesi Boran Başak Koç, hiçbir somut gerekçe göstermeden hukuksuz bir şekilde Hayat Televizyonu’nun kapatılmasını kınadıklarını belirtti.
Birgün Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Ahmet Tulgar, “Türkiye medyasının geneli, egemen sınıfların propaganda ekranları olarak yayın yapıyor. Türkiye sosyalistlerinin kendi yayın organları olmak zorunda, bunlara gözümüz gibi bakmak, korumak zorundayız” diyerek özgürlükten, barıştan, demokrasiden yana olan herkesi dayanışmaya çağırdı.
Hayat sürdükçe yaşayacak
Yönetmen Önder Çakar, Hayat Televizyonu’nun kapatılmasının ilkel olduğunu belirtirken hayat sürdükçe Hayat Televizyonu’nun yaşayacağını ifade etti.
Haber-İş’ten Telekom İşyeri Temsilcisi İbrahim Ballıkaya, “2007’de 44 günlük bir grev yaşadık. Hayat Televizyonu sürekli yanımızdaydı. Bizim sesimiz oldu. Kapatılması işçiler için kabullenilebilir bir durum değil” dedi.
KESK İstanbul Şubeler Platformu adına konuşma yapan Eğitim-Sen İstanbul 5 No’lu Şube Eğitim Sekreteri Feyzullah Coşkun da yayının durdurulmasını protesto etti ve “Hayat’ımızı karartmayacağız” dedi.
DTP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel de şöyle konuştu: “Hayat Televizyonu’nun kapatılması kararını kınıyoruz. Kanalın kapatılması hukuksuzluğun örneği. İnsanların haber alma hakkı engelleniyor. Durum direkt muhalif kesime verilen bir cezadır” DTP Milletvekili Pervin Buldan da, “Kapatma olmasaydı bugün Hayat Televizyonu’nda faili meçhul cinayetleri anlatacaktım. Hayat’ın ekranı karartıldı ve buraya Hayat Televizyonu’na destek vermeye geldim” dedi.
Türkiye Barış Meclisi Yürütme Kurulu Üyesi Hakan Tahmaz da “Ergenekon tartışmalarının döndüğü bir dönemde hiçbir hukuksal dayanak olmadan devletin, esas olarak toplumsal bütün sesleri kesme politikasını hukuka aykırı olarak değerlendiriyorum” dedi.

Muhalif basından tepki
Hayat Televizyonu frekansının “bölücü içerikli yayın yaptığı” iddiası ile iptal edilmesi, muhalif basın tarafından tepkiyle karşılandı.
Gündem Gazetesi Haber Müdürü Nuri Fırat, Hayat Televizyonu’nun yayının hiçbir somut dayanağı olmadan ‘örgüt propagandası yapmak’ gerekçesi ile kapatılmış olmasının televizyonculuk açısından bir ilki ifade ettiğine dikkat çekti.
Hayat Televizyonu’nun kapatılmasını Türkiye’de devam eden düşünce ve ifade özgürlüğü kaygısının bir başka yansıması olarak değerlendiren Alternatif Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ragıp Zarakolu da “Erdoğan hükümeti ne yazık ki düşünce ve ifade özgürlüğünü sadece kendisine yontmaktadır” dedi.
Atılım Gazetesi Haber Müdürü Sibel Bulut, “Bu coğrafyada gazetecilerin önce 301 ile sonra da kurşunlarla susturulması olağanüstü bir durum değil. Roj TV, Hayat TV susturulsa da Roj TV’ler, Hayat TV’ler daima konuşacaktır” diye konuştu.
Kapatmayı basın özgürlüğüne vurulmuş bir AKP darbesi olarak değerlendiren Evrensel Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Fatih Polat ise “Bir televizyona İçişleri Bakanlığı’nın müdahale ediyor olması, AKP’nin Ergenekon meselesindeki samimiyetini de tartışmaya açmıştır. Bütün demokrasi güçlerinin sahip çıkması gerektiğini düşünüyorum” diye belirtti.
Kapatma kararını, muhalif basına yönelik saldırıların devam ettiğinin göstergesi olarak değerlendiren Özgür Radyo Editörü Songül Özbakır, “Emekçilere düşman, kendine demokrat AKP Hükümeti’nin bilindik icraatlarındandır” dedi. (İstanbul/DİHA)
Tesadüf değil
Çağdaş Gazeteciler Derneği İstanbul Şube Başkanı Hakan Gülseven ise karartmayı AKP iktidarının yeni bir saldırısı olarak değerlendirdi. “Emekten ve emekçiden yana yayınlarıyla öne çıkan Hayat Televizyonu’na yönelik sansür uygulamasının ardından, İstanbul’da greve çıkan belediye işçilerine biber gazlı, coplu polis saldırısının gerçekleşmesi hiç de tesadüfi değildir” denilen açıklamada bu gelişmelerin AKP’nin, gerçek yüzünü ortaya çıkardığına vurgu yapıldı. Açıklamada tüm demokrasi güçlerine Hayat Televizyonu’yla dayanışma çağrısı yapıldı.

