hayvan koruma yasasından sonra da katliam devam ediyor

Sokak hayvanı sorunu, Türkiye’nin özellikle büyük şehirlerindeki en önemli çevre sorunlarından biridir. Sokak hayvanı nüfusu, yiyecek miktarıyla orantılı olarak dağılır.


Sokak hayvanı sorunu, Türkiye’nin özellikle büyük şehirlerindeki en önemli çevre sorunlarından biridir. Sokak hayvanı nüfusu, yiyecek miktarıyla orantılı olarak dağılır. Her bölgede o bölgedeki beslenme kapasitesi kadar hayvan barınır ve o bölgeyi işaretleyerek diğer hayvanların girmesini engellerler. Bu hayvanların barınaklara toplamak ya da öldürmek suretiyle o bölgeden uzaklaştırılmaları yoluyla sorun çözümlenemez. Kısa süre sonra o bölgeye başka bir hayvan gelerek yerleşir ve doğum yapar. Sorunun çözümü için o bölgedeki hayvanın kısırlaştırıldıktan sonra yerine bırakılması gerekir. Bu yöntem, sokak hayvanı populasyonunu kontrol altına almak için, WHO’nun da (Dünya Sağlık Örgütü) önerdiği tek çözüm yöntemidir. 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Yasası da kısırlaştırıp yerine bırakmayı çözüm yöntemi olarak benimsemiştir.
Yasanın uygulama yönetmeliğinin 7. maddesinde belediyelerin alacağı tedbirler şöyle belirtilmiştir:
a) Sahipsiz veya güçten düşmüş hayvanların toplatılması, kısırlaştırılması, aşılanması, gerekli tıbbi bakımlarının yapılması ve işaretlenmesi, alındığı ortama geri bırakılması, sahiplendirilenlerinin kayıt altına alınmasıyla....” yükümlüdür.
21. maddenin (g) paragrafında da;
“Sahipli veya sahipsiz hiçbir hayvan belediye, gönüllü kuruluş veya diğer üçüncü şahıslarca belediye sınırları dışında yaban hayatı yaşam alanlarına bırakılmaz”
Buna rağmen, belediyeler bu işi ihale ettikleri çoğu inşaat ya da böcek ilaçlama alanında uzmanlaşmış şirketler aracılığıyla hayvanları toplamakta, kısırlaştırdıktan sonra da ormanlara ve şehir dışına atmaktadırlar. Sokak hayvanları evcil hayvanlardır ve insanın olduğu yerde yaşayabilirler. Ormanda yaşama şansı olmayan bu hayvanlar ya orada açlıktan ölmekte, ya yerlerine dönmeye çalışırken yollarda telef olmakta ya da sürüler halinde civar köylere saldırarak insanlar için tehlike oluşturmaktadırlar. Bazı belediyeler de ormana attıkları hayvanları daha sonra giderek zehirlemektedirler. Hayvanlara yönelik bu vahşi katliamın sorunu çözme açısından da hiçbir faydası yoktur. Boşalan yerler kısa zaman sonra doğurgan yeni hayvanlar tarafından doldurulacak ve sorun devam edecektir.
Sokak hayvanlarını barınaklara toplamak da çözüm değildir. Örneğin, İstanbul’da 100 bin
civarında sokak köpeği olduğu tahmin edilmektedir. Sayının bu kadar yüksek olması sonucunda, barınaklar kısa zamanda dolmakta ve ölüm kampına dönüşmektedir. İstanbul’da belediyelerin işlettiği barınakların hemen hepsi ölüm kampından farksız yerlerdir. Bu barınaklar iyi niyetle işletilse bile sokak hayvanı populasyonunun yüksek oluşu ve Türkiye’de barınaklardan sahiplendirme geleneğinin olmayışı nedeniyle kısa sürede aşırı kalabalık işkence merkezlerine dönmesi kaçınılmazdır.
Yegane etkin çözüm 5199 Hayvanları Koruma Yasası’nın da öngördüğü gibi sokak hayvanlarının kısırlaştırılıp aşılandıktan sonra alındığı yere bırakılmasıdır. Sokakta yaşayan hayvanların ortalama ömrü, sokaktaki çeşitli riskler nedeniyle, 4-5 yıldan fazla değildir. Tek çare, şehir halkının kısırlaştırılmış hayvanların sokaklarında yaşamasına bir süre tahammül etmelerine bağlıdır. Yoksa bu katliam daha yıllarca devam edecek, hiçbir sonuç alınmayacaktır.
İstanbul’un 2010 Avrupa Kültür Başkenti adayı olması da ne yazık ki İstanbul’daki itlaf çalışmalarını hızlandırmıştır. Belediyeler sokak köpeklerini görülmemiş bir hızla toplayıp ormanlara atmakta, ayni timler daha sonra giderek bu köpekleri zehirlemektedirler. İstanbul bu kanlı katliamla kültür başkenti olamaz. Olsa olsa, bu önemli sorunu çözmek için daha uygar ve insani bir yol bulmadığı için tarihe geçer.
1910 yılında İstanbul’un bütün köpekleri toplanarak Hayırsızada’ya atılmış orada açlıktan birbirlerini parçalayarak ölmüşlerdi. İstanbul halkının adadan gelen çığlıklardan rahatsız olması üzerine o dönemin şehir-i emini hayatta kalan az sayıdaki köpeği şehre geri getirtmişti. Bugün de İstanbul çevresindeki ormanlarda aynı katliam yaşanmaktadır. Tek fark 1910 yılında İstanbul halkı onların çığlıklarını duyup rahatsız olmuşken, bugün çevre ormanlarda yaşanan katliamı kimse bilmek istememektedir. Ne yazık ki aradan geçen 100 yıla rağmen çözüm yöntemi ile ilgili ilkel zihniyet değişmemiştir. Değişen artık belediyelerin bu işi ihale ettikleri firmalara yaptırmaları sonucunda bu kanlı icraatın bir rant kaynağı olmasıdır.
Sorun sadece İstanbul’la sınırlı değildir. Örneğin, Antalya’da geçen ay 1500 köpeğin gömüldüğü toplu mezarlar bulunmuştur. Aynı belediye katliama büyük bir vurdumduymazlıkla devam etmektedir. Yanı başımızda, civar ormanlarda, her gün, binlerce hayvan can çekişerek ölürken hiçbir şey olmamış gibi yapamayan insanların sayısının sanıldığından da fazla olduğunu düşünüyoruz.
(*)Evsiz Hayvanları ve Doğayı Koruma Derneği
Bilge Okay*
www.evrensel.net