Kafkasya’da kazanan ve kaybedenler

Savaştan karlı çıkan farklı güçler olabilir ancak asıl kaybedenler, ‘Filler tepişir çimler ezilir’ misali bu savaşta eşini, çocuğunu, akrabasını kaybeden bölge halklarıdır


HABER ANALİZ
4.5 milyon nüfusuyla Gürcistan’ın, 75 bin kişinin yaşadığı Güney Osetya üzerinden 142 milyonluk Rusya’ya savaş ilan etmesinin üzerinden bir hafta geçti. ABD, NATO ve AB’nin desteğini alan Kafkasya’nın “şımarık çocuğu”, Soros beslemesi Mihail Saakaşvili, hem suçlu hem güçlü misali, hizmetinde olduğu Batılı güçleri durmadan yardıma çağırıyor.
1 milyonun üzerinde askeri olan Rusya’nın, geçmişteki birikim ve tecrübesi de hesaba katıldığında, askeri gücü bakımından değil Kafkasya’nın, dünyanın önemli ülkelerinden biri olduğu tartışma götürmez. Dünya siyasetinin diplomasiyle değil askeri güçle belirlendiği gerçeğinden hareket eden Rusya’nın, bu kapsamda 2015 yılına kadar ordusunu yeniden yapılandırmak için tam 144 milyar Avro harcamayı planlandığı ortadayken, sadece 32 bin 650 askeri, 120 bin yedek askeri olan Gürcistan’ın böylesine devasa bir güce kafa tutması akıl fikir işi mi...
Ama gelin görün ki, siyaset, demek ki her zaman gerçek durum hesaplanarak, güç dengesi tartılarak yapılan bir “sanat” olamayabiliyor. İşin ucunda başkalarının hizmetinde olma, onların verdiği emirleri yerine getirme olunca, en basit matematik hesapları bile işe yaramayabiliyor.
Rusya saldırıyı bekliyordu
Dahası Rusya; “Nisan ayından beri Gürcistan’ın NATO ve diğer Batılı güçlerin desteğiyle kendisine karşı savaş hazırlıkları içinde olduğunun bilgisine sahipti” (Junge Welt, 12.08). Bu yüzden de Bükreş’teki NATO Zirvesi’nde, ABD’nin bütün dayatmalarına rağmen Gürcistan ve Ukrayna’nın üye yapılmasına karşı çıktı. Çünkü üyelik durumunda, Rusya ile bu iki ülke arasında süren gerilimde NATO’nun uluslararası hukuk bağlamında doğrudan taraf olması söz konusu olacaktı. Ünlü 5. Madde, bir üyeye yapılan bir saldırıyı bütün üyelere yapılmış kabul ediyor.
Gürcistan ve Ukrayna’nın NATO üyesi yapılmamasında Almanya ve Fransa’nın da önemli bir rolünün bulunduğunu hemen belirtmemiz gerekiyor. Çünkü söz konusu zirvede her iki ülke gelecek stratejileri konusunda çok önemli bir karar verme ile karşı karşıya idi. Yani, Kafkasya üzerindeki egemenlik mücadelesinde Rusya’yı tamamen karşıya alarak mı, yoksa yanında durarak mı bir siyaset izlenecekti? Almanya ve Fransa, ABD’yi karşısına alarak her iki “sorunlu ülke”nin NATO üyeliğine karşı çıkarak ikinci yolu tercih etti.
Hedef askeri güç
Meseleye askeri açıdan bakıldığında, Saakaşvili ve onun arkasındaki emperyalist güçlerin, bu savaşın yenilgiyle sonuçlanacağını önceden kestirmiş olması gerekiyor. Bir kaç gündür Batılı analistler, siyasi uzmanlar, ve basın, sonucu önceden bilinmesine rağmen Saakaşvili’nin neden bu “kumarı” oynadığını sorup, bir türlü ikna edici bir yanıt veremiyorlar. Halbuki, Saakaşvili’ye bu kumarı oynatan Bush ve ekibi, sonucu belli bir savaşla, Kafkasya’da istikrarsızlık ve huzursuzluk yaratarak, bunun üzerinden bölgeye uluslararası bir müdahale için zemin yaratmak amacıyla böylesine bir “maceraya” girişmiş bulunuyorlar.
Ve son bir kaç gündür olup bitenlere bakıldığına NATO, ABD ve AB ortaya çıkan “istikrarsız” durumu “istikrarlı hale” getirmek adına Gürcistan’ın sorunlu bölgelerine, uluslararası bir güç yerleştirmenin planlarını yapıyor. Bu gücün AGİT şemsiyesi altında olması sıkça telaffuz ediliyor. Gürcistan’da yasal ya da illegal şekilde konuşlandırılan Batılı güçler, şimdi Rusya’nın nüfuz alanındaki Güney Osetya ve Abhazya’ya “uluslararası güç” adı altında yerleşmek, bunun üzerinden egemenlik alanını genişletme siyaseti izliyorlar. Bu siyasetin hayat bulması için elbette Saakaşvili de gözden çıkarılacak. Çünkü onun akıbeti emperyalizm tarafından kullanıldıktan sonra kenara atılan bir çok devlet başkanı ile aynı olacaktır.
