EMEK GÜNLÜĞÜ

  • Türkiye’nin sıcak gündeminin üzerine, doğrudan halkı sindirme ve korkutma amaçlı olarak bombalama eylemi gerçekleştirildi.


    Türkiye’nin sıcak gündeminin üzerine, doğrudan halkı sindirme ve korkutma amaçlı olarak bombalama eylemi gerçekleştirildi. Egemenler bir kez daha kendi suçlarını bu eylem üzerinden gizlemeye ve sistemlerini yenilemeye çalışıyorlar. Şurası çok açık; bu eylem, kim ne adına yapmış olursa olsun, tam bir katliam ve vahşettir. Patlamaların arkasından yaşamlarını yitiren, yaralananlar ve toplumun belleğinde kalan acılar var. Yaşanan bu acı saldırıyı kullanmak isteyenler var. En az bombalama eylemi kadar tehlikeli olan, yığınların duygu ve düşüncelerini istismar etmek isteyen egemen güçler var.
    Sanki önceden planlanmış gibi, koro halinde eylemin PKK tarafından yapıldığı ileri sürülerek yığınların bilincine başkaca şeyler kazınmak isteniyor. Pusuya yatmış kurt misali sisli havayı bekliyorlar. Demokrasinin olmadığı yerde egemenlerden başka ne beklenebilir? Bir dönemler Susurluk Çetesi, şimdi Ergenekon Çetesi’yle yatıp kalkıyoruz. Ergenekon Çetesi’nin içinde yüksek düzeyde görev almış subaylar var. Bunlar emekli olsalar da görev yaptıkları dönemdeki alışkanlıklarını devam ettiriyorlar. İddianameye bakılırsa birkaç darbe planı yapmışlar ve bunlar kendi içinde açığa çıkmış. Yani darbe değil, darbeye teşebbüs etmişler.
    Fakat bu ülke birkaç darbe yaşadı. Kimi açıktan, kimi örtülü, kimi postmodern darbe olarak tarihe geçti. 12 Eylül askeri darbesinin başı olan Kenan Evren, ellerini ve kollarını sallayarak memlekette dolaşıyor. Bu memlekete yedi yıl cumhurbaşkanlığı yaptı. 12 Eylül sürüyor; izleri değil, kendisi halen devam ediyor. Yasalarıyla, Anayasasıyla, kurum ve kuruluşlarıyla varlığını sürdürüyor. Ülkemizde demokrasi mücadelesi verenler, gerçek anlamda bağımsız, demokratik bir ülke isteyenler hep seslerini yükseltiler. 12 Eylül generallerinin yargılanmalarını talep ettiler. Bir Allahın kulu çıkıp bunları yargılamayı göze alamadı. Dava açmayı düşünenler ise derdest edildi.
    12 Eylül askeri darbesi ve cuntasının işçi sınıfına vermiş olduğu tahribatın sonuçlarını halen yaşıyoruz. Değiştirilen sendikal yasalar, örgütlenmemin önüne konan engeller, baraj ve noter şartları, darbecilerin eseri olarak yasalarda duruyor. DİSK 12 Eylül’de kapatıldı, yöneticileri idamla yargılandı. 13 yıl sonra sonuçlanan davanın ardından sendikal yaşama başlayabildi. DİSK ve bağlı sendikalarda örgütlü olan işçiler, işlerinden atıldı. Aileleri ve çocuklarının yaşamı altüst oldu. Sendikacıların içinde sürgün yaşayanlar oldu. Diğer sendikalar kapatılmamış olmamalarına rağmen, 12 Eylül cuntasından oldukça etkilendiler. İşçi sınıfının kazanmış olduğu demokratik ve ekonomik haklar budandı. Grevler yasaklandı, sendikal hak ve özgürlükler ayaklar altına alındı, rafa kaldırıldı.
    Sözüm ona, ‘ülke normalleşmeye doğru gidiyor’ diye yapılan seçimler sonucunda, seçimleri kazanıp hükümet olan siyasi partiler, 12 Eylül yasalarını değiştiremedi; değiştirmiyorlar. Liberali, sosyal demokratı ve çeşitli ortak koalisyonlar geldi ve geçti. Hepsi de darbecileri ve çeteleri kutsayarak yollarına devam ettiler. Altı yıldır hükümette olan AKP’nin seçim vaatleri içinde yer alan demokrasi sözcükleri ve demokrasinin getirilmesi ham hayal oldu. Altı yılık hükümetleri döneminde açığa çıkmış, halk tarafından suçüstü yakalanmış Şemdinli Çetesi’ne bile dokunamadan geçiştirdiler. İşçiler, emekçiler ve halk bunların yargılanmasını sağlamadan, hükümetlerin üzeride baskı kurmadan, bunların gerçekleşmesini beklemek saflık olur. Darbeciler, darbeye teşebbüs edenler, bombacılar, çeteler ve halka karşı suç işleyenlerin yargılanması için harekete geçmek gerekli.
    Öyleyse çeteleri, darbecileri, bombacıları teşhir etmek, bunlardan önceki darbecilerin yargılanması için tüm olanakları kullanmak gerekiyor. AKP bunun bir parçasıdır; demokrasi mücadelesi, zamlara karşı mücadele ve diğer talepler birleştirildiğinde yığınları bunların etrafında toplama olanakları fazlasıyla ortaya çıkar. Egemen güçler, kendi aralarında kimi zaman çelişkiler yaşanmış olsa da son noktada işçi ve emekçiler halka karşı örgütlenmişlerdir ve örgütleneceklerdir. Hükümet partisi ve ana muhalefet birbirinin aynıdırlar. Darbecilerin, çetelerin, bombacıların yargılanması ve açığa çıkarılması mücadele ile mümkün olacaktır. Güngören katliamı bunun bir parçasıdır. Burada esas olan sendikaların, işçi ve emekçi cephesinin nasıl bir tutum içine gireceği ve hesap sormak üzere nasıl harekete geçeceğidir.
    Seyit Aslan
    www.evrensel.net