YAŞADIKÇA

  • Hayat yerkürede milyarlarca yıl direne direne bugünkü duruma geldi. Bazı canlılar ortama uyum sağlayamazken, bazı canlılar değişime uğrayarak yeni koşullara kendini uydurmasını bildi.


    Hayat yerkürede milyarlarca yıl direne direne bugünkü duruma geldi. Bazı canlılar ortama uyum sağlayamazken, bazı canlılar değişime uğrayarak yeni koşullara kendini uydurmasını bildi. Çünkü yaşamak direnmeyi gerektirmekteydi.
    Sık ormanlara baktığımızda ağaçların uzun ve ince olduğunu görürüz. Bütün ağaçlar gövde kalınlıklarıyla orantısız bir şekilde uzundurlar. Oysa aynı tür ağaç tek başına olsa uzunluğu ile kalınlığı arasında belli bir oran oluşur. Çünkü tek başına olunca rüzgârın kırıcı etkilerine karşı direnmesi için gövdesinin kalın olması gerekir. Dallarını yanlara doğru açarak güneşten olabildiğince yararlanır. Böylece daha rahat fotosentez yaparak atmosferdeki karbondioksitin karbonunu gövdesinde daha fazla depolayabilir. Köklerini sadece dibe doğru değil, yanlara doğru da salarak daha geniş bir alandan daha fazla beslenme olanağını yakalar. Yıllara meydan okuyan asırlık yalnız ağaçlara baktığımızda; tek başlarına direncin, zorluklara karşı meydan okumanın yaşayan anıtını görürüz.
    Yaşam gerçekten de direngendir. Öyle olmasa İsrailliler bir mezarda çıkan iki bin yıllık hurma çekirdeğini yeşerterek hurma fidanı yetiştirebilirler miydi? Küçücük bir çekirdek, iki bin yıl sonra bile bedeninden bir hurma fidanı çıkartabilmektedir.
    Ya da bir sarmaşığın belli zaman aralıklarıyla aynı noktadan çekilen resimlerini bir araya getirerek seri bir şekilde izlerseniz, kaşınıza çok enteresan bir görüntü çıkar. Sarmaşık ya da asma fidanı, etrafını yoklayarak, ileri geri, sağa ve sola hamleler yaparak tutunabileceği bir zemin ve güneşten yararlanabileceği bir pozisyon alır. Ortaya bir bitkinin değil de sanki daha akıllı bir canlının davranışları çıkar.
    Yalçın bir kayalığın eteğinde küçücük bir kovuğa yerleşen bir tohumdan oluşan fidan, çok daha ihtiyatlıdır. Gövdesini fazla büyütmez. Büyüdüğü zaman toprak ve su yetersiz kalacağı için yaşama şansı yoktur. Yaşamak için toprağı ve suyu idareli kullanmak zorundadır. Böyle bir fidanı yerinden söküp verimli bir toprağa dikecek olursanız, fidan ilk başlarda gene eski alışkanlığına göre hareket eder. Yerine alışıp geleceğinden emin olduktan sonra, hızla normal gelişim sürecine başlar.
    Hayatta kalmanın kuralıdır bu. Hayatta kalmak için koşulların en verimli şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir.
    En ilginç olaylardan birisine, Şeref Aydın’ın mezarına yakın bir noktada rastladım. Ortalama büyüklükteki bir ağacın yerden 2-3 metre yüksekteki kovuğuna bir kuş, başka bir ağaç türünün tohumunu bırakmış. Ve o tohum o ağacın kovuğunda, yerden 2-3 metre yüksekte yeşerip fidan olmuştu. Yaşama şansı nedir bilemiyorum ama içimden ağacın kovuğundaki fidanın dibine bir avuç toprak koymak geçti.
    Hiçbir uyarı ve mahkeme kararı olmadan, Hayat Televizyonu’nun yayınına son verilmesi, bir fidanın kopartılmasından farklı mı?..
    Çünkü henüz 18 aylık bir televizyondur Hayat. Henüz toprağına alışamamış bir fidandır. Üstelik etrafını koca koca meyvesiz, hatta zehirli meyveli ağaçlar sarmıştır. Hormonlu bir şekilde büyüyen bu zararlılar, Hayat gibi fidanlara su ve güneş vermezken, birileri kökünden söktü fidanı.
    Bir yanda insanları uyuşturan; küreselleşmeci, özelleşmeci, soygunculuğun, talancılığın borazanı, bol reklamlı kanallar, diğer yanda ise reklam alamayan, kısıtlı olanaklarıyla bu saldırılar karşısında direnen, emekçilerin sesi olmaya çalışan bir kanal...
    Hayat’ın karartılmasına izin vermemek gerekiyor. Topraktan kopartılan o fidanı daha iyi yetişeceği bir ortama ellerimizle dikip, geliştirip, şifalı meyvelere durmasını sağlamaya yardımcı olmak gerekir diye düşünüyorum!..
    Enver Şat
    www.evrensel.net