GÖZLEMEVİ

  • Ali Poyrazoğlu, daha 17 yaşındayken sahne tozu genzine kaçmış bir tiyatrocu. O gün bu gündür de, tiyatrocu deyimiyle “tahta”nın üstünde


    Ali Poyrazoğlu, daha 17 yaşındayken sahne tozu genzine kaçmış bir tiyatrocu.
    O gün bu gündür de, tiyatrocu deyimiyle “tahta”nın üstünde.
    Oynuyor, yönetiyor, çevirmenlik yapıyor, gençleri eğitiyor, filmler seslendiriyor, sesiyle reklamlara simge oluyor; güncel konular üzerine düşüncelerini, eleştirilerini, birikimini okurlarla paylaşmak amacıyla gazetede köşe yazısı yazıyor.
    Ali Poyrazoğlu’nun amacı doğayı, insanı, dünyayı anlamaya, öğrenmeye, keşfetmeye, değiştirmeye ve yenilemeye dönük. Değiştiriyor, yeniliyor ve insanlara “enjekte” ediyor. Müzik, şiir, resim, kukla, heykel, dans, tiyatro, sinema dediğimiz, zaman zaman ayrışan, kimi zaman iç içe geçen dilleri neredeyse ezbere biliyor. Yaşamın sıkıntılarını göğüslemesi, yalnızlığı yenmesi için insanoğlunun yanında yer alırken, dünyadan geçmeyi bir meydan okuma olarak kabullendiğini söylüyor, izleyicisine de kabul ettiriyor.
    O, tiyatro dünyamızın günümüzdeki en kıdemlilerinden.
    En renklilerinden, en zekilerinden…
    * * *
    Bugünlerde, ülkemizin en eski kurumlarından Kâmil Koç Otobüsleri’nin “Koçum Benim” başlıklı sosyal sorumluluk projesinde yer almakta.
    Kâmil Koç Otobüsleri’nin 82. kuruluş yılı için Ali Poyrazoğlu tarafından yazılan “Koçum Benim”, esasında bir yolculuk öyküsü.
    Geçen akşam izledim.
    Sahneye adım atar atmaz izleyiciyle gene mükemmel bir diyalog kurdu.
    “Ne yolculuğu bu yolculuk, nereye yolculuk” diye sorarsanız, Ali Poyrazoğlu: “Bu yolculuk mutluluğa yolculuğun öyküsüdür” diye yanıtlıyor.
    Bir yaşam yolculuğunda, insanın dağarcığında bulunması gereken başlıklardan yola çıkan, güldürürken düşündüren, düşündürürken güldüren, kimi zaman hüzünlendiren bir gösteri “Koçum Benim”.
    Gözün şıpınişi ayırtına varamadığını ayırt eden Ali Poyrazoğlu’nun, göze görünenin ardında yatan güzelliği, mutluluğu aradığı, araştırdığı, ayrıştırdığı bir öykü…
    * * *
    Dediğim gibi geçen akşam izledim.
    Ali Poyrazoğlu, bir tiyatro oyunu biçemi içinde, yaşam koçu olarak eğitim verdi.
    Konuşma ustalığını bu kere de cömertçe sergiledi.
    Oyuncuyla izleyiciyi gene bir araya getirdi.
    Sohbet örgüsünde kaleme aldığı metin, şaşırtmacalarla bezenmişti.
    Gülmecenin sınır kapılarında gezindi.
    Aşktan söz etti; sevgiyi konu edinirken şappadanak ikili ilişkilere geçti.
    İnsanın kendisiyle barışma yöntemlerini öğretti.
    Mutluluk arayışının yolunu gösterdi.
    Popülizmin yavşaklığına asla “tevessül” etmedi.
    * * *
    Performans sırasında seyirci kendini sorguladı, yaşamını bir güzel gözden geçirdi.
    Sahnedeki usta bir oyuncu muydu, yoksa demini bulmuş bir filozof mu?
    Her ikisiydi.
    Bir meddahtı, bir bireydi.
    Çok yönlülük…
    Tiyatroculuk, radyoculuk, televizyonculuk, yönetmenlik, çevirmenlik, kuklacılık, yazarlık...
    Eleştirel gözle bakarak doğruyu gözlemlemek…
    Gülünecek olaya ciddi gözle bakabilmek.
    Hüzünlendirirken gülümsetmek.
    Veee… Sıradan olana sıradan gelen, sıradan sayılan küçücük öykülerin üstündeki tozları silkelemek…
    Gösteriden sonra, 82 yıllık bir kuruluşun üçüncü kuşak yönetimini övgülerimle yüreklendirdim.
    İçimde pamuklara sararak beslediğim ve de pek önemsediğim öteki “ben”e, Ali Poyrazoğlu sayesinde kendi ellerimle yepyeni, capcanlı bir gül verdim.
    Bendeki Poyrazoğlu sevgisine bir ilmik daha ekledim.
    (“Koçum Benim” Bodrum; Fethiye ve Çeşme’den sonra, 20 Ağustos’ta Ayvalık Açık Hava Tiyatrosu’nda, 28 Ağustos’ta Antalya Konyaaltı Açıkhava Tiyatrosu’nda; 16 Ekim’de Bursa’da; 23 Ekim’de Ankara Şura Salonu’nda; 30 Ekim’de İzmir AKM’de; 05 Kasım’da İstanbul’da Kâmil Koç acentelerinden ve yazıhanelerinden temin edilen davetiyelerle ücretsiz izlenebiliyor.)
    Üstün Akmen
    www.evrensel.net