DTP: ‘Halkın haber alma hakkı ihlal ediliyor’
DTP Genel Merkezi tarafından yapılan yazılı açıklamada, Hayat Televizyonu’nun yayınının engellenmesiyle AKP Hükümeti’nin muhalif ve demokrat basına yönelik baskılarına yeni bir halka eklediği ifade edildi. Hayat Televizyonu’nun farklı kimlik, kültür ve inançları yansıtan yayınlar yaptığı hatırlatılan açıklamada, farklılıkların kendini ifade etmesini engelleyen, demokrasiyi sadece kendisi için isteyen zihniyetin her türlü gerici, baskıcı yöntemi ve şiddeti körüklediği belirtildi. Açıklamada, kararın aynı zamanda medyanın toplumu bilgilendirme, haberdar etme; halkın ise haber alma hakkının ihlal edilmesi anlamına geldiği kaydedildi.
Karartma emek ve demokrasi güçlerine
Petrol-İş Sendikası Merkez Yönetim Kurulu adına açıklama yapan Genel Başkan Mustafa Öztaşkın “İşçi sınıfının, emekçi kesimlerin, geniş halk yığınlarının yaşadığı bir çok sorunu ekranlarına taşıyan bir televizyonun kapatılmasını emeğin ve halkın sesinin susturulmaya çalışması olarak” değerlendirdikleri kaydetti. Öztaşkın, “Hükümeti ve Türksat yetkililerini bu hukuk dışı kararı geri almaya çağırıyoruz” diyerek destek açıklamasında bulundu.

‘Hayat’ın karartılmasını kınıyoruz’
Hayat Televizyonu’nun yayınının keyfi bir biçimde durdurulmasına, sendikalar ve demokratik kitle örgütlerinden tepki yağdı. Hayat Televizyonu’nun yayınının önceki gün durdurulması nedeniyle; aralarında BES Genel Sekreteri Döndü Taka Çınar, Tüm Bel-Sen Genel Örgütlenme Sekreteri Nurettin Kınık, Tarım Orkam-Sen Genel Örgütlenme Sekreteri Atilla İrey, SES MYK Üyesi Şükran Doğan, Tüm Bel-Sen 2 No’lu Şube Başkanı Satı Buruncu Çalı, BES 1 No’lu Şube Başkanı Fikret Arslan’ın da bulunduğu çok sayıda sendikacı ve işyeri temsilcisi, Hayat Televizyonu Ankara Bürosu’nu ziyaret ederek dayanışma duygularını ilettiler.
KESK Genel Başkanı Sami Evren, Hayat Televizyonu’nun kapatılmasıyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada, emek ve demokrasi mücadelesinde kamu emekçilerinin yanında olan, halkın bağımsız ve gerçek haber alma hakkına önemli katkılar sunan Hayat Televizyonu’nun ekranının karartılmasının ülkenin geleceğinin karartılması anlamına geldiğini belirtti.
Dev Maden-Sen Yönetim Kurulu da yaptığı yazılı açıklamayla Hayat Televizyonu ekranının karartılmasına tepki gösterdi.
Tüketici Dernekleri Federasyonu (TÜDEF) Genel Başkanı Ali Çetin de açıklamasında “Karartılmasını şiddetle protesto ediyoruz” dedi.
Ankara 78’liler Birlik ve Dayanışma Derneği ile Dicle Haber Ajansı Ankara Bürosu çalışanları da Hayat Televizyonu ile dayanışma içinde olduklarını bildirdiler.
İnsan Hakları Derneği (İHD), Hayat Televizyonu'na uygulanan baskıların kabul edilemez olduğunu belirtti. Büro Emekçileri Sendikası (BES), ise kapatma kararını "Kısılmak istenen emekçinin sesidir" şeklinde değerlendirdi.
DİSK Marmara Bölge Temsilcisi Ayhan Ekinci ise açıklamasında “Bu haksız, Hukuksuz uygulamayı şiddetle kınıyorum. AKP hükümetinin bu işçi, halk düşmanı uygulamasından derhal vazgeçmesini diliyorum” ifadelerine yer verdi.
(HABER MERKEZİ)
www.evrensel.net