hayatımın renklerine dokunma

Bence, iki türlü yasak vardır. Birincisi, temelinde zorbalık yatsa da, nedeni bilinmeyen, bir anlamda keyfi yasaklardır. Öteki ise nedenini bildiğiniz, başkalarının da bildiği, ama söylemediği yasaklardır. Yani her şey ortadadır.


Bence, iki türlü yasak vardır.
Birincisi, temelinde zorbalık yatsa da, nedeni bilinmeyen, bir anlamda keyfi yasaklardır.
Öteki ise nedenini bildiğiniz, başkalarının da bildiği, ama söylemediği yasaklardır. Yani her şey ortadadır.
Gelelim o nedeni bilinmeyen yasaklara. Hepimizin başına gelmiştir: bir yere girmek istersiniz, karşınıza bir “görevli” dikilir.
Göğsünü kabartarak konuşur. Ona öyle öğretilmiştir:
“Yasak hemşerim!”
Sorarsınız: “Neden?”
Cevap hep aynıdır: Yasak!
Onurunuz incinir. Çünkü bireysiniz, insansınız. Nedenini bilmek istersiniz. Cevap yine aynıdır:
Yasak!
Ona komutanı, amiri veya patronu öyle demiştir. Ve o, nedenini sormamak konusunda eğitilmiştir! Yazık!
***
Dağ başında bir yol. Durdurulursunuz. Görevli konuşur:
“Geçmek yasak!”
Sorarsınız:
“Neden?”
Yasak da ondan.
İncinirsiniz.
Yurdum, demiştiniz ya.
O yurdu sevmiştiniz ya!
O yurdu hala seviyorsunuz ya!
İstersiniz ki, sevdiğinizin kaderi üzerinde sizin de söz hakkınız olsun!
Ama yasaktır.
Derdinizi anlatamazsınız.
Nerede anlatabilirsiniz derdinizi?
Karakolda mı?
Benim dedem karakolların önünden geçmeye korkardı.
Babam karakolların önünden geçmeye korkardı.
Ben karakolların önünden geçmeye korkarım.
Bu böyledir.
Sorun, Türkiye’de yaşı ellinin üstünde olan insanlara.
Pek çoğu aynı şeyi söyleyecektir.
Tuzu kuru elitlerse, “Kim bilir ne halt etti de ondan korkuyor...” diyeceklerdir.
Hayır! Bu insanlar yol vergisi nedeniyle dövüldüler karakollarda!
Bu insanlar konuştukları için dövüldüler karakollarda!
Ve daha nice sebepten!
***
Gelelim ikinci tür yasağa.
Tarihler bir mayısı gösterir. Siz işçisiniz, memursunuz, öğrencisiniz, esnafsınız ve Bir Mayısı kutlamak, idrak etmek istiyorsunuz. Gün görmüş, acılar yaşamış Taksim Meydanında olmak istiyorsunuz o gün!
“Yasak!” derler.
“Orantılı güç” diye bir kavramdan söz ederler.
Bu tehdittir.
Ve oraya giden insanlar dayak yerler, acı çekerler; en önemlisi de anmak, idrak etmek, kutlamak istedikleri gün egemenlerce yasaklanmıştır.
Evet bu da bir yasaktır. Ama nedenini bilirsiniz: İşçi sınıfı bilincini öne çıkaran her eylem korkutur belirli kesimleri. Hele bu eylem Bir Mayıs gibi işçinin ve emeğin tarihinin unutulmayan, unutulmayacak sayfalarına yazıldıysa, egemeni korkutur ve egemen “yasak” der.
Siz, onun hırçınlığının nedenini bilirsiniz!
***
Mahkemeye düşmüşsünüzdür.
Savunmanızı kendi dilinizde, Kürtçe yapmak istersiniz.
Çünkü dil, düşünceyi de kucaklar, düşüncenin dili kucakladığı gibi. Anadilinizde daha kıvrak düşünür, konuşursunuz.
“Yasak!” derler.
Acıdır.
Ama bilirsiniz en azından neden yasak olduğunu!
Bir halk susturulmak istenmektedir.
***
Bir televizyonunuz var.
Hayatın tüm renklerini, seslerini ekranına yansıtan.
Ekran kelimesini sevmiyorum nedense! Burada İNSAN diyorum, İNSAN’a yansıtıyor diyorum.
Hayat, işçinin sesini yansıtıyor insanlara!
İşçinin çileli yaşamını anlatıyor o televizyon!
İşçinin çile çektiğini, ama çekmek zorunda olmadığını, bunun değişebileceğini söylüyor!
Hayat, hayata eleştirel bakıyor!
Hayat, düşündüklerini söylüyor!
İşçilerin çalışma koşulları, diyor Hayat.
Tuzla, diyor Hayat!
Hayat, çocuk işçiler, diyor, okula gidemeyen bebeler!
İşkence, diyor Hayat, işkencenin yeri olmamalı hayatın içinde diyor!
İnsan hakları diyor Hayat!
Kürt sorunu vardır, diyor Hayat! Bu sorun da konuşulmalı, diyor! Sonra? Bu televizyona somut bir gerekçe gösterilmeksizin YASAK geliyor. HAYAT’IN İNSANA DÖNÜK YÜZÜ ZORBALARCA KARARTILIYOR!
Burada da biliyoruz neden YASAK dendiğini!
O halde ne yapmalı?
Konuşacağız!
Yazacağız!
Söyleyeceğiz!
Bizim elimizde silah yok, diyeceğiz.
Bizim sevdamız BARIŞ diyeceğiz!
Biz sadece konuşulsun istiyoruz, diyeceğiz!
Ne pahasına olursa olsun konuşulmasından ve barıştan yanayız, diyeceğiz.
Ve hep İNSAN’ın yanında duracağız, kendi BEN’imizin!
HAYAT’IMA, HAYATIMIN RENKLERİNE DOKUNMAYIN, diyeceğiz.
Habib Bektaş
www.evrensel.net