Rusya güç, AB inisiyatif kazandı
Ancak; Rusya’nın bölgeye uluslararası bir gücün yerleştirilmesine olumlu bakmasına pek ihtimal verilmiyor. Çünkü, böylesine bir gücün ne amaçla yerleştirileceği bilinmez değildir. Onlar da tam tersine, hazırlanan 6 maddelik planda olduğu gibi, Abhazya ve Güney Osetya’da askeri gücünü artırmayı amaçlıyor.
Bütün emperyalist güçlerin üzerinde bu denli yoğunlaştığı Kafkasya ve Hazar Bölgesi’nin petrol ve doğal gaz kaynakları bakımından zengin olduğu biliniyor. Ve en önemlisi de ABD’nin İran’ı da hedefe koyarak geliştirdiği Kafkasya/Orta Asya stratejisinin temelini Rusya’yı çevrelemek ve teslim almak oluşturuyor. Bu konuda ABD tarafından özel stratejiler hazırlandığı raporlarda belirtilmişti. Küçük Gürcistan ise “enerji koridoru” olma özelliğiyle bölgede stratejik bir öneme sahip.
Son süreçte bölgeye dair büyük planlar yapan ABD’nin tamamen devre dışı kaldığı AB’nin ise aktif bir arabulucu misyonu üstlendiği görülüyor. Alman ve Fransız basını, AB’nin ilk kez uluslararası bir krizde bu denli önemli bir rol üstlendiğini yazarak, tam destek veriyor. Önce Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner, ardından Nicholas Sarkozy temaslarda bulunmak üzere Kafkasya’ya gitti. Angela Merkel de, yarın Soçi’ye gidecek ve Medvedev ile bir araya gelecek.
Dünyayı
yeniden paylaşma siyaseti
AB ülkeleri ilk etapta yaptıkları açıklamalarla her ne kadar Gürcistan ve Saakaşvili’ye tam destek izlenimi verseler de şimdi oluşan “reel durum” üzerinden politika yapmayı daha kârlı bir durum olarak görüyorlar. Bugüne kadar eskiden SSCB’nin denetiminde olan bölgelerin (Balkanlar, Ukrayna, Beyaz Rusya) yeniden paylaşılmasında ABD ile birlikte hareket eden Almanya-Fransa ikilisi, öyle anlaşılıyor ki, bu kez ikisi arasında daha ince bir siyaset izleyecek. Enerji bakımından Rusya’ya bağımlı AB, Gürcistan vesilesiyle ilişkileri germeyi, kesmeyi tercih etmeyecektir. Zaten, NATO Zirvesi’nde Gürcistan ve Ukrayna’nın tam üyeliğine karşı çıkışı bu karşılıklı çıkar birliğinden kaynaklanıyordu ve aynı zamanda ABD’ye karşı Rusya’ya yakınlaşmayı ifade ediyordu. Dolayısıyla Rusya ve AB, Kafkasya’ya dair bir plan geliştirecek ve bunu ABD ve Gürcistan’ın önüne koyacaktır. Onların nasıl bir tutum takınacakları bundan sonraki gelişmelerin seyrini belirleyecektir. Dolayısıyla, diplomatik ve politik açıdan Kafkasya’da asıl olarak kaybeden ABD, Gürcistan ve Saakaşvili olmuştur. Elbette, bu kesimlerin işbirlikçisi Türkiye...
Filler tepişti, çimler ezildi
Ama asıl kaybedenler, “Filler tepişir çimler ezilir” misali bu savaşta eşini, çocuğunu, akrabasını kaybeden bölge halklarıdır. Fillerin tepişmesinden habersiz günlük yaşamını sürdüren ama bombaların hedefi olan çocukların, kadınların ve diğer sivillerin hesabı mutlaka sorulmalı. Bölge halklarını birbirine karşı düşmanlaştırma üzerinden yürütülen siyasetin, asıl olarak Sovyetler’in yıkılmasından sonra emperyalistlerin desteğiyle hayata geçirilmeye çalışıldığı biliniyor. Durum böyle olduğu halde, sermaye yanlısı, sosyalizm düşmanı kesimlerin tümü bugün olup bitenleri götürüp Ekim Devrimi’ne kadar bağlamayı ihmal etmiyorlar. Kendileri de Ekim Devrimi’nden sonra bölgede halklar arasında gerilim ve çatışmaların yaşanmadığını kabullenmekle birlikte, geriye dönüp baktıklarında emperyalist-kapitalist politikaların halkları birbirine kırdırma, düşman etme üzerinden yükseldiğini inkar ederek sosyalizme saldırmayı çıkar yol olarak görüyorlar. Halbuki, halklar mozaiği Kafkasya’da farklı inanç ve kültürlerin bir arada barış ve saygı içerisinde on yıllarca yaşaması, sosyalizmin ulusal sorunların çözümünde ne kadar mesafe kat ettiğini gösteriyor. Savaşlar, halkları birbirine kırdırma ve düşmanlaştırma siyasetinin asıl olarak SSCB’nin yıkılmasından sonra meydana gelmesi bir tesadüf değildir.
Bu yüzden de halkları bir birine düşman ederek siyaset yapan, çocukların, kadınların, sivil insanların canları üzerinden “siyaset kumarı” oynayan ve sonunda kaybedenlerin derhal Uluslararası Savaş Suçluları Mahkemesi önünde yargılanıp ağır bir şekilde cezalandırılması gerekiyor.
Yücel Özdemir
www.evrensel.net