DURUM

  • Basındaki hükümet yanlısı liberal takıma bakılacak olursa “Ergenekon Operasyonu” ve “Ergenekon Örgütü”, ülkede şimdiye kadar olup biten bütün kötülüklerin kaynağı.


    Basındaki hükümet yanlısı liberal takıma bakılacak olursa “Ergenekon Operasyonu” ve “Ergenekon Örgütü”, ülkede şimdiye kadar olup biten bütün kötülüklerin kaynağı. Bu yazarlardan birisi olan Nazlı hanım (Ilıcak) Ergenekon’un Susurluktan farklı olduğunu şöyle anlatıyor; “Susurluk ile Ergenekon aynı şey değil. Susurluk’tan, dejenere olmuş bir menfaat çetesi diye bahsetmek mümkün. Oysa, Ergenekon, memlekete yön vermeye çalışan, siyasetten sosyal hayata kadar her alanı şekillendirmeyi amaçlayan, bu amacını tahakkuk ettirebilmek için tehdidi, baskıyı, hatta şiddet eylemini makul gören bir yapılanma.” Bu ve buna benzer görüşler liberal takım tarafından sıkça dile getiriliyor.
    Acaba gerçekten böyle mi? Bu sorunun yanıtını doğru verebilmek, bugün olup bitenleri doğru anlamak açısından önem taşıyor. Örneğin şu soruya yanıt arayarak başlayabiliriz; Susurluk diye bilinen soruşturmanın önemli aktörü kimdi ve bu soruşturma nerede tıkanmıştı? O dönemi hatırlayanlar ve hatırlamak isteyenler eski tarihli gazetelerin sayfalarını şöyle bir karıştırınca, o dönemde Kocaeli jandarma alay komutanlığı yapan Veli Küçük’ün adıyla karşılaşırlar. Veli Küçük Meclis tarafın kurulan komisyona ifade vermeye gelmemiş, daha doğrusu komutanları tarafından gönderilmemiştir. Ağar’dan, Bucak’a, Çatlı’dan Kocadağ’a, Şahin’e uzanan “derin ilişkilerin” üzeri, dönemin komutanlarının ustaca bir manevrası ile “laikliğin savunulması” ile örtülmüş, karanlığa karşı aydınlık eylemlerinin yön değiştirmesi sağlanmıştı. Bu durum Susurluk’un dejenere olmuş bir menfaat çetesi –bu yanlar tali kalmaktadır- olmadığının en temel kanıtlarından birisidir.
    Bu “komutanlar” meselesinin altını çizelim ve bugüne dönelim ve yukarıdakine benzer bir soruyu burada da soralım; Bugün Ergenekon Operasyonu’nun en önemli sanığı kimdir? Bu sanığın adı emekli general Veli Küçük’tür! Diğer iki emekli paşa, darbecilikle vb suçlanabileceklerse de, bugün açıklanan Ergenekon Örgütü ile bağlantıları şüphelidir. Bağlantıları varsa da bu sonuçları itibariyle durumu değitirecek bir özellik değildir. Dosya tamamlandığında, mahkeme süreci başladığında bu konular daha bir açıklığa kavuşacaklardır. Emekli paşaların gönlünde darbe yatsa da, bunu gerçekleştirebilecek güçten yoksundurlar. Bunların “muazzafken” bile bu işi beceremediklerini günlükler ortaya koymaktadır. Darbecilik oynama ve fişlemeler bunların “muazzaflıktan” kalma hobileridir ama beceriksizlikleri ve iktidarsızlıkları da ortadadır.
    Ergenekon Operasyonu’nun akibetinin Susurluk’a benzememesi için soruşturmanın nasıl bir yön alması gerekir? Soruşturmanın doğru bir yönde ilerlemesinin ilk koşulu, Veli Küçük’ün görevdeyken ve emekli olduktan sonra emir aldığı yerleri, kendi üstündeki komutanları ve bağlantılarını açıklaması olabilir. Bu durumda bütün iplerin, bağlantıların gelip birleştiği yer Özel Harp Daitesi ve kontrgerilla örgütlenmesidir. Daha farklı bir ifade ile “derin devlettir” ve bu derin devletin tam merkezinde de veli Küçük’ün isimleri değişen, ama konumları ve pozisyonları bir kurum olmaktan dolayı değişmeyen komutanları bulunmaktadır. Bundan dolayıdır ki, 28 Şubat’ı yapanlardan da, E-Muhtırayı verenlerden de hesap sorulamamaktadır. Sorulmak bir yana, bu işin sahipleri bugünlerde “ordumuz yıpratılıyor” kampanyasını örgütlemeye soyunmuşlardır.
    Durum böyle olduğu içindir ki Hükümet’in “demokrasi kahramanı” pozları takınmasının, öyle gösterilmeye çalışılmasının en küçük bir haklı yanı bulunmamaktadır. Açıkça görülmektedir ki: Operasyonlar ve olup bitenler; iyice teşhir olmuş, kontrolden çıkma yoluna girmiş, virajı alamamış eski görevlilerin tasfiye edilmesi olarak gündeme gelmektedir. Belirtilerde göstermektedir ki, Hükümet ve genelkurmay bunların tasfiye edilmesi konusunda anlaşmışlardır. İşbirlikçi egemen sınıflar açısından burada iki yönlü bir kazanç söz konusudur. İlk olarak; yasa dışılığın ve darbecilerin üzerine giden, demokrasiyi savunan bir hükümet imajı yaratılmakta, İkinci olarak da; kendi içerisindeki yasa dışılığa izin vermeyen bir ordu ve komuta heyeti imajı verilmektedir. Olup bitenlere bakıp, yerinde kıs kıs gülen işbirlikçi egemen sınıflar için bundan daha keyifli ne olabilir ki?
    Ama demokrasi, özgürlük ve bağımsızlık adına, halkın bu durumu kabul etmesi olanaklı değildir. Susurluk ve Ergenekon, işbirlikçi egemen sınıfların halkı ve onun en diri güçlerini sindirmek ve ortadan kaldırmak için, “derin devletin” oluşturduğu organizasyonlardır ve tüm yığınağını terör üzerine kurmuş bir devlet yapısının bu kadar çürümesinde ve elemanlarının çeteleşmesinde şaşılacak hiç bir yan bulunmamaktadır. Yeni oluşturdukları, yeniledikleri yapıların da sonu daha farklı olmayacaktır. Siviliyle ve askeriyle, hükümetiyle ve komuta heyetiyle işbirlikçi egemen sınıflar çürümenin ve yozlaşmanın doruklarında gezinmektedirler. Aralarında bugün gerçekleştirdikleri uzlaşmalarda halkın başına yeni çoraplar örme konusundaki uzlaşmalar ve anlaşmalardır. Bu tür anlaşmalara ise ne “liberal takımın” ne de “ulusalcı tayfanın” bir itirazları bulunmamaktadır. Ama halkın itirazı var ve halk bu itirazını mücadele ederek, yayınına ve basınına sahip çıkarak gösteriyor ve göstermeye de daha güçlü bir biçimde devam edecek.
    Ahmet Yaşaroğlu
    www.evrensel.net