DÖNÜŞÜM

  • Rusya’nın NATO, AB ve BM Güvenlik Konseyi’ne rağmen Gürcistan’a askeri müdahalesi şok etkisi yarattı. Her ne kadar yukarıda adı geçen emperyalist güçler Rusya’dan “sert bir tepki” bekliyor olsalar da, bunun bu kadar sert olacağını tahmin etmiyorlardı.


    Rusya’nın NATO, AB ve BM Güvenlik Konseyi’ne rağmen Gürcistan’a askeri müdahalesi şok etkisi yarattı. Her ne kadar yukarıda adı geçen emperyalist güçler Rusya’dan “sert bir tepki” bekliyor olsalar da, bunun bu kadar sert olacağını tahmin etmiyorlardı.
    Kafkasya’da yaşanan kısa süreli çatışmaların “ilk şokunu” atlatan Almanya’da son günlerde ilginç değerlendirmeler yapılıyor ve talepler ileri sürülüyor. Ciddi bölgesel gazetelerde yayınlanan yorum ve değerlendirme yazılarında Kafkasya ve Polonya’da kurulması karar altına alınan sözde savunma kalkanı birlikte ele alınıyor. Genelde yeni bir silahlanma dalgasının başlayabileceğine dikkat çekilen bu gazetelerde, “Sorunları Rusya’ya karşı değil Rusya ile birlikte, dostça hareket ederek çözebiliriz” görüşü hakim. Ayrıca ABD’nin tutumu eleştirilirken, “ABD kendi tutumunu NATO’nun tutumu gibi dayatıyor ve Avrupa’daki müttefiklerini tehlikeye atıyor” görüşünün altı çiziliyor.
    Diğer tarafta ise sermayenin açık sözcülüğünü yapan FAZ, Die Welt, Handelsblatt, Wirtschaftswoche gibi gazete ve dergilerde, Kafkasya ve orta Avrupa’daki gelişmelerden hareketle “ülkenin çıkarları için hangi adımlar atılmalı” sorusuna yanıt aranıyor. Bu gazetelerde yayınlanan yorum ve değerlendirmelerde, ABD’nin Kafkasya ve Polonya konusundaki tutumunun özünde NATO’nun bir pakt olarak ne kadar zayıf olduğunun ortaya çıktığı ve aslında ABD’nin NATO’yu kendi çıkarları için kullandığı ifade ediliyor. Bu eleştiriler şimdiye kadar bu kadar açık yapılmıyordu.
    Bu değerlendirme ve yorumların asıl önemli olan yönü ise “Almanya’nın ne yapması gerektiği” üzerine ortaya atılan fikirler. Aynı yayınevi tarafından yayınlanan Handelsblatt gazetesi ve Wirtschaftswoche (WiWo) dergisi AB/Almanya ile Rusya’nın ticaret ilişkilerini, birbirine bağımlılıklarını ortaya koyan analizlerin yanında “Almanya’nın daha cesaretli bir çizgi izlemesi” gerektiğini vurguluyorlar. Buna göre “biraz soğuk savaş ve biraz daha fazla ekonomik ilişki” yolu izlenmeli.
    Rusya ile ekonomik ilişkilerin iyi bir düzeyde olmasının Almanya’nın çıkarlarının da gözetildiği kalıcı bir barışın güvencesi olamayacağını söyleyen WiWo Genel Yayın Yönetmeni Roland Tichy, “Barışı teşvik eden ticari ilişkileri ve aynı zamanda (Almanya’nın) askeri savunma kabiliyetini geliştirmeliyiz” diyor yorumunda.
    1914 yılında Almanya ile Fransa arasındaki ekonomik ilişkilerin Rusya ve Almanya’nın bugünkü ekonomik ilişkilerinden çok daha güçlü olduğuna dikkat çeken Tichy, “Ama bu durum Alman ve Fransız erkeklerinin bir kuşağının birbirlerini hunharca yok etmesini engellemedi” diyor.
    Yorumların dikkat çeken bir yönü -ki bu da çok önemli-, Almanya’nın yerinin neresi olduğu konusu. Bir tarafta bütün Avrupa’ya yönelik enerji sevkıyatını denetleyen ve dolayısıyla bütün kıtanın kaderini elinde tutan Rusya, diğer tarafta ise eski müttefiklerini düşünmeden, sadece kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden ve kıtanın kaderini ikinci plana iten ABD. Ortada kalan Almanya ise bütün bir kıtanın sorumluluğunu üstlenmek durumunda kalıyor!
    İkinci emperyalist paylaşım savaşı öncesi benzeri teoriler Nazilerin strateji uzmanları tarafından ortaya atılmıştı. Almanya “yaşam alanı” olarak gördüğü Orta Avrupa’yı bir tarafta “Bolşevik tehdide” diğer tarafta ise “Yahudi tehdidine” karşı korumak zorundaydı! Sermayenin sözcüleri bugün şüphesiz Nazilerden farklı bir dil ve üslupla tutumlarını ifade ediyorlar, ama mantık aynı mantık!
    Ayrıca dikkat çekilmesi gereken diğer bir nokta ise “soğuk savaş”ın özünde hiçbir zaman sona ermediği, eğer öyle denebilirse “sıcak savaş”larla bir arada sürdüğüdür. 1990’lı yıllardan sonra söylemler bir süreliğine biraz farklılaşmış olmasına karşın asıl hedef aynı kalmıştı. Yukarıda verilen örnekler bunu doğrulamakta.
    Serdar Derventli
    www.evrensel.net