DURUM

  • Peş peşe yaşanan uluslararası gelişmeler şaşırtıcı olmakla birlikte sürpriz olma özelliği taşımıyor. Şaşırtıcı olan belki de olayların akışındaki hızlanma


    Peş peşe yaşanan uluslararası gelişmeler şaşırtıcı olmakla birlikte sürpriz olma özelliği taşımıyor. Şaşırtıcı olan belki de olayların akışındaki hızlanma. Gürcistan’ın Güney Osetya’ya müdahalesi ve ardından Rusya’nın Gürcistan’a karşı askeri operasyona girişmesi, Gürcistan yönetimini bu adımı atmaya teşvik eden ABD’nin, kendi saldırgan stratejik amaçlarını gerçekleştirmek üzere peş peşe ataklar yapmasını beraberinde getirdi. Polonya ile daha önce imzalanması gündemde olan, ancak gerek Polonya halkının, gerekse de Almanya vb ülkelerin karşı çıktığı, ABD’nin Polonya’ya füze yerleştirmesini sağlayan anlaşma aceleyle imzalandı.
    ABD’ye ait savaş gemilerinin boğazlardan geçerek Gürcistan’a “insani yardım” götürmesi AKP Hükümeti tarafından onaylandı. Almanya, İspanya, Polonya gibi ülkelerin savaş gemileri de boğazdan geçmek için sırada bekliyor. Bunun anlamı şu, Karadeniz’de ilk kez bu yüklükte NATO donanması olacak. Bu donanmanın Karadeniz’de barış için bulunmadığını belirtmeye sanırız gerek bulunmuyor. Kuşkusuz hemen başlayacak bir sıcak çatışmadan söz etmiyoruz. Ancak Karadeniz, Türkiye’nin Kuzey’i ve Kuzey Doğu’su artık potansiyel çatışma bölgesi olma özelliği kazandı.
    İşbirlikçi egemen sınıflar bir taraftan Kafkaslarda “işbirliği ve istikrar platformu” arayışlarında bulunurken, diğer taraftan savaş gemilerine kapıyı açarak, iki yüzlü, gerici bir politika uygulamaktan hiç çekinmediler. Bütün bu atakları Rusya’nın seyretmekle yetineceğini düşünmemek gerekiyor. Nitekim Rusya’yı yönetenler füze anlaşması dahil, atılan adımların bütünüyle Rusya’ya karşı olduğunu, karşılıklarının sadece “diplomatik” olmayacağını açık bir biçimde dile getirdiler. Rusya’nın da Beyaz Rusya’ya füze yerleştirmesi söz konusu ve Suriye ile benzer anlaşmalar yapması gündemde.
    Gelişmeler elbette bunlarla sınırlı değil. Rusya Parlamentosu, önümüzdeki günlerde olağanüstü toplanarak, Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlığını tanımak üzere harekete geçecek. Buna karşın Bush, müttefiklerine Gürcistan’ın “toprak bütünlüğünü ve demokrasisini savunmak” üzere hazırlıklı olmaya çağırdı. Abhazya ve Güney Osetya zaten fiilen Gürcistan’dan ayrılmış durumda. Rusya’nın bu bağımsızlıkları tanıması, Kafkaslarda kendi güvencesi altında olan iki yeni devlet anlamına geliyor.
    Bu gelişmelerin genel olarak anlattığı ise şu; tüm dünyada başta ABD ve Rusya olmak üzere, büyük devletler arasındaki politik gerilim tırmanıyor ve ABD açıkça Rusya’yı diz çöktürülmesi gereken ülke olarak hedefine almış durumda. ABD ve Rusya’nın “dost ve müttefik” olamayacağı açıkça görüldü. Karşılıklı iki kutbun liderleri belli! Ancak müttefikleri konusunda bir kaç devlet dışında tam bir netlik yok. Bunun için olayların biraz daha gelişmesi gerekiyor. Hatırlanacağı gibi ABD’nin hedefe koyduğu diğer ülke ise İran. Bu durumda Rusya ile İran’ın pek çok konuda birlikte hareket etmemesi için bir neden bulunmuyor.
    Bütün bu olayların dünya ekonomisinde krize doğru bir gidişin gölgesinde geliştiğini vurgulamak gerekiyor. Borsalar kan yitiriyor ve bazı büyük bankaların iflasları gündemde. Uluslararası finans kurumlarını yönetenler, açıkça henüz “dibe vurmanın gerçekleşmediğini, daha kötüsünün arkadan geldiğini” sürekli olarak vurguluyorlar. Açıkçası krize doğru gidiş süreci derinleşiyor, sorunlar büyüyor. Dünya politikası ile ekonomisi arasında kopmaz bir bağ olduğunu ise yeniden hatırlamak gerekiyor.
    Başta AKP Hükümeti olmak üzere, işbirlikçi egemen sınıflar bölgede ABD emperyalizminin stratejik çıkarlarına hizmet eden bir politika uyguluyorlar. ABD’nin izni ve onayı ile yürütülen bu gerici politika, “Türkiye’nin çok yönlü politikası ve bölgedeki etkinliğinin artması” olarak halka takdim ediliyor. ABD’nin çıkarlarına hizmet etmesi koşuluyla, böyle bir politika uygulanması zaten ABD tarafından teşvik ediliyor ve işbirlikçi egemen sınıflar bu politikaları uygulamaya itiliyor. Dünyanın genel gidişatı göz önüne alındığında, bu gerici politikaların Türkiye halkının başına çorap örmek anlamına geldiğini görmek gerekiyor. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşına resmen katılımının, Karadeniz’e açılan iki Alman savaş gemisi nedeniyle olduğunu hatırlatmak, olabilecekleri tahmin etmek bakımından zorunludur. İşçi ve emekçi halkın, ülkenin kaderini kendi ellerine almaları için daha aktif olmaları gereken günler yaşıyoruz.
    Ahmet Yaşaroğlu
    www.evrensel.net