çizgiyi yamultmamalı...

Bir doğum günü fotoğrafı. Baba var, çocuklar var, torunlar var, pasta da var ama anne yok. Çünkü: Annem doğum günümde her zamanki gibi fabrikada mesaiye kalmıştı evde yoktu.


Bir doğum günü fotoğrafı.
Baba var, çocuklar var, torunlar var, pasta da var ama anne yok.
Çünkü: Annem doğum günümde her zamanki gibi fabrikada mesaiye kalmıştı evde yoktu.
Bir başka fotoğraf.
Bu sefer anne de var. Kucağında küçük torunu. Ama annenin yüzü asık, gözleri kapanmak üzere. Çünkü: Annem yine mesaiye kalmış, eve gece 1’de gelmiş çok, yorgun.
Üçüncü bir fotoğraf daha gösteriyor Yasin; fabrika işçisi kadının oğlu. Fotoğraftaki Çevik Kuvvet otobüslerini sayıyor tek tek. Tam 6 tane. 15 yaşındaki Yasin de şaşırmış: Sendikalı olmak isteyen bir tane kadın için 6 otobüs polis!
İşte o bir tane kadın yani Desa deri işçisi Emine Arslan, yaklaşık iki aydır Deri-İş sendikasına üye olduktan sonra kovulduğu işyerinin kapısında direnişte.
Artık başka fotoğraflar çekilsin istiyor.
İşe gelir gibi direnişe geliyorum
Saat 19.00. Mesai bitti.
“Köle değil işçiyiz, birleşince güçlüyüz, Sendika anayasal hakkımız” yazılı kartonlar toplanıyor. Boşalmış termos, yemek kapları torbalara konuluyor. “Desa deri işçisi: Sendika hakkımız engellenemez” yazılı büyük pankart da derlendikten sonra Emine Arslan’ın oğlu Yasin, hepsini bisikletinin arkasına alarak fabrikanın alt sokağındaki evlerine taşıyor. Şemsiyeyi taşımak ise Arslan’ın küçük kızı 11 yaşındaki Hatice’nin işi.
Mesai bitti deyince fabrika dağıldı sanılmasın. Direnişte olmayanlar için her zamanki gibi bugün de fazla mesai var. İşçiler fabrika bahçesinde yarım saatlik molalarında çaylarını yudumlarken gözlerini kaçırıyorlar Emine ablalarından. Çünkü Emine Arslan direnişe başladığından beri bahçeye mobese kameraları konulmuş, “sendika” ve “Emine” sözleri yasak!

Direnişte 58. gün
Bugün direnişinin 58.günü Emine Arslan’ın. Her sabah işe gider gibi pankartını, direniş önlüğünü giyip fabrikanın önüne geliyor. Kolları güneşin altında beklemekten kararmış, yüzü su toplayıp yara olmuş güneşten. Ama önemli değil onun için. 44 yaşında 20 yıllık tekstil işçisi o. 8 yıl çalıştığı Sefaköy’deki ünlü DESA deri fabrikasından sendikalı olduktan sonra işten atıldı.
Halbuki sendikalı olmak istiyordu çünkü işçiler 2 gün boyunca kesintisiz çalışmak zorunda bırakılıyordu.
Sendikalı olmak istiyordu çünkü sabah 6’daki tek molalarında masaların altına attıkları kartonda, karton bulamazlarsa betonda uyuklamak zorunda kalıyorlardı.
Sendikalı olmak istiyordu çünkü yıllardır çalışmalarına rağmen asgari ücret zor alıyorlardı.
Ancak sendika üyeliğine patron bir ay dayanabildi. İşten atıldıktan sonra tazminatı da alacakları da verilmedi. Ne zaman kapıda direnişe başladı, sendika temsilcileri fabrikaya geldi, o zaman tazminatını vermek istedi patron. Ama “artık sendikamı ve sendikaya üye yaptığım arkadaşlarımı satamam” diyerek almadı parasını. Halbuki doğal gaz faturası 480 ytl maaş alıp 400 ytl kira ödediği için yatırılmamış, gazı kesilmişti. Okulların açılmasına az kalmış, çocukların okul masrafları kapıya dayanmıştı. Bankadan haciz için ihbar mektubu da gelmişti ama artık onun için dönüş yok bu direnişten.

Sendika hakkı için ölen kadınlar... Küçücük evinde bir yandan patates soyarken bir yandan sorularımızı yanıtlamaya çalışıyor Emine. Yıllardır sabahlara kadar süren mesailer nedeniyle akşam yemeğini çocukları uyumadan yapamamıştı. Şimdi yapmaya çalışıyor, ama Lise 2’ye giden oğlu Yasin elinden alıyor patatesleri. Rahat konuşsun diye kendisi yapıyor yemeği. Neredeyse annesiz büyüdüğü için yemek yapmayı çoktan öğrenmiş zaten.
Yasin mutfağa geçerken annesi anlatmaya başlıyor: “Sinop Ayancıklı’yım. 15 yaşında evlendim. 1985 senesinde İstanbul’a geldim. Babamın maddi durumu iyi olmadığı için okuyamadık. 8 kardeşiz. İşte ‘85’te İstanbul’da ilk defa işe başladım, girdim konfeksiyona. El işçisi olarak girdim, 28 günde beni makineye oturttular. İlk işçilik hayatım böyle başladı. 1.5 sene burada çalıştıktan sonra eşimin çalıştığı plastik fabrikasına geçtim. Fabrikaya Petrol-İş sendikasını getirdik. 21 yaşındaydım o zaman. Sendika çalışmaları vardı zaten ben de içine girmiş oldum. İşçilerle beraber toplantılar falan yapılıyordu. Sefaköy’de sendikanın bürosu vardı orada toplanıyorduk. Anlatıyorlardı sendika hakkı için geçmişte kaç tane kadın ölmüş. İnsanlar o zaman 16 saat çalışıyorlarmış, düzenli çalışma saatleri istemişler. Onları anlatıyorlardı bizlere. Oralardan doğru sendikayı biliyorum. Çok da zorlanmadık, koyduk sendikayı. Ama adam üç sene sonra fabrikayı başka yere taşıdı, biz de tabii uzak olduğu için peşinden gidemedik. Sendikalı olunca çalışma koşulları da iyiydi. İlk iki çocuğum oradayken dünyaya geldi. Oranın dışında hep tekstilde çalıştım. Benim işyerinde makinacı bonservisim bile var. En son Desa’ya girdim. Çocuklarımın sayısı 4 oldu bu arada. 8 senedir buradayım, burada yıprandık gittik işte. Aslında başka yerden teklif almıştım ama eve yakın diye buraya girmemi istedi eşim. 5 sene el işi bölümünün başında kaldım. Sonra ara kontrole geçirdiler beni, astar kontrolü yapıyoruz. Gerçekten tekstil işçiliği çok zor. Burada 9 ay sigortalı yapmadılar beni. Sürekli sigorta müfettişleri geliyordu, sonunda yapmak zorunda kaldılar herkesi. Sigortacılar geldiğinde bizi şubat ayında çatıya kilitliyorlardı. Ya da mahalleye gönderiyorlardı, sokağa atıyorlardı”

Masa altında uyuyorduk
“Eğer yükleme varsa kesinlikle öğlen yemeğine çıkamazsın. O yükleme bitecek ancak ondan sonra yemeğini yiyeceksin. Akşam numune varsa kesinlikle akşam yemeğine de çıkamazsın. Ramazanlar da yine aynı şey, orucunu açamazsın bir türlü. Fazla mesainin zaten haddi hesabı yok. Bugün 8.30’da girersin ne zaman çıkacağın belli olmaz. Hele konfeksiyon ve paketleme bölümü kesinlikle çıkamaz. ‘Sabahlama’ varsa sabaha kadar çalışırsın ama sonra yeni günün mesaisine de kalmak zorundasın. Sabah 6’da bize 1 saat paydos verirler. Onu da iki senedir veriyorlar öncesinde hiç vermiyorlardı. O bir saatte ister dışarıda kaldırıma tünekle, ister işyerinde masanın altında yat. Ben hiç değilse bunlar düzene girer, fazla mesai saatleri düzene girer sendika gelirse dedim. Çünkü biliyorum sendikanın faydalarını”

Annem bir kere elimden tutup okula götürmedi
“Ama biz akşam eve geldiğimizde hiçbir yerimiz tutmaz, ayaklar neyin kütük gibi olmuştur, duş almaya bile halin yok şekilde gelirsin eve. Eşim servis şöförü. O evde olmasa çocuklar yalnız. Çocuklar aç kalıyordu. Ben geldiğim zaman yemek yapmaya uğraşıyorum. Yemek pişene kadar zaten çocuklar uyuyor sana da yemek zehir oluyor. Çocuklar şikayet etmez mi ediyor. Geçen Hayat Televizyonu’na çıkınca kızım dedi ‘annem benim saçımı taramadı, bir kere elimi tutup okula götürmedi, park yüzü görmedim annemle bu Desa yüzünden’ dedi. Beni de duygulandırdı. Çünkü onların ezikliğini yaşıyorum. Sanki yetim gibiler bizim çocuklar. Anne baba sözde var ama meydanda yok o şekilde geçti 8 senemiz”

Haklarımızı alana kadar devam
“Ben işime geri dönene kadar, haklarımı alana kadar kapıda oturmaya devam edeceğim.
Sendikanın 60 tane üyesi var. Arkadaşlarımı, sendikamı satamam artık. İşçi arkadaşların sıkıntısı ne biliyor musun, birbirlerine ulaşamıyorlar. Bütün gün ustalar başlarında. Tembih etmişler ki Emine abla konusu, sendika konusu konuşulmayacak. Konuşurlarsa atılacaklar. Göze alamıyorlar. Bir de evlerine giderken bile peşinde takipçiler var, O kadar korkuyorlar sendikadan. Bu kadar da değil beni gözaltına da aldılar polisler. Karakolda ifademi aldılar. Patron ‘tehdit altındayım solcuları peşine topluyor slogan atıyor, sataşıyor’ demiş. Yasayı çiğneyen patron. Tuttular bize kaldırım cezası kestiler 62 YTL. Patrona ceza yok.
Yani böyle zor olsa bile en azından akşam 7’de evimdeyim. İçerde çalışırken 7’de hiç ev yüzü görmüyordum. Eşim bile ‘oh be hanım evde’ diyor. Çocuklar da öğrendiler sendika nedir, hak nedir. Öğrenmeleri lazım. Diğer işyerlerinden arkadaşlar geliyor ‘buradaki başarı bizim de başarımızdır abla, devam et’ diyorlar. Sağ olsun halk çok destekliyor.
İçerdeki arkadaşlarıma derim ki eski çağdan kalmış bir düzende çalışmasınlar. Bu fırsatı değerlendirsinler bir an önce sendikalı olsunlar. Yoksa aynı düzende kalacak. Ben kendim için beklemiyorum artık onlar için bekliyorum. Kendim için olsa zaten alır paramı giderdim. Ben arkadaşlarımı ve sendikamı satamam. Şimdi de diyorlarmış ki içerde sendikadan korkusundan parasını alamadı. Kesinlikle böyle bir şey yok. Sendikamız için onlar terörist falan diyorlar, yanıma gelenlere solcular diyorlar. Solcuları arkasına topladı bizden haraç istiyor diyorlarmış. İftira atmaya çalışıyorlar. Benim tazminatı mı zaten veriyorlardı istesem alırdım”

İşçinin çizgisi
Emine Arslan mücadelesinin bir sonraki gününe hazırlık yaparken ayrılıyoruz yanından. Desa fabrikasının önünden geçerken kulağımızda diğer iş arkadaşlarının sesiyle birleşmesini umduğumuz kararlı sesi var hala:
“İnsan çizdiği çizgiyi sonradan yamultmamalı. O çizginin sonuna ya varacak ya varacak... Benim hedefim de o son nokta. Biz yolumuzda kararlıyız, patron bir an önce kendi yolundan dönsün, zararlı o çıkacak. Sendikam tamam bu iş buraya kadar diyene kadar devam edeceğim…”
Elif Görgü
www.evrensel.net