UZUN MESAFE

  • Geçtiğimiz ay bir yandan Fenerbahçe futbol sahasının sigara yasağı uygulamasına geçişine tanıklık ettik, öte yandan ilk anda ilgisiz görülse de Futbol Federasyonu Başkanlığı’na, halen Ege Tütün ve Tütün Mamulleri İhracatçıları Birliği Y.K. başkanlığını da yürüten Mahmut Özgener’in getirildiği haberlerini okuduk.


    Geçtiğimiz ay bir yandan Fenerbahçe futbol sahasının sigara yasağı uygulamasına geçişine tanıklık ettik, öte yandan ilk anda ilgisiz görülse de Futbol Federasyonu Başkanlığı’na, halen Ege Tütün ve Tütün Mamulleri İhracatçıları Birliği Y.K. başkanlığını da yürüten Mahmut Özgener’in getirildiği haberlerini okuduk.
    Başka görevlerini de hatırlayınca yeni başkanın bir koltukta iki karpuzu nasıl taşıyabileceğini irdelemek istedim. Cepte sigara paketi ile hastaya sigara bırakmayı telkin etmenin yaygın olduğu bir meslek grubunun üyesi olarak, amacım babadan gelen tütün işletmeciliğinin kamburunu sayın başkana yüklemek değil elbet. Ama iki farklı kimlikte; yani hem Futbol Federasyonu başkanı hem de bir Tütün İhracat Birliği başkanı olarak kurumsal sözcülüğü ile spor sahalarının ‘dumansız hava sahalarına’ çevrilmesi konusunda tutumunu merak ediyorum. Öyle ya, iki farklı kurumdan aynı cevabı almak, eşyanın tabiatına aykırı olsa gerek.
    Aslında yeni başkana başka sorular da sorulabilir. Örneğin olimpiyatların son ev sahibi Çin’de yarışmalarda kullanılan bazı sahaların, öncesinde idam cezalarında kullanıldığı haberi hakkında yorumları alınabilir. Sonrasında özümüze dönüp stadyumları birer karakola dönüştüren seksenli yılların Türkiye’si hatırlatılabilir kendisine. Örneğin 12 Eylül’ün yıl dönümüne az bir zaman kala, geçmişte sorgusu stadyumlarda başlayan işkence mağdurlarını yaşam boyu sahalara ücretsiz almayı düşünüp düşünmedikleri sorulabilir.
    Belki de sorgusu stadyumlarda başlayan işkence mağdurlarının bizzat kendilerinin başvurusu daha bir yerinde olacaktır. Öyle ya, sorular her zaman cevap almak için değildir ve yaşamı dönüştüren çoğunluk, cevabı alınamamış soruların sürekliliğidir.
    Yeni başkana neden bu kadar yüklendiğimi soracak olursanız, lise yıllarındaki okullar arası spor karşılaşmalarının tribünlerini hatırladım da ondan. O yıllarda; yani 12 Eylül’ün öncesi ve sonrasında, İzmir Atatürk Lisesi’nin ezeli rakibi BAL’dır. Atatürk Lisesi’nin küfürbaz tezahüratına yanıt veren BAL taraftarlarını ise her seferinde Atatürk’e küfretmekten polis copu beklemektedir. Şakası bir yana, her ne kadar basın yeni görevinde babası, dedesi ve ticari ilişkileri üzerinden ilinti kursa da, aslında lise yıllarında iyi bir sporcudur Mahmut Özgener. O yıllarda hem lise hem de KSK yıldız voleybol takımında Türkiye şampiyonlukları vardır.
    Sorduğum sorulara cevap üretebileceği umudu ile liseden sınıf arkadaşıma başarılar diliyorum.
    Sudan bahisler
    Ege’de sevilen bir söz vardır: ‘Bayram değil seyran değil eniştem beni neden öptü?’ Sahi, çevreciliğin ‘daniskasını’ yaptığını savlayan Sayın Başbakanımızın AKP’den mücadele arkadaşı Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek, biz İzmirlileri neden öptü? Genel başkanının ‘Gavur İzmir’ diye andığı bir kentin halkını kanser olma ihtimaline karşı neden ikide bir sudan gerekçelerle hatırlar?
    Evet, İzmir son zamanlarda tüm ülke gibi ikinci bir tür çevrecilik iddiası ile tanıştı! Bergama ve İzmir’in su havzası Efemçukuru’nda altın madenine; yani yeraltı su kaynaklarının arsenik benzeri ağır metaller ile kirletilmesine on yıllardır karşı çıkan köylüsü, işçisi, mühendisi, hekimi ile kentin onurlu ve mücadeleci insanlarının çevreciliğinin yanına son günlerde İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Çamlı’da baraj yapmasına ket vurup altın madencilerine göz kırpan ‘çevreciliğin daniskasını’ yapanların tarzı ilişiverdi. Yakında ülkenin en borçlu belediyesi olarak tarihe geçen Ankara Büyükşehir Belediyesi’ni İzmirlilere özel sektörden çokça ihale ile satın alınmış pet şişelerde suyu ücretsiz dağıtırken görürseniz, sakın şaşırmayın. Öyle ya, madem İzmir Büyükşehir Belediyesi suyun tonunu yasal engel nedeni ile bedava değil de 10 kuruştan satmaya başladı, İzmirlilerin kanserden kurtarıcısı M. Gökçek’ten de bu beklenir.
    Hazır söz İzmir’in suyundan açılmışken, bir başka belediyecilik mümkün anlayışı adına Dikili Belediye Başkanı Osman Özgüven’i anmamak olmaz. Hani, halka suyu tamamen ücretsiz veren, ulaşımdan ücret almayan ve bu nedenle yargılanan belediyemizden bahsediyorum. Geçen yıl çevre paneli altıncı firmanın çalışanlarınca basılan Dikili Festivali’ni ise unutmak ne mümkün! Bu yıl katılmak isteyenler için ise hâlâ vakit var. Üstelik katılmışken Yortanlı Barajı’nın suları altında yok edilmek istenen Allianoi antik kentini ve oradan çıkartılan su perisi heykelini görmeye ne dersiniz?
    Hastalık vergisi
    Geçen haftanın gazeteleri halen ABD’nin bir eyaletinde mevcut olan obez; yani şişman kişilerin ayda 25 dolar daha fazla sağlık sigortası primi ödemesi uygulamasının, yakında İtalya’da da hayata geçirilebileceğini yazdılar. Bir anlamda bizim ülkemizde Genel Sağlık Sigortası’na geçişin kurgulandığı önümüzdeki sonbahar aylarında Başbakanımızın sevdiği ifade biçimi ile ‘yakın arkadaşı Berlisconi’nin’ ülkesi İtalya’da eş zamanlı olarak ek teminat paketinin ‘daniskasını’ görmüş olacağız. Hani, taslaklarında açık bir şekilde yer alıp toplumsal muhalefeti görünce örtülüp inkar edilen bizdeki GSS ek teminat paketinin çıplak halini.
    İlk anda sizlere de hoş gelmiş olabilir. Belki de içinizden o kadar yiyip şişmanlayanın zayıflama bedelini veya ilintili hastalıklarının faturasını ben niye ödeyeyim, diye geçiriyorsunuzdur. Şimdi size sigara içmeyen bir hekim olarak tiryaki olup olmadığınızı sormak isterim. Kalp hastalığından inmeye, ülserden kansere, astımdan damar tıkanmasına nice hastalığın kolaylaştırıcısı olan tütünle aranız nasıl? Şişman olmayan bir sigara içicisi iseniz, obezlerden olası hastalık riski nedeni ile her ay fazladan para alınmasını savunmaya hâlâ devam etmeyi düşünüyor musunuz?
    Hatırlarsanız önceki yazılarımda GSS ile sağlığın hak olmaktan çıkartılıp ödev haline indirgenmek istendiğine sıkça yer verirdim. Delil olarak da GSS’nin erken dönem taslaklarını gösterirdim. Şimdi size bir başka sorum olacak: Hekiminin tavsiyelerine uymayan hastaların ilgili hastalıklarının tedavi maliyetlerinin taslaklardaki anlatımı ile bizzat ödevini yerine getirmeyen hastadan alınmasına ne dersiniz? Yanıtınız ‘neden olmasın’ ise yandınız demektir. Sağlığın ticaretinin kurgulandığı bu sistemde birçok hastalığı sağlık sigortası kapsamı dışına çıkarmak istiyorlar. Bu alanı ise bir pahalı bireysel özelleştirme hedefi olarak özel sigorta şirketlerine açacaklar. Ama unutmayalım ki halihazırda özel sigorta şirketleri riski yüksek kişilerden; yani aşırı kilolulardan, sigara içenlerden, kanser riski yüksek olanlardan vd.den görece yüksek prim parası alıyorlar.
    Bu hatırlatma eşliğinde geçen haftanın bir başka gazete haberini okumaya ne dersiniz? Bir özel sigorta şirketi, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığının da sigorta kapsamında olduğunu iftiharla açıklamış. Bu noktada mevcut sistemin olası eski mağdurlarından olup ikna edemediğim okurlarıma bir sorum olacak: Onca kuyruğuna karşın eski SSK hastanelerinde kene yollu hastalıklar acep sigorta kapsamında mıdır, diye bir şey sormak aklınıza gelir miydi? Sözün özü, ‘Ateş olmayan yerden duman çıkmaz’ halk deyiminde olsa gerek. Sahi, bu özel sigorta şirketinin keneli açıklaması neyin dumanı?
    Dr. Zeki Gül
    www.evrensel.net