Fotoğraf: Evrensel

ARA SIRA

  • Türkiye’nin sorunları derin ve karmaşıktır; öncelikli olanı ise Kürt sorunudur... Çatışma ve şiddetin yaşanmadığı beş yıl çözüm yılları olabilirdi; ama olmadı.


    Türkiye’nin sorunları derin ve karmaşıktır; öncelikli olanı ise Kürt sorunudur... Çatışma ve şiddetin yaşanmadığı beş yıl çözüm yılları olabilirdi; ama olmadı. Görece rahatlama ve sükunet, rehavete dönüştü. Böyle gidecek sanıldı.
    Demokratikleşme ve değişimler kısmen gerçekleşti; Kürtleri ve toplumu umutlandırdı. ‘Kürtlerin demokratik hakları artmalı’ diyenler de arttı. Ancak sivil-asker bürokrasi, bir kısım medya ve ulusalcılar değişime karşıydılar. Çatışmasız döneme bakıp ‘Kürt sorunu bitti’ diyenler oldu. Kızılelmacılar, milliyetçiler ve bir kısım Osmanlıcılar Musul ve Kerkük’ü düşlediler; oysa Musul, Kerkük ve Kuzey Irak’taki Kürtler, eski Kürtler değillerdi; örgütlenmeyi öğrenmiş, yıllarca özgürlük savaşı vermiş ve Londra ve Washington’la ilişkileri vardı. Mahabat Kürt Cumhuriyeti’ni tanımışlardı. Yaşananlar Irak’ı federatif bir yapıya götürdü. Türkiye Kürtleri de bunlardan etkilendi.
    Türkiye’de yöneticiler, “Kürt yok”, “tek ulus, tek dil, tek kültür” derken, Kürtler bunun böyle olmadığını savunup ulus-devlet tezini tartışmaya başladılar.
    Sivil-asker bürokrasinin vesayeti adım attırmadı; demokrasi geliştirilemedi, şiddet ve çatışmalar arttı. Kürt sorunu giderek büyüyüp karmaşıklaştı ve zamanında çözümlenebilecekken, ret, inkar ve asimilasyon yöntemleri nedeniyle çözümsüzleşti. Yaşananlar Kürtleri kentlere taşıdı.
    Günümüzde bazı emekli generaller bile hatalarını dile getirseler de siyasi partiler çözüme hazır değil. Kürt partileri de somut önerilerden çok genel söylemleri öne çıkardı. Yalnız DTP, son Olağanüstü Kongresi’nde “Demokratik Özerklik” formülünü açıkladı.
    Doğal olarak çözümde, iç dinamikler daha ağırlıklı; Türklerin ve Kürtlerin çözümden yana güçlerinin katılımı gerekli. Sorunu zamana yaymak ise yanlış. Yaşanan dramatik gelişmeler çözümde gecikmenin tehlikelerini barındırıyor. Öncelik çatışmaların durdurulması; olayın sadece güvenlik sorunu olduğu görüşü, çözümsüzlüğün de önemli bir etkenidir. Güvenlik sorunu olduğu doğru, ancak ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal boyutları görülmezse, çözümleyici gelişmeler olamaz. Yalnız güvenlik sorunu olduğu anlayışı ister istemez kendine özgü bir mantığı egemen kılıyor; milyonlarca Kürt bölgeden göçe zorlandı, Türkiye tarihinin büyük göçlerinden biri yaşandı. Kırsal bölgeler üretimin dışında kaldı, yoksulluk arttı, köyler yakıldı. Otoriter yönetimler ve koruculuk sistemi olumsuzluklara neden oldu. Altüst oluşlar gelenekleri sarstı, ahlaki değerler değişti ve kültürel yıkımlar oldu.
    Global değişimler doğal olarak Kürt sorununu da etkileyerek siyasal, kültürel ve sosyal yaşama yansıdı. Ulusalcılar küreselleşmeye karşı çıkarken, bunun Kürt sorununa getireceği değişim ve katkılara özellikle vurguda bulundular. AB’nin Türkiye’yi parçalayacağı önyargısından hareketle daha da Kürt karşıtı tavır aldılar, sorunu ağırlaştıran bir ortam yarattılar.
    Kürt sorunu tabu olmaktan daha kurtulmadı. Bir ölçüde kırıldı. Güçlükleri olsa da resmi görüşün eleştirisi başladı. Bu tartışmalar Kürtlerin aslen Türk kökenli oldukları tezini kuşkulu hale getirdi. Kürt dili ve kültürünü küçük gören anlayış ciddiyetini kaybetti.
    AB’ye yönelik açılımlar insanları umutlandırdı; en çok da Kürtleri... Değişimler yöneticiler tarafından içselleştirilmedi. Bu nedenle, uygulamada eski yasaklar ve baskılar sürüp gitti. Yaşama yansıyan iyileşmeler olmadı.
    Kürtler Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun otokton bir toplumu. Başka topluluklarla birlikte yaşadılar. 1915’lere dek en çok da Ermenilerle...
    Kürtlerin Doğu ve Güneydoğu’da yaşadıkları gerçeği değişmedi. Demografik yapı eski konumunu koruyor.
    Kürt dili ve edebiyatı görece özgürlüğe kavuşunca, yazılı edebiyat denemeleri arttı. Ayrı dil ve kültürlere sahip Türk ve Kürtler yan yana ve iç içe yaşayabilmeyi kabullendiler. Aynı topraklarda ayrı dilleri konuşan toplumlar pek çok. Her konuşulan dilin devletinin olması gerekmiyor. Zaman zaman kavga gürültü ve başkaldırılar olmuş. Toplumlar birbirini tanımış, etkilemiş ve etkilenmiş. Ret, inkar ve asimilasyon deneyi son yüzyılın eseri. Bu nedenle de sorunlu olmuş. Endişe ve korkulardan uzak oldukları ölçüde mutlu oldular. Halkların karşıtlıkları ve kavgaları da son yüzyılda arttı. Ermeni, Kürt ve Süryaniler gibi.
    Yurttaşların kendilerini özgürce ifade edebilmeleri ve demokratik bir yaşama kavuşabilmeleri, sorunların çoğunu çözebilirdi. Buna kavuşulmadı. En azından Kürtler böyle bir duyguyu edinemediler. Şikayet edildiğinde, “Kürtler her şey olabiliyor hatta cumhurbaşkanı ve başbakan bile” dendi. Oysa, “Kürt”lüğünü bir kenara bırakmadan siyaseten temsilleri söz konusu olmadı.
    Ret-inkar politikası tümden terk edilmedi. En tehlikelisi de bu. Ret ve inkar, toplumun içine sinmiş.
    Türklerle Kürtlerin tarihi beraberlikleri 16. yüzyıl başlarında Yavuz Selim’in Kürt feodalleriyle olan birlikteliğiyle başladı. Türk kökenli Osmanlı Devleti ile Kürt beyleriydi bunlar. Sonuncusu da 20. yüzyılın ilk çeyreğindedir. Türkiye Devleti’nin kuruluşunu Türklerle Kürtler el ele vererek başardılar. Erzurum ve Sivas kongrelerinde Kürt kimliğine saygılı yaklaşıldı. Amasya Protokolü’nde Kürt içtimai ve kültürel hakları güvenceye alındı. 10 Şubat 1922 tarihinde Meclis’te 373 oyla Kürt Otonomi Kanunu kabul edildi. 1921 Anayasası da yerinden yönetimi öngörüyordu.
    Sonra çok kültürlü yapı ve anlayışı reddeden Türk etnik yapısına dayanan devlet dayatıldı. Otorite, baskı, asimilasyon, Kürtlerin ret ve inkarı yeni devletin politikası oldu. Halifeliğin kaldırılmasından sonra Şeyh Sait İsyanı ile iki toplumda güvensizlik başladı.
    Federal, otonom, yerinden ve yumuşak özerk yönetim biçimleri sıkça rastladığımız yönetimler. Son yüzyılda “demokratik” yönetimler kurularak farklılıklar sorunsuz çizgilerde tutulabiliyor.
    Ulus-devletin “tek”çi anlayışı yumuşadıkça sorunlar azaldı, resmi dillerin dışındaki diller de yaşam ve gelişim şansına kavuştular.
    Her ülkenin tarihi, siyasi, sosyolojik ve demografik yapısı bunun koşullarını belirler. Ülkemizde en sorunsuz ve uygulanabilir model, eksiksiz bir demokratik yapı ve yönetim biçiminde farklı kültürlerin eşit ve gereksinimleri karşılayabilen bir şekilde kendini ifade edebilme olanağına kavuşmasıdır. Uygulamada ve başlangıçta sorunlarla karşılaşmamız doğal. Zaman içinde, deney ve çabalarla bunlar da giderilebilir. Demokrasi yerleştikçe, merkezle çevrenin karşılıklı gereksinimleri rasyonel bir şekilde çözüme kavuştukça, işlerin kolaylaştığı görülecektir. Çağdaş demokrasi ve eşitlik ilkeleri uygulamaya girdiğinde, Kürt sorununun önü açılmış olacaktır.
    Son çeyrek yüzyılda yaşananlar iyi biliniyor. Bunların giderilme gereği ve önemleri de... Yeter ki bunları düzeltici bir yola girilsin. Gerisi gelir!..
    Dr. Naci Kutlay
    www.evrensel.net