GÜNDÖNÜMÜ

  • Kamu emekçilerinin toplusözleşme/toplu görüşme süreci 15 Ağustos’ta başlıyor. KESK, hazırladığı TİS taslağı ile hükümeti toplusözleşmeye çağırdı.


    Kamu emekçilerinin toplusözleşme/toplu görüşme süreci 15 Ağustos’ta başlıyor.
    KESK, hazırladığı TİS taslağı ile hükümeti toplusözleşmeye çağırdı. Memur-Sen ise toplu görüşme ile ilgili hazırlıklarını sürdürüyor. Bu iki konfederasyonun taleplerinde 5 puanlık vergi indirimi, iyileştirme, eşit işe eşit ücret vb. ortak talepler olmakla birlikte belirleyici olan istihdam ve çalışma biçimleri ile toplu işsözleşmesi ve grev hakkının kullanılması konusunda konfederasyonlar arasında henüz ortak bir tutum geliştirilemedi.
    KESK’in toplusözleşme taslağında yer alan istihdam biçimlerine (kadrolu, sözleşmeli, vekil, kısmi zamanlı vb. çalışma biçimlerine) yönelik talepler taslağın en önemli maddesini oluşturuyor.
    Özellikle bu talep kamu emekçilerinin örgütlü olduğu tüm sendikalar ve konfederasyonlar tarafından birlikte ve ödünsüz savunulmalıdır.
    Çünkü eğer iş güvencesi yitirilir ve birçok işkolunda gerçekleştirilen esnek çalışma yöntemleri yaygınlaşır ve kalıcılaşırsa sendikalar sürekli olarak üye kaybedecekler ve giderek mücadele örgütleri olmaktan çıkacak ve işverenin eğitim birimine dönüşeceklerdir. Bu durumda ücret, sosyal haklar ve diğer hakların kazanılması da mümkün olmayacak ve haklar anlamını yitirmeye başlayacaktır. Çalışanlar işverenin iyi niyetine sığınmak zorunda kalacaklardır. İşverenin asıl amacı da daha fazla kârlılık olacağı için çalışanların hakları her geçen gün eriyecek ve çalışma koşulları kötüleşecektir.
    Bu hakların güvencesi ise grev ve toplu-sözleşme hakkının kullanılmasıdır.
    Ne var ki; kamu emekçilerinin toplusözleşme ve grev haklarının bulunup bulunmadığı kamu emekçilerinin örgütlü olduğu sendikalar veya konfederasyonların bir kısım yöneticileri tarafından bile tartışılmaktadır.
    ‘4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Yasası’nın yasalaştırma sürecinde KESK’in “grev ve toplusözleşme hakkını tanımayan bir yasayı kabul etmiyoruz” diyerek eylemlere başladığı dönemde kimi konfederasyonlar “önce sendika yasası çıksın, daha sonra grev ve toplusözleşme hakkını da alırız” dediler. Bugün (her ne kadar hukuksal bir değeri kalmamış olsa da) bu yasa sendikaların önünde engel olarak kullanılıyor. O dönemde yasaya alkış tutanlar bugün de toplusözleşme ve grev hakkını tartışmaya devam ediyor ve hükümete bel bağlıyorlar.
    Bu tutumun niyetten bağımsız olarak kamu emekçilerinin sendikal hak arayışlarını engelleyici ve işveren ile işbirliği tutumu olduğunu bütün emekçiler görmelidir.
    Toplu görüşme sistemi kamu emekçileri ile hükümet arasında yapılacak olan görüşmeler sonrasında anlaşmaya varılan konularda bile hükümete bağlayıcı bir yükümlülük getirmemekte, hükümet anlaşmaya varılan maddelerin gereklerini yapmaya zorlanamamaktadır.
    Toplusözleşme bağıtlandığında ise her iki taraf bakımından bağlayıcı olmakta, sözleşmeye uyulmaması halinde emekçiler ‘grev’ haklarını kullanabilmektedirler. (*)
    Yalnızken güçsüz ve işsizlik baskısı altında olan emekçi, işverenle yapacağı sözleşme ile haklarını güvenceye alma olanağından yoksundur. Örgütlü emekçiler ise birleştirdikleri güçleri ile sendikaları aracılığıyla yaptıkları toplusözleşme ile haklarını güvenceye alma ve çalışma koşullarını belirleme olanağına kavuşmaktadır.
    Hal böyleyken kamu emekçileri konfederasyonlarının hala toplu görüşmeye razı bir tutum almaları anlaşılır değildir.
    Emekçiler kendi geleceklerini sermayeye hizmete yeminli hükümetin iyi niyetine terk etmeyeceklerdir.
    İşçiler bakımından da 2822 sayılı TİS Grev ve Lokavt Yasasında TİS ve grev hakkının kullanılmasına birçok engel getirilmiş durumda. Örneğin yetki süreci uzun zaman almakta ve bu süre içinde işveren baskı ile işçileri sendikadan istifaya zorlamaktadır. Oysa işyerinde yapılacak bir referandum oylaması ile yetki sorunu bir günde çözülebilir.
    Hükümet sendika yasalarında yapılacak birkaç olumlu değişikliği özellikle yapmaktan kaçındı. Gerekçe olarak da “sendikalar anlaşamıyor” dedi. Oysa SSGSS’de olduğu gibi, istediği zaman tüm sendikaların karşı çıktığı yasaları çıkartıyor. Hükümetin anlaşmazlık yaratacak işbirlikçi sendikacılara da ihtiyacı var.
    (*) Yasalarda grev hakkına kimi sınırlamalar getirilmiş olsa da her çalışanın grev hakkının meşruiyeti tartışılamaz. Kaldı ki; tüm biçimleriyle grev hakkı ILO’nun 87, 98 ve 151 sayılı sözleşmeleri ile Avrupa Sosyal Şartı hükümleriyle de hukuksal güvenceye alınmıştır. Danıştay ve Yargıtay’dan sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de kamu emekçilerinin grev hakkının engellenemeyeceğine karar verdi.
    Hasan Hüseyin Evin
    www.evrensel.net