KONUM

  • Kafkasya’da Gürcistan’ın Osetya’ya girmesiyle başlayan çatışmalar devam ediyor.


    Kafkasya’da Gürcistan’ın Osetya’ya girmesiyle başlayan çatışmalar devam ediyor. Bu çatışmalar, Gürcistan’ı Kafkasya için bir köprü olarak kullanma hesabı yapan ABD ve bölgedeki hakimiyetini kaptırmak istemeyen Rusya arasındaki mücadelenin yeni bir boyuta girdiğini gösteriyor. ABD yanlısı Gürcistan yönetiminin bölgedeki en büyük destekçisi olan Türkiye, aynı zamanda Gürcü ordusunun eğitimini üstlenmiş durumda olduğu için Rusya tarafından savaşın tarafı olmakla eleştiriliyor. Başbakan Erdoğan, konu ile ilgili açıklamasında, “Gürcistan’ın toprak bütünlüğünün korunması”na vurgu yaparak, üstü örtük bir şekilde Gürcistan’ın Güney Osetya’ya girmesine destek vermiştir. Türkiye’deki Kafkas Dernekleri Federasyonu da, “Yaşadığımız Türkiye’nin bizlerden topladığı vergilerle eğitilip eline silah verilen Gürcü ordusu, Çerkes vatandaşların kardeşlerine yönelmiştir” açıklamasını yaparak, Türkiye egemenlerinin ABD işbirlikçisi tutumuna işaret etmiştir.
    Türkiye’nin kuzey doğusunda çatışmalar yaşanırken güney doğusunda Kerkük’le ilgili gerilim devam ediyordu. Bölgesel Kürt Hükümeti Başbakanı Mesut Barzani’nin 2003’ten sonra ilik defa Kerkük’ü ziyaret etmesi ve Kerkük’te eşit paylaşıma karşı olduklarını açıklaması karşısında, Türk Dışişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan bildiride “Kerkük’te gerginliğe neden olan unsurlar ve yaratmak istedikleri oldu-bittiler tarafımızdan dikkatle izlenmektedir” denilerek gelişmelere seyirci kalınmayacağı mesajı verilmiştir. Türkiye ile ilişkilerinin görece problemli olduğu dönemde Kerkük’ün statüsünün yapılacak bir referandumla belirlenmesini destekleyen ABD yönetiminin, bugün Türkiye’nin de kabul ettiği yönetimim Kürt, Arap ve Türkmenler arasında ortak paylaşımı savunması, Kürt meselesi ve Kerkük’ün ABD’nin Türkiye’yi bölge politikalarına yedeklemek bakımından önemli bir rolü bulunduğunu göstermektedir.
    Geçtiğimiz hafta Başbakan Erdoğan, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad ile Bodrum’da görüşme yaptı. Türkiye egemenlerinin İsrail ile Suriye arasında yürütülmeye başlanan dolaylı görüşmelerde arabulucu olduğu ve İsrail ile ABD’nin Türkiye’ye Suriye’yi İran’dan uzaklaştırma rolünü verdiği düşünüldüğünde bu görüşmenin önemi ortaya çıkacaktır. Yine hafta içinde İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejat, İstanbul’da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e “çalışma ziyareti” yapacak. Gül-Ahmedinejat görüşmesi, İsrail ve ABD’nin İran’a saldırı senaryolarının gündemde olduğu bir dönemde ve “ABD’nin karşı çıkmasına rağmen” yapılacak olması, bu görüşmeyi önemli kılmaktadır. Görüşmenin ana gündeminin ‘Nükleer Dosyası’ olması, savaş tehdidi ve bu karşı çıkışın ABD ve İsrail tarafından yine arabulucu rolünü üstlenen Türkiye’nin işini kolaylaştırmak üzere gündeme getirildiğini düşündürmektedir.
    Kafkasya ve Ortadoğu’da yaşanan ve yukarıda kısaca değindiğimiz olay ve gelişmeler, bölgede Türkiye’ye biçilen rolü bir kez daha gözler önüne sermiştir. Türkiye egemenleri, çıkar ve geleceklerini ABD emperyalizminin Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’nde öngörülen politikalarının pazarlanmasında aramaktadır. ABD emperyalizminin bölgeye yönelik her müdahalesinde bir ‘keramet’ gören Cengiz Çandar, Türkiye egemenlerinin üstlendikleri rol konusunda şunları söylüyor: “Önemli olan, Türkiye’nin uluslararası politikanın en tehlikeli kavşağında, trafiği, bir kanlı kazayı önlemek amaçlı olarak yönetmek istemesinde, tüm taraflarca kabul gören bir konuma yerleşmiş olması.’İnce ayar’ tutturulabilirse, sonuç, Türkiye için bir ‘win win’ (kazan-kazan) olur...”
    Türkiye egemenleri ve Çandar gibi ‘akıl hocaları’, hesaplarını Ortadoğu ve Kafkasya’da halkların kanı ve sömürüsünden ‘kazanma’ üzerine yapmaktadır. Başta Türkiye’yi bölgesel savaşlar batağına sürüklemekte olan ülke egemenlerine karşı Türk ve Kürt halkları olmak üzere, bölgenin bütün halkları gerici hesaplar karşısında uyanışa geçip mücadeleye yöneldiklerinde gericiliğin ‘ince ayar’ı bozulacak; halklar arasındaki gerici kışkırtmanın yerini barış ve kardeşlik alacaktır.
    Çetin Diyar
    www.evrensel.net