Fotoğraf: AA

Küfürsüz, kavgasız olmaz

Yeni sezon bildik görüntülerle başladı. Küfür ve kavganın, spor kültürümüzün ayrılmaz bir parçası haline geldiğini gördük bir kez daha


Süper Lig’de yeni sezon başladı. Küfür ve kavga eksik olmadan tabii. Küfür ve kavganın, artık spor kültürümüzün ayrılmaz bir parçası haline geldiğini söylemek hiç de yanlış olmaz. Bazıları ise bu işe şaşırmış görünüyor. Anlaşılan onlar hâlâ spor adına türlü güzelliklerin sergilendiği Avrupa Futbol Şampiyonası ve Olimpiyat Oyunları’nın etkisindeler. Belli ki içten içe, bu organizasyonlardaki spora bakışın, bizim ligimize de yansıyacağı umudu ve beklentisine kaptırmışlar kendilerini. 2 aylık arada, spora yönelik arızalı bakışın kendiliğinden düzeleceğine ciddi ciddi inanmışlar. “Fair play’in, centilmenliğin, sportmenliğin ön plana çıktığı bir lig bekliyorduk” gibi laflarla ifade ediyorlar şaşkınlıklarını. Oysa böyle bir şey mümkün mü? Barışık, kompleksiz ve huzurlu bir yaşamın kültürel kodlarını bir türlü çözememiş bir toplumdan, kışkırtmanın her türlüsünün boy gösterdiği spor alanında gelişkin bir kültürel davranış sergilemesini beklemek ne kadar doğru olur?
Zaten, spora, oyun ve eğlencenin dışında anlamlar yükleyip onu büyük rant hesaplarıyla endüstriyel bir ürün olarak piyasaya sürdüğünüz zaman, şiddetin de tohumlarını atmış oluyorsunuz. Hayata ağırlıklı olarak feodal değerlerin hüküm sürdüğü bir kültürün penceresinden bakan bizimkisi gibi toplumlarda ise tabii ki şiddete yönelim daha kolay, daha çabuk ve daha yoğun oluyor.
Kaldı ki, paranın borusunun öttüğü, sömürü temelli toplumsal düzenlerde, yaşamın diğer alanlarında olduğu gibi spor alanında da şiddet her zaman var olacaktır.
Çünkü böyle bir toplumsal düzenin ürettiği kültür, kaçınılmaz bir biçimde insani değerleri ve buna bağlı olarak insani ilişkileri yozlaştırıcı nitelik taşır. Yozlaşmış değer ve ilişkiler de insanlık için eninde sonunda acı ve üzüntü verici sonuçlar doğuracaktır. Şiddetin yoğunluğu ve dozu ise görece kültürel gelişmişlikle ters orantılı olarak ortaya çıkacaktır.
Sıcak ve nem bunalttı
İlk hafta maçlarına sıcak hava ile birlikte yüksek nem oranı damgasını vurdu. Oyuncular için en zorlu haftalar bunlar.
Açılış maçında A.Sami Yen’de Denizlispor’u 4-1 ile geçen geçen sezonun şampiyonu Galatasaray, yeni sezonun ilk haftasını da lider kapadı. Galatasaray açısından, lige iyi bir başlangıç yapmak kadar Şampiyonlar Ligi ön elemesinde Steaua Bükreş ile oynanacak rövanş maçı öncesinde moral kazanmak da önemliydi. Evet skor olarak iyi ve moral verici bir başlangıç. Ancak ortaya konan futbol açısından bakıldığında, Steaua Bükreş maçı için iyimser olmak zor. Galatasaray’ın ancak rakibi 10 kişi kaldıktan sonra maça adamakıllı ağırlığını koyabildiğini ve farklı skorun da Denizlispor’un maçın son 10 dakikasında tamamen çözülmesiyle geldiğini unutmamak gerekiyor.
Sezona Antep’te başlayan Fenerbahçe buradan eli boş döndü. Aşırı sıcakların hüküm sürdüğü bu mevsimde lige Antep deplasmanında başlamanın bütün handikaplarını yaşadı Fenerbahçe. Sarı-lacivertli oyuncuların çoğu sanki ligin ilk değil de son maçıymış gibi bıkkın, yorgun ve isteksiz göründüler. Aragones ve Fenerbahçeli oyuncular bu sene yine medyanın en önemli malzemesi olacağa benziyor. İspanyol teknik adamı Zico ile kıyaslamalar bir yana, “Fenerbahçe tek santraforla mı oynamalı, çift santraforla mı?”, “Semih ilk onbirde mi başlamalı, oyuna sonradan mı girmeli?”, “Alex ile Emre yan yana oynar mı, oynamaz mı?” gibi tartışmalar ilk haftada gündeme yerleşti bile.
İlk hafta oynadıkları oyunların, Galatasaray ve Fenerbahçe’nin bu sezonki Avrupa maceraları ile ilgili olarak endişe yarattığını da söylemeden geçmeyelim.
Beşiktaş da lige sıcak bir coğrafyada başladı. Antalya deplasmanında ilk yarısını 2-0 yenik kapadıkları maçtan, 3-2 galip ayrılmayı başardılar. Geçen sezonda da birçok maçı, geriye düşmelerine rağmen kazanmışlardı. Büyük açıklar veren savunmasıyla Beşiktaş’ın geriye düşmesi de, her an gol atabilecek potansiyele sahip yetenekli ayaklarıyla kısa süre içinde goller bulup öne geçmesi de hiç şaşırtıcı değil aslında. Beşiktaş şu anki görüntüsüyle, alacağı her sonuç normal karşılanması gereken bir takım durumunda.Trabzonspor ilk maçında son derece hırslı, istekli ve yüksek motivasyonluydu.
Ersun Yanal şimdilik, büyük oranda yenilenen takımı uyum sıkıntısından uzak tutmayı ve de ona -geçtiğimiz sezonlardakine hiç benzemeyen- güven ve inanç yüklü bambaşka bir hava vermeyi başarmış görünüyor.
Yorumcular iyi hazırlanmış(!)
Ligde mücadele eden takımların yanı sıra televizyon kanallarının pazar gecesi sakinlerini oluşturan yorumcu takımının da yeni sezona gayet iyi hazırlandığını gördük. Ahkam kesmeyi ne kadar da çok özlemişler. Daha ilk hafta ama yine de üslupları kavga eder gibi sert, yaralayıcı, örseleyici. Durduk yerde gerilimli atmosfer yaratmakta üstlerine yok. Sistemleri, kadroları, taktikleri, teknik adamları, oyuncuları, hakemleri masaya yatırıp saatlerce geyik çevirebiliyorlar. Kesinlikle küçümsenmeyecek bir meziyet(!).
Bazıları, geyik arasında, “Fenerbahçe’nin yenilgisinde hakem hatalarının rolü var mı?” türünden düpedüz kışkırtıcı anket sorusuyla, programa ilgili canlı tutup reyting savaşlarında öne geçme kurnazlığı sergilemeyi de ihmal etmedi.
Bir yandan, spordaki şiddetten rahatsızmış gibi görün diğer yandan ortamı germek için hiçbir kışkırtma fırsatını kaçırma. Olaylardan sonra ise, “Niye bir türlü önüne geçemiyoruz” diye yalandan sorgulamalara giriş. Bu, tam da medyaya yakışan tavır değil mi?..
Mehmet Özyazanlar
www.evrensel.net