DURUM

  • Bir zamanlar el üstünde tutulan Rus Yazar Aleksandr Soljenitsin, 89 yaşında öldü. Soljenitsin yaşamını ve eserlerini Stalin eleştirileri altında anti-komünist kampanyaya adamıştı.


    Bir zamanlar el üstünde tutulan Rus Yazar Aleksandr Soljenitsin, 89 yaşında öldü. Soljenitsin yaşamını ve eserlerini Stalin eleştirileri altında anti-komünist kampanyaya adamıştı. Sovyetler’deki çalışma kamplarını anlattığı Gulak Takımadaları adlı kitabı ile 1970 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü. Aslında onu Batı’nın keşfettiği söylenemez. “Stalinizm” eleştirileri adı altında yaptığı komünizm eleştirilerinin ilk olarak Batı’da keşfedildiği söylenemez. Onu önce Kruşev keşfetmiş ve “İvan Denisoviç’in Bir Günü” adlı kitabı ile ödüllendirmiş, Sovyet Yazarlar Birliği’ne yeniden kabul edilmesini sağlamıştı.
    Sovyet ve komünizm karşıtı eserleri ile Batı’nın gözdesi haline gelen Soljenitsin, sosyalizmi terk etmiş, artık faklı hedefler ve iddialar peşinde koşan Sovyetler Birliği tarafından 1974’te vatandaşlıktan çıkarıldı. Soljenitsin sadece anti-komünist değil, aynı zamanda diğer halkların da azılı düşmanı idi. Marifetleri arasında ABD emperyalizminin Vietnam işgalini savunmak, Portekiz’deki demokrasi hareketine karşı olmak da vardı. Batılı emperyalistleri daha aktif olmaya, Vietnam’ı, Portekiz’i kontrol altına almaya çağırdı.
    Gorbaçov onun haklarını iade etmiş, Yazarlar Birliği’ne yeniden alınmış Sovyetler’de yaşamaya başlamıştı. Ömrünü anti-komünizme adamıştı. Sovyetler’in çöküşünü gördü. Ardından dağılma geldi. Soljenitsin sadece Sovyetler’in çöküşünü değil, Rusya’nın liderliğinde kurulan Birleşik Devletler Topluluğu’nun dağılmasını, Rusya’nın bir dönem IMF’nin eline düşmesini de gördü. Daha sonra bütün yazdıklarını ve eylemini unutarak, “kendisinin böyle bir geçişi istemediğini”, bu dönüşümün “hatalarını” yazdı.
    Yazar olarak yeteneksizliği ve “değeri” bu çöküşlerden sonra yazdığı kitaplara bir kıymet-i harbiye verilmemesinde de görüldü. Emperyalist kapitalist dünya için gerekli rolü oynamış, sonra da pek çok örneğinde görüldüğü gibi bir kenara atılmıştı. Halk ise zaten sevmiyordu. Şimdilerde bu “büyük” anti-komünist yazarların hiçbirisi hatırlanmıyor, kendilerine en küçük bir değer verilmiyor. Onların yaşamı ve eylemi gerçekten ibret-i alemdir. Sonradan açıklanan belgeler sadece “Doğu Bloku’ndakilerin” değil, Batı’da da “demokrasi ve insan hakları savunucusu” pek çok yazar ve sanatçının CIA fonlarından beslendiğini ortaya çıkardı.
    Emperyalist dünya tüm gücünü ve olanaklarını ABD emperyalizminin liderliğinde birleştirmiş ve merkezileştirmiş, sosyalizme karşı bir ölüm kalım savaşına girişmişti. Bu savaşın en önemli halkalarından birisi, Batı tipi yaşam tarzını “insan hakları ve demokrasi” bayrağı altında sallamak, bu bayrağın altında her türlü gerici dolabı çevirmek oldu. Bugün bu savaşın masum bir “ideolojik savaş” olmadığını zaman zaman ortalığa saçılan bilgi ve belgeler açıkça gösteriyor. Bu mücadelede kullanılan, bugün gerici rolleri iyice açığa çıkan Toros Vakfı gibi vakıfların sayısının haddi hesabı dahi bulunmuyordu. Bu büyük kampanyanın parçaları arasında filmler için senaryolar yazdırılması, romanların ısmarlanması vb. de vardı.
    Bugün dünyanın bu şer güçleri galip geldiler ve amaçlarına ulaştılar. Yeni bir dünya, uygarlık kurmak için yola çıkan işçi sınıfı geçici bir yenilgiye uğratıldı. Galipler zaferlerinin tadını dünyayı kan gölüne çevirerek kutluyorlar. Şölenlerinde içtikleri insan kanı, yedikleri insan eti. Önce “Yeni Dünya Düzeni” dediler; bunun, eskinin bin beter devamı olduğu kısa sürede görüldü. BOP’la Ortadoğu ve İslam dünyasına demokrasi getireceğiz, dediler; işgal, kan ve gözyaşı geldi, kendileri gibi projeleri de iflas etti. Ama bütün bunlar uluslararası işçi sınıfı ve ezilen halklar için paha biçilmez deneyimler oldular ve olmaya da devam ediyorlar. Dünyanın hemen hemen her tarafında işçi sınıfının ve ezilen emekçi halkların mücadelesi yükselerek sürüyor. Emperyalist dünyanın yöneticileri ise yeni bir kriz dalgasının korkusu ile titriyorlar. Gelecekte her şeyin daha güzel olacağına yönelik mücadeleyi yürütmek, umudu hiç yitirmemek gerekiyor. Soljeniitsin umutsuz ve mutsuz öldü!
    Ahmet Yaşaroğlu
    www.evrensel